Page 30 - 2018-2021 Çalışma Raporu
P. 30
ve son günlerde bölgemiz özelinde çocuğun yaşam hakkı ihlalinin ciddi anlamda art-
tığını görmekteyiz. Bir kez daha ifade etmekten çekinmediğimiz ve değişmediği müd-
detçe de ifade etmeye devam edeceğimiz üzere; Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Çocuk
Hakları Sözleşmesi’nde yer alan çocukların eğitim, ifade özgürlüğü, kendi kültürünü
yaşatma ve kendi dilini özgürce kullanma haklarını içeren 17., 29. Ve 30.maddelerine
koyduğu çekincenin çocuğun ruhsal gelişimi için doğru olmadığını ve bu çekincelerin
derhal kaldırması gerektiğini vurgulamak isteriz. Tüm dünya Ülkeleri genelinde ve ül-
kemiz özelinde de çocukların uğradığı hak ihlalleri giderek atmakta, yaşam hakları ihlal
edilen, her yönü ile sömürülen çocuk işçilerin, çocuk gelinlerin, cinsel istismara maruz
kalan ve fuhuşa itilen çocuk sayısının hızla artması bizleri endişelendirmektedir.
Komşu ülke Suriye’de 2011 yılından beri savaş nedeniyle yaşanan kitlesel göçlerde, ül-
kemizdeki göç yönetimi ve yasadışı göçle mücadeledeki yetersizliklerden en fazla yara
alan kesimin çocuklar olduğu; bu süreçte çocukların yaşama ve korunma haklarının ağır
bir şekilde ihlal edildiği herkesçe bilinmektedir. Yasal kapsamda yaşama, sağlık, eğitim
ve barınma haklarına ilişkin düzenlemeler mevcut olmakla birlikte, göç yönetimindeki
idari yetersizlikler ve altyapı sorunları nedeniyle sığınmacı ve mülteci çocuklar yasala-
rın sağladığı bu haklara erişememekte, iyi beslenememekte, sosyal izolasyon ortamında
büyümekte, hastalandıklarında uygun tedaviler görememekte, nitelikli eğitim hakların-
dan mahrum kalmakta, cinsel istismara ve her türlü riske açık hale gelmektedirler. Mül-
teci yoksulluğu, beraberinde çocuk ölümleri, çocuk işçiliği, dilencilik, çocuk fuhuşu ve
ticareti de mücadele edilmesi gereken komplike sorunlar olarak artış göstermektedir.
BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 22. Maddesi’ne göre, Türkiye kendi toprak-
larında mülteci olan tüm çocukların Sözleşme’de yer alan haklardan faydalanması için
gerekli önlemleri almakla yükümlü olduğunu bir kez daha hatırlatmak isteriz. En temel
insan hakkı olan yaşam hakkının ihlali ne yazık ki çocuklara yönelik olarak her geçen
gün artış göstermektedir. Bölgemizde Kürt sorununa paralel gelişen ve son 3 yılda yo-
ğunlaşan toplumsal olaylarda devletin negatif yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve
doğrudan kamu görevlilerinin fiili ile ortaya çıkan yaşam hakkı ihlallerinin yanı sıra
yine birçok çocuk anlamını dahi bilmediği ağır suçlamalarla adli mekanizmalarla ta-
nışmış, tutuklanarak, karakollarda, sokaklarda, cezaevlerinde kolluk güçleri tarafından
şiddette maruz kalarak, uzun süre sağlıksız cezaevlerinde tutuklu kalmışlardır. Devletin
29

