Page 62 - Baroların Bağımsızlığı Savunmanın Dokunulmazlığı Sempozyum
P. 62
s E l\,,| PozYU M
ma diye bir sıralama olmamış. O zaman savunmanın bağımsızlığı kendi içerisinde avu-
katın ve baronun bağımsızlığını da getirir. Bu konuda dünya ile bizim aramızda farklı
bir durum var. Şimdi orada savunmanın kendine özgü bir özelliği var. Bizde zaten sa-
Vunma zlttlr, oraya bir şey atılıyor, bunun zıttı bir şey savunma oluyor, Zlttl olmayan
bir şeyi savunmak öyle ko|ayca kabul edilmiyor. O zaman onun içerisinde bir antigo-
nizma var, bir zıtlık var, zıtları barından bir şey var ve o zıtları birbiriyle çatlŞtlnr. Zıtla-
rın olmadığı bir yerde savunma diye bir şey olmaz. lşin esası bu. O zaman özünde bu
savunma çoğulcu, çok kültürlü yerlerden gelen bir olay. Olmad|ğı vakit de savunma
çok gelişmiyor gibi ge|iyor bana.
Bağımsızlık konusunda Atina Kongresinde karar alınmış 1955 yılında. Dünyanln
bütün avukatları mesleklerinin bağımsızlığını savunmak zorundadır. Sonra BM Havana
Prensipleri de var. orada da avukatın da, barosunun da mutlaka bağımsız olması ge-
rektiği fikri Var. Sonra Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulunun avukatlarln rollerine ilişkin
kuralları belirlerken orada da mutlaka avukatın bağımsızlığt ve baronun bağımsızlığın-
dan ciddi bir şekilde söz ediliyor. Bizde Avukatlık Yasası "savunmanın bağımsızlığı" di-
yor. Onun ötesinde diğer maddelerde öyle bir şey demiyor. Niçin? Biraz sonra mantı-
gımın içerisinde izah etmeye çalışacağım. Meslek kurallanndan söz ediliyor ama mes-
lek kurallarını belirleyen Barolar Birliği Genel Kurulu olmuş. Sonuçta bir yönetim belir-
lememiş, bir yönetim belirlediği zaman sessiz sedasız öyle bir geçiştiriyor. Niçin? Şim-
di arkadaşlar, bu savunma Avrupa'da bir çok şey gelişirken bu çoğulculuk, çok kültür-
lülük kendiliğinden gelişmedi. özellikle Batı Avrupa merkezileşip güçlendi. Sonra Do-
ğu Avrupa'nın hoşuna gitti, biz de merkezileşelim dediler. Tamam dediler, ticaretleri
falan da yok. Ne yaptılar? Bir kutsal yarattı|ar, Nedir o kutsal? Bayrak, toprak vs. ve o
devletlerin hepsinde faşizm filizlendi böyle, Çok garip bir şey. Çünkü doğal, evrimci bir
yapı değil. Bizde de onun benzeri bir durum var. Bizim devletimiz ticari, pazar ekono-
misi üzerine kurulmuş bir devlet değil. Biz de "kutsallar" oluşturulmuş, kutsallar üzeri-
ne bir devlet oluşturulmuş. Belki kurulduğu günün mantığını anlarsınız ama devleti ku-
ranların kendi ideolojisinde de, kendi inançlarında da bir ideal var; demokratikleşme.
Hep söylüyorum bu "demokratik cumhuriyet" söylemi bugünün değil, Atatürk'ün söy-
lemidir, Irdelerseniz bu o döneme ait bir şey ama hiç gerçekleşmedi. Gerçekleşmediği
için de biz bugüne geliyoruz. Nasıl? o devletlerin temel özelliği merkeziyetçi olmaları-
dır. Güç santraldedir, Güç Ankara'dadır yani bize benzer bir şey. Şu anda Türkiye Ba-
rolar Birliği ciddi bir ekonomik güç, ciddi bir idari güç, Orada bir güç var. Sonra bir şey
daha var; kamu. Şimdi o kamu Avrupa'da yine farklı gelişmiş. Önce devlet kamusu,
devlet kamusuna hükmedince, hegomonik bir kamu. Bizde de aynısı söz konusu, Kar-
şısına dikilmiş burjuvazi demiş ki benim alanıma giremezsin, oluşturmuş kendi kamu-
sunu. Son yeni dünyada arada kalan büyük alanlarda demişler ki benim kamum. Şim-
di bugün onların kamusu kapsayıcı bir kamudur, sadece devletin değil. Bizde öyle mi-
dir? Hayır, blzde sadece ve sadece devletin kamusudur. Biz baroları, kuruluşları, sistem
baştan geldiği gibi, biraz da anlayışımıza yansltarak, merkeziyetçi Ve kamuyu devlet
DlYARBAKIR BARosU YAYINIARI
6l

