Page 91 - 2018-2021 Çalışma Raporu
P. 91
bir özeleştiri yoktur. Israrla ve övünerek nicel artışa vurgu yapılmaktadır. Nitelik konu-
sunda da bazı eğitim faaliyetlerinden söz edilmektedir. Tamamen subjektif kriterler ile
bir kısmı sınavsız olarak hakimlik ve savcılık mesleğine kabul edilen personelin, eğiti-
minin ve mesleğe kazandırılmasının oldukça uzun süreceği unutulmamalıdır. Belge’nin
uygulanma durumunun izlenmesi için Ada let Bakanlığı tarafından yıllık izleme raporla-
rı hazırlanacağı ve Belge’nin yayımlanmasından itibaren en geç üç ay içinde “Yargı
Re formu Stratejisi İzleme ve Değerlendir me Kurulu” oluşturulacağı belirtilmiştir. Her
iki mekanizmanın içinde başta barolar olmak üzere, insan hakları örgütleri de yer alma-
lıdır. Belge’de ele alınan konuların iki temel yönü bulunduğu, bunların mevzuat altya-
pısı ve uygulamaya ilişkin olduğu vurgulanmıştır. Mevzuat altyapısının güçlendirilece-
ği, uygulamada ise insan hakları duyarlılığının artırılmasına ilişkin çalışmaların
yapılacağı, bu çalışmaların özellikle ifade ve basın özgürlüğü, internet üzerinden erişim
engelleme usulleri, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ve tutuklama tedbirine ölçülü
başvurulmasına yö nelik olacağına vurgu yapılmıştır. Gerçekleşmesi halinde belgenin
pozitif yanları olarak göze çarpmaktadır. Yürütme, Belgede, 16 yıl boyunca insan hak-
ları konusunda hem mevzuat alanında önemli gelişmeler kaydettiğine, yanı sıra bu alan-
da kurulan mekanizmalara vurgu yapmıştır. Ancak gerek mevzuat değişikliği ile gerek-
se de yeni kurulan mekanizmaların işlerliği ve işlevselliğine herhangi bir vurgu
yapılmamıştır. Burada söz geldiği için belirtmekte yarar var, Türkiye yargısının yapısal
sorunları sadece mevzuat ya da mekanizmaların yokluğundan değil, önemli ölçüde uy-
gulamadan, yani “insan hatasından” kaynaklandığına bir kez daha vurgu yapmakta ya-
rar görmekteyiz. Bu kapsamda yargı mensuplarının insan haklarına ilişkin duyarlı lık ve
farkındalığının artırılması için eğitim ve farkındalık çalışması planlanması, gerçekleş-
mesi ve hedefe ulaşması durumunda belgenin dikkate değer yönlerinden biridir. Belge-
de ifade özgürlüğü son derece ürkekçe ele alınmıştır. Bu konuda haber verme sınırları
içeri sinde yer alan, eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarının suç oluşturmaya-
cağına ilişkin dü zenlemelerin ceza mevzuatının bütününün değerlendirilmesi suretiyle
etkin biçimde uygulanmasına yönelik olacağı belirtilmiştir. Ancak uygulamada en çok
can yakan ve pervasızca uygulanan TCK 301.maddede düzenlenen “Türk Milletini,
Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama”; TCK 216.
maddede düzenlenen “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama”; TCK 299.mad-
dede düzenlenen “cumhurbaşkanına hakaret” düzenlemelerinde herhangi bir değişiklik
yapılacağına vurgu yapılmaması Belgenin ifade özgürlüğü konusunda en zayıf yanları-
dır. Umudumuz bu çerçeve belgenin içeriğinin, daha sonra yasal düzenlemeler ile dol-
durulmasıdır. Keza bölge adliye mahkemelerince istinaf incelemesi sonucunda verilen
kararların kesinlik sınırının, ifade özgürlüğünü ilgilendiren maddeler açısından yeni den
belirleneceği yönündeki düzenleme son derece isabetli olacaktır. Hakim-savcılar ve di-
ğer adliye personelinin ifade ve basın özgürlüğü başta olmak üzere insan hakları konu-
sunda eğitim çalışmalarına alınmaları; özellikle hakimlerin tutuklamaya ilişkin olmak
üzere kararların gerekçelendirilmesi hususunda eğitim çalışmalarına dahil edilmeleri
oldukça isabetli tespitlerdir. Son derece tartışmalı yollar ve politik kriterler ile mesleğe
kabul edilen ve hiçbir deneyimi olmadan ağır ceza mahkemelerine atanan hakim ve
savcıların mesleki donanımlarının son derece zayıf olduğu, yürütme başta olmak üzere
güç ve baskı odaklarına karşı son derece güçsüz/dirençsiz oldukları, uygulamada sıkça
90

