Page 90 - 2018-2021 Çalışma Raporu
P. 90
çarpmaktadır. İşkence, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü gibi memleketin en temel ve
can yakan sorunlarında bile geçmişe ve hâlihazırdaki duruma bir övgü olması, “eğer
durum bu kadar güllük gülistanlık ise bu reforma neden ihtiyaç var” sorusunu kaçınıl-
maz olarak gündeme getirmektedir. Bu konularda iyiyiz ama daha iyi olmaya gayret
ediyoruz gibi bir sonuç ortaya çıkıyor ki mevcut durum karşısında buna inanmak müm-
kün değildir. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda öngörülen hedef ve amaçlar
mevcut yargı düzeni içerisinde hiçbir anlam ifade etmemektedir. Yürütmenin hoşuna
gitmeyen kararlar veren mahkemelerin dağıtıldığı, hâkim ve savcıların her an terör ör-
gütü üyesi olmakla itham edilip görevden ihraç edilme tehdidi ile karşı karşıya olduğu,
AYM ve AİHM kararlarının mahkemelerce uygulanmadığı, yüksek mahkeme üyeleri-
nin tamamının hükümet tarafından (hatta bir kişi tarafından) atandığı, mahkemelerin ve
hâkimlerin yürütmenin telkin ve talimatları doğrultusunda karar ihdas ettiği sayısız ör-
nek karşısında; belgede öngörülen birkaç yasal düzenleme ile “tarafsızlık ve bağımsız-
lığın” sağlanabileceğini düşünmek saflık olur. Türkiye’de klasik bir yargının olup olma-
dığı bile artık tartışmalıyken, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesini konuşmak son derece
lüks ve gereksizdir. Dolaysıyla bu paragraftan sonraki öneri, eleştiri ve takdirler önce-
likle “bağımsız ve tarafsız” bir yargı ile mümkün olabilecek mazide hoş sedalar şeklin-
de de değerlendirilebiliniz. Belgede Avrupa Hukukuna ve AB üyelik ülküsüne bağlılığa
vurgu yapılmıştır. Bu vurgu; Türkiye’nin AB’ye katılmasının Birliğin güvenliğine katkı
sunacağı, Türkiye’nin de küresel bir güç haline geleceği şeklinde tasvir edilmiştir. Top-
lumsal çatışma alanlarını azaltarak suç işlenmesini önlemek ve yargı kalitesini geliştir-
mek yerine arabuluculuk ve benzeri “mahkeme dışı”, avukatların iş alanlarını önemli
ölçüde daraltan çözüm yolları önerilmektedir. Bununla bağlantılı olarak iş uyuşmazlık-
ları ve ticari uyuşmazlıklardaki arabuluculuk dava şartı uygulamasına övgüler dizilmiş-
tir. Adil yargılama hakkı ile ilgili üstünkörü bir özeleştiri göze çarpmakla birlikte, ilke-
nin yeterince gözetilememesini “iş yükü fazlalığı” ile açıklanmaya çalışılmış, suç
üreten; siyasal, sosyal, ekonomik ve psikolojik faktörlere hiç değinilmemiştir. Hukukun
üstünlüğü, bağımsız ve tarafsız yargı ile ekonomik gelişme arasında bir bağ kurulması
önemlidir. Demokrasi olmadan refah olmaz, sözüne vurgu yapılmış, bununla paralel
olarak güvenlik-özgürlük denklemi de dile getirilmiştir. Terörle mücadele konusunda
herhangi bir zafiyet gösterilemeyeceği ve aynı şekilde yola devam edileceği belirtilmiş-
tir. Yargının önemli yapısal sorunlarının zaten bu bakış açısının sakatlığından kaynak-
landığını burada bir kez daha vurgulamakta yarar görmekteyiz. Yani özgürlük-güvenlik
denkleminde kantarın topuzunun güvenlikten yana bayağı ağır bastığı görülmektedir.
Başta terörle mücadele mevzuatı olmak üzere ifade özgürlüğünü etkileyen mevzuatta
bazı düzenlemeler yapılacağı çok ürkekçe cümle arasına sıkıştırılmıştır. Lekelenmeme
hakkı da değerlendirilmiş, “vatandaşların mesnet siz ihbar ve şikâyetler nedeniyle soruş-
turmaya maruz bırakılma ması ve böylelikle lekelenmeme hakkının korunması için ih-
bar ve şikâyetin soyut, genel nitelikte olması durumunda soruşturma yapılmamasını
sağlayan bir dü zenleme hayata geçirilmiştir” şeklinde güncel uygulama ile taban tabana
zıt bir tespite yer verilmiştir. Günümüzde BİMER ve CİMER’e yapılan şikayetler üze-
rine haysiyet cellatlığının yapıldığı çok sayıda örnek vermek mümkündür. Adli hizmet
sunan personel (hakim, savcı, katip, infaz koruma memuru vs) artışından övgüyle bah-
sedilmektedir. Ancak yeni alınan personelin kalitesi ve mesleğe kabul şekli konusunda
89

