Kullanıcı deneyiminizi artırmak için uygulamamızı indirebilirsiniz.
- Baromuz
- Merkezler & Komisyonlar
- Komisyonlar
- Merkezler
- Raporlar
- Duyurular
- Yayınlar
- Baro Bültenleri
- Diğer
- İletişim
04.05.2026
BASINA VE KAMUOYUNA
2025 Nisan – 2026 Nisan döneminde toplam 45 çocukla gerçekleştirdiğimiz görüşmelere dayanarak hazırladığımız “Diyarbakır Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda Tutuklu Bulunan Oğlan Çocuklarına Yönelik Hak İhlalleri Ve Tutulma Koşullarına İlişkin Rapor” kamuoyuyla paylaşılmıştır.
Raporumuzda çocukların tutulma koşulları, temel haklara erişimleri ve karşı karşıya kaldıkları hak ihlali riskleri çok yönlü biçimde değerlendirilmiştir. Görüşmeler ve gözlemler neticesinde elde edilen bulgular, çocukların maruz kaldığı ihlallerin münferit olmadığını; aksine süreklilik arz eden, yapısal ve kronik bir nitelik kazandığını açıkça ortaya koymaktadır.
Raporda yer alan bulgulara göre;
• Çocukların %40’ıkoğuş içerisinde kavga veya ciddi sorun yaşandığını, %73,3’ü koğuş içerisinde mesul kişiler tarafından kurallar konulduğunu belirtirken %51,1’i ise bu keyfi kuralların zorbalık içerdiğini ve uyulmaması halinde fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kaldığını ifade etmektedir. Kronikleşen akran zorbalığına ilişkin çocukların sadece %22,2’si kurumun bu kapsamda önlemler aldığını ifade etmektedir.
• Yaklaşık olarak her 4 çocuktan biri cezaevi personelinin onur kırıcı davranışta veya hakarette bulunduğunu ifade ederken her 5 çocuktan biri ise cezaevi personelinin şiddet uyguladığını ifade etmektedir.
• Çocukların %13,3’ü çıplak aramaya maruz kaldığını, %20’si arama süreçlerinde mahremiyet ihlali yaşadığını, %15,6’sı ise personelin mahremiyet ihlaline yol açabilecek fiziksel temasta bulunduğunu ifade etmiştir.
• Kanunda açık olarak yasaklanmasına rağmen çocukların %53’3 üne kuruma nakil, hastaneye sevk ve muhtelif zamanlarda kelepçe takıldığı anlaşılmaktadır.
• Eğitim hakkı bakımından; çocukların örgün ve yaygın eğitime erişiminde süreklilik sağlanamadığı, eğitim materyallerine erişimde sınırlılıklar bulunduğu ve kurum içi sosyal faaliyetlerin yeterli düzeyde sunulmadığı yönünde bulgular tespit edilmiştir.
• Sağlık hizmetlerine erişim bakımından çocukların yalnızca %26,7’si gerekli tedbirlerin ivedilikle alındığını belirtmiş; sevk ve tedavi süreçlerinde gecikmeler olduğu tespit edilmiştir.
• Psikososyal destek kapsamında çocukların yalnızca %28,9’u psikolog ile düzenli görüşebildiğini ifade ederken görüşme gerçekleştirebilen çocukların önemli bir bölümü ise görüşme sürelerinin yetersiz olduğunu ifade etmiştir.
• Haberleşme hakkı bakımından; çocukların aileleriyle düzenli ve etkili iletişim kurmalarını sağlayan mekanizmaların sınırlı olduğu, e- görüşme ücret tarifesindeki yüksek tutarların bu hakkın kullanılmasının önünde ciddi engeller oluşturduğu anlaşılmaktadır.
• Yargıya erişim bakımından; çocukların avukata etkin erişim, savunma hakkı ve yargısal süreçlere katılım açısından çeşitli zorluklar yaşadığı, özellikle tutukluluk ve sevk süreçlerinde hak ihlali risklerinin bulunduğu tespit edilmiştir.
• Barınma koşulları bakımından çocukların %68,9’u koğuş kapasitesinin aşıldığını belirtmiştir.
• Beslenme hakkı bakımından çocukların %80’i günde üç öğün yemek verilmediğini ifade etmiştir.
Elde edilen veriler doğrultusunda özellikle;
yaygın ve kronik hale geldiği tespit edilmiştir.
Son dönemlerde “Suça Sürüklenen Çocuklar” konusu uzun süredir kamuoyunun gündeminde yer almakta; bu tartışmalar çoğu zaman salt cezaların artırılması yönünde çözümden uzak popülist bir söylem etrafında şekillenmektedir. Oysa çocuk adalet sistemi yalnızca cezalandırmaya dayalı bir yaklaşım üzerine kurulamayacaktır. Adaletin cezalandırıcı yönü kadar onarıcı yönünün de güçlendirilmesi gerekmektedir.
Ne var ki raporumuzda ortaya konulan tablo, ceza infaz kurumlarının bu onarıcı işlevi yerine getirmekten uzak olduğunu göstermektedir. Akran zorbalığı başta olmak üzere kronikleşen hak ihlalleri, çocukların hem kendilerine hem de topluma olan güven ve saygılarını zedelemekte; onları toplumsal hayattan daha da uzaklaştırmakta ve suç çevrelerine yeniden yönelme riskini artırmaktadır. Bu koşullar altında ceza infaz kurumları, çocukların daha derin bir biçimde sistem dışına itildiği mekanlara dönüşmektedir.
Öte yandan, çocukların devletin kontrolü altında bulunduğu bu süreçte, onları suça sürükleyen nedenlerin tespiti ve ortadan kaldırılması için bilimsel ve düzenli çalışmalar yürütülmesi gerekmektedir. Düzenli psikolog görüşmeleri, sosyal inceleme süreçleri ve bireysel destek mekanizmaları bu sürecin vazgeçilmez unsurlarıdır. Ancak yaptığımız görüşmeler, bu alanda ciddi bir eksiklik bulunduğunu ve çocukların rehabilitasyonuna yönelik bütüncül bir yaklaşımın hayata geçirilmediğini göstermektedir.
Ziyaret süreçlerinde dikkat çeken önemli bir diğer husus ise çocukların maruz kaldıkları hak ihlallerini dile getirme ve şikayet etme konusunda ciddi bir çekince içerisinde olmalarıdır. Çocuklar, soruşturma süreçlerinin gizlilik ve güvenlik esasıyla yürütülmemesi sebebiyle avukat görüşmeleri sonrasında şikayet ettiği personellerle doğrudan ilişki içerisinde kalacak olmaları ve şikayetleri nedeniyle zor durumda kalacakları düşüncesiyle şikayette bulunmaktan kaçınmakta; bu durum ihlallerin görünmez kalmasına ve devam etmesine zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle, çocukların güvenliğini esas alan, gizlilik temelli ve bağımsız başvuru mekanizmalarının oluşturulması acil bir ihtiyaçtır.
Bu noktada, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde suça sürüklenen çocuklara ilişkin kurulan araştırma komisyonunun yürüttüğü çalışmalar ve raporlama süreci büyük önem taşımaktadır. Sahadan elde edilen bu verilerin dikkate alınması; çocuk adalet sisteminin onarıcı yönünü güçlendirecek ve özellikle ceza infaz kurumlarında uygulanacak politikalara yön verecek düzenlemelerin ivedilikle hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Çocukların özgürlüklerinden yoksun bırakıldığı kurumlar, haklarının askıya alındığı değil; aksine daha güçlü biçimde güvence altına alındığı alanlar olmak zorundadır. Mevcut durum ise bu temel ilkenin ihlal edildiğini açıkça göstermektedir.
Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi olarak;
Kamuoyu önünde yetkili kurumlardan talep ediyoruz.
Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi olarak, çocukların üstün yararını esas alan bir adalet sistemi için çalışmalarımızı sürdüreceğimizi; raporumuzda ortaya koyduğumuz kronikleşmiş sorunların çözümü için gerekli tüm hukuki girişimlerde bulunarak sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz.
Diyarbakır Barosu
Çocuk Hakları Merkezi