Diyarbakır Geneli 2019 Yılı İlk 4 Aylık Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşü Hakkı İle Bağlantılı Olarak İfade Özgürlüğü Raporu Basına Sunuldu...

28.06.2019

BASINA ve KAMUOYUNA

28 Haziran 2019, Diyarbakır

Değerli Basın Mensupları;

Diyarbakır Barosu İnsan Hakları Merkezi tarafından ifade özgürlüğünün özel bir biçimi olan toplanma ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik yasaklama, kısıtlama ve engellemelere ilişkin hazırlanan raporu kamuoyuna sunmak için karşınızdayız. Bu rapor, çoğunlukla basın taramaları, baromuza yapılan şikayetler, baromuzun gözlemleri sonunda Diyarbakır il sınırları içerisinde meydana gelen olaylar ile sınırlıdır. Bu nedenle eksik ya da gözen kaçmış bazı vakaların raporda yer bulmaması mümkündür.  Rapor 2019 yılının ilk 4 aylık sürecini kapsamaktadır.

Rapor incelendiğinde yurttaşların, siyasi partilerin, STK’ların ve meslek örgütlerinin düzenlemek istediği gösteri ve yürüyüşlerin neredeyse tamamına yakınının yasaklandığı ya da kısıtlandığı gözlenmektedir. Polisin birçok gösteri ve yürüyüş sırasında keyfi, gereksiz, aşırı ve orantısız güç kullandığı yönünde çok sayıda görüntü kamuoyuna yansımıştır.  

Özellikle açlık grevi eylemlerine dikkat çekmek isteyen mahpusların annelerine yönelik keyfi ve onur kırıcı davranışlar belirgin bir şekilde öne çıkmıştır. Beyaz tülbentli anneler, Türkiye’nin birçok ilinde polisin onur kırıcı davranışları ve kötü muameleleriyle karşılamıştır. Baromuz özellikle Gebze ve Diyarbakır’da annelere yönelik davranışları nedeni ile sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunmuştur.

Yine açlık grevleriyle ilintili olarak HDP il örgütünün binası uzun namlulu silahlar kullanan polisler tarafından en az iki defa basılmış; açlık grevi gibi kişinin kendisi dışında kimseye zarar vermediği bir eylem nedeniyle çok sayıda kişi gözaltına alınmıştır. HDP il örgütü binasının dış kapısının önünde yapmak istediği basın açıklaması, polisler basın mensupları ile açıklamayı yapan kitlenin arasına girerek kalkanlarıyla engellediği gözlenmiştir.   

Önceden izin alma prosedürünün çok katı bir şekilde uygulandığını, böylece protesto hakkının bütünüyle imkansız hale geldiğini not etmekteyiz. AİHM ve AYM içtihatlarıyla çelişen bu katı izin prosedürü; kötü niyetli olarak uygulamakta böylece gösteri ve yürüyüş hakkı ve onunla bağlantılı olarak ifade özgürlüğü hakkı ortadan kaldırılmakta ya da soruşturma ve kovuşturmalara konu edilerek yargı tacizine uğramakta; kriminalize edilmektedir. Hiçbir suç unsuru içermeyen, polise karşı herhangi bir şiddet eylemine başvurulmayan, trafiği ya da diğer kamu hizmetlerini engellemeyen gösteri ve yürüyüşler de, sadece muhalif temaları nedeniyle keyfi bir şekilde yasaklanmakta, gaz ve tazyikli su kullanılarak dağıtılmaktadır.

Gösteri ve yürüyüşün teması, güvenlik güçlerinin yaklaşımını da belirleyen ana faktördür. Hükümetin siyasal, sosyal ya da ekonomik politikalarına yönelik eleştirileri dile getirmek amacıyla yapılan gösteri ve yürüyüşler çoğunlukla sert bir şekilde bastırılmış ve engellenmiştir.  Yani güvenlik güçlerinin tutumunu belirleyen gösterinin içeriğidir.

5442 Sayılı yasanın 11/c maddesince Valilere tanınan yetkiler kapsamında, Türkiye’nin birçok ilinde sıkça il sınırları içerisinde her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşü vb. eylem ve etkinliklerin topluca yasaklandığı gözlenmiştir.  Bu yasağa aykırı davrananlar hakkında, ya 2911 sayılı yasaya muhalefet etmekten dava açılmış ya da kabahatler kanununa göre para cezası kesilerek cezalandırılmışlardır.   

Sonuç olarak toplanma ve gösteri hakkı, ifade özgürlüğünün özel ve önemli bir biçimidir. Bu temel hakkı ortadan kaldırmak, kısıtlamak ya da engellemek daha büyük toplumsal krizlere yol açma potansiyeli taşımaktadır. Bu nedenle devlet bürokrasisini bu temel hakkı kısıtlamaktan yada engellemekten vazgeçmeye; yargı mekanizmasının da hakkın özünü ortadan kaldıran kriminal yaklaşımlardan ve kararlardan vazgeçmeye; özgürlükçü bir perspektif ile meseleye yaklaşmaya ve kararlar vermeye davet ediyoruz.