16 Mart 1988 Halepçe Katliamı Soykırımdır, Soykırım Olarak Tanınmalıdır!

16.03.2020

BASINA ve KAMUOYUNA

                                               16 MART 2020

16 Mart 1988 tarihinde Kürtlere karşı tarihin tanık olduğu en ağır ve en utanç verici insanlık suçlarından biri işlendi. Irkçı ve gaddar Baas Rejimi güçlerince Irak Federal Kürdistan Bölgesi  Halepçe  şehrinde kimyasal silahlarla Kürt halkı soykırıma tabi tutuldu.

“Enfal Harekâtı” adıyla başlatılan; Kürtlere karşı işkence, idam, köylerin yıkılarak boşaltılması ve talan edilmesi ile devam eden harekât 1988 yılında bir insanlık suçu olan soykırımla zirveye ulaştı. Yeniden doğuşun ve özgürlüğün habercisi olan Newroz’a günler kala Halepçe semalarına ölüm bulutları çökmüştü. Bir bahar sabahı kimyasal silahlarla çoğu çocuk, kadın ve yaşlılardan oluşan tümüyle sivil, beş binden(5.000) fazla insan katledildi, yedi binden fazla insan kalıcı şekilde sakat kaldı. Enfal Harekâtı süresince, 150.000.den fazla Kürt katledildi.

Halepçe’de Kürtlere karşı kimyasal silahlarla Kürt halkına yönelik gerçekleştirilen eylemler soykırım suçunun tüm unsurlarını oluşturmaktadır. 1948 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşmenin 2. Maddesine göre; “..ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla gruba mensup olanların öldürülmesi, grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi, grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak yaşam şartlarını kasten değiştirilmesi…” gibi eylemler soykırım suçunu oluşturmaktadır.

Kimyasal silahların kullanılması daha 1925 yılında, Cenevre Antlaşmasıyla yasaklanmış, daha sonra bir dizi başka sözleşme ile kimyasal silahların kullanılması savaş suçu olarak düzenlenmiştir. Öte yandan İnsani hukukun çerçevesini oluşturan dört Cenevre Sözleşmesinin ortak 3. Maddesi de; niteliği ne olursa olsun her türlü savaş ve çatışmada sivillerin ve sivil yerleşim birimlerinin askeri hedef olamayacağını düzenlemiştir. Kürt toplumu uluslararası hukukun en ağır suçlar olarak düzenlediği savaş suçu, soykırım suçu ve insanlığa karşı suçların tümüne maruz kalmıştır.

 

Anılan  sözleşme hükümleri aynı zamanda soykırım suçunun faillerinin bir uluslararası ceza mahkemesinde yargılanmasını da öngörmüştür. Ancak  ne yazık ki,  uluslararası toplum, Kürt halkına karşı Halepçe’de , işlenen soykırım suçuna karşı sessiz kalmış, kendi temel belgelerinden ve hukukundan kaynaklanan sorumluluklarını yerine getirmemiştir. Hatta Saddam Rejimi, kimyasal silahları batılı ülkelerden, Almanya’dan, satın almış ve BM Güvenlik Konseyi üyesi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği yapımı Mig-23 uçaklarından, Kürtlerin üzerine, kimyasal gazlarla ölüm yağdırılmıştır.

Halepçe aynı zaman da uluslararası toplum için de bir utanç sayfasıdır. Ne yazık ki, Halepçe Soykırımından sorumlu Devrik Irak Diktatörü Saddam Hüseyin ve “Kimyasal Ali” lakaplı Hasan Ali El Mecid El Tıkriti de, Halepçe Jenosidinden yargılanmamış ve cezalandırılmamıştır. Belirtmeliyiz ki değişen siyasal iktidarlara, sınır ve şartlara rağmen; kimyasal silahların üretimi, silah pazarları, savaşlar, katliamlar, insanlık suçları devam etmektedir. Nitekim Ortadoğuda ve dünyanın farklı yerlerinde yaşananlar Halepçe ve benzeri soykırımların mazlum halklara karşı halen yaşanabildiğini göstermektedir. İnsanlığın bir bütün halinde yeni Halepçeleri yaşamaması için güçlü bir ses ve tavır ortaya koymaları gerekmektedir.

Bu gün geç de olsa dünyada bazı ülkelerin parlamentoları (İsveç, Norveç ve İngiltere ) Halep’çe Soykırımını “Jenosit” olarak tanıma kararı almıştır. Diyarbakır Barosu, Halep’çe Jenosidinin tanınması için, Dünyadaki diğer Parlamentolara ve özellikle de Türkiye’deki siyasi partilere ve Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) çağrıda bulunmaktadır.

Diyarbakır Barosu olarak; binlerce insanın yaşam hakkının ihlal edildiği Halepçe katliamının 32. yıldönümünde bir kez daha Halepçe özelinde insanlığa bu acıları yaşatanları kınıyor ve bu vesileyle bütün dünya devletlerinin bu soykırımı tanıması çağrımızı yineliyoruz.

Kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.

                                                                                                          DİYARBAKIR BAROSU

 

 

Jİ ÇAPEMENÎ Û RAYA GİŞTÎ RE
 
KOMKUJÎYA HELEPÇE YA 16’ê ADAR YA SALA 1988’AN 
 JENOSÎDA Lİ DİJÎ GELLÊ KURD

Jİ RAYA GİŞTÎ RE

32 sal berê, di rojek wek iroj de, li ber çavên hemû cîhaniyan bi bombeyên kîmyevî, li bajarê Helebçê qetliamek rûda. Ji her temenî 5.000 hezar Kurd bi destê Seddam Hiseyîn û rejima destbixwîn ya Beesê ve hatin qetilkirin.

Miletê kurd, ku ji bo xireta xwe ya neteweyî ditekoşê, êşa bi dehan komkujiyan, bi hovîtiya Helebçê di kûrahiya dilê xwe de jiya.

Helebçe jî, wek Nagazakî û Hîroşîmayê, rûreşiya tevahiya mirovatiyê ye ku di dîrokê de cîhê xwe girtiyê. Baweriya me ewe ku, wujdana mirovahiyê wê Helebçê ji bîr ve neke. Bê guman em wek miletê Kurd, Halebçê ji bir ve nakin û nadin ji bir ve kirin.

Seddam Hiseyîn û hinek rêvebirên rejima Bees, wek berpirsên Helebçê û Enfalan hesabê kiryarên xwe dan. Mixabin, rûdana rejima Bees, hesabdayina rêvebirên destbixwîn yê vê rejimê, êşa miletê me nesekinandî ye. Komkujîya Helebçê, bi coş û kelecan pîrozbahiya Newrozê nîvce kirîye. Ew roj heta îroj, miletê Kurd Newrozê di hembêza Helebçê de pîroz dike.


Em dizanin ku bersucên vê komkujîyê ne tenê SEDDAM HUSEYİN e. Di serî de dewletên herêmî, Yekîtîya Ewropa, Rusya, Emrîka û hemû hêzên navneteweyî berpisyarên ve komkujîyê ne. 
Li gorî benda 2 ya Peymana 1948 ya Neteweyên Yekbûyî (NY) Jibo Pêşîgirtin û Cezakirina Sûcê Jenosîdê;
“Ji bo tunekirina komeke neteweyî,nîjadî an jî olî; bi hûrgilî an bi tevahî bi armanca ji holê rakirinê ve bên kuştin, zirara fîzîkî an derûnî be dayîn, bi armanca hebûna wî ya laşî bi tevahî têk bibe şert û mercên jiyana wî bi qesti bê guhertin…” û hw. sûcê qirkirina jenosîdê pêk tîne.
 
Bê guman, li gorî peymanên navneteweyî ev komkujî JENOSÎD e.

Em wekî Baroya Amedê 32 sal piştî JENOSÎD li djî gellê kurd, dibêjin ku;
 
Me komkujîya Helepçeyê ji bîr nekirîye, emê ji bîr nekin û emê nedin jibîrkirin. 
 
Em bang li dewletên herêmî, li Tirkiyê, Yekîtîya Ewropa, Neteweyên Yekbûyî û li hemû saziyên nav neteweyî dikin û dibêjin JENOSîD a li dijî gellê kurd li gora peymanên navneteweyî were qebûl kirin. 
 
BAROYA AMEDÊ