Kullanıcı deneyiminizi artırmak için uygulamamızı indirebilirsiniz.
- Baromuz
- Merkezler & Komisyonlar
- Komisyonlar
- Merkezler
- Raporlar
- Duyurular
- Yayınlar
- Baro Bültenleri
- Diğer
- İletişim
20.06.2026
BASINA VE KAMUOYUNA
Zulüm, savaş, şiddet, ayrımcılık ve ağır insan hakları ihlalleri nedeniyle yaşadıkları ülkeleri terk etmek zorunda kalan insanlar için uluslararası koruma mekanizmaları, yalnızca hukuki bir statü değil, insan onurunun korunmasına yönelik evrensel bir güvencedir. Mülteci hakları; siyasi tercihlerin, ekonomik krizlerin veya toplumsal gerilimlerin konusu haline getirilemeyecek kadar temel insan haklarıyla ilgilidir.
1951 Cenevre Sözleşmesi ve 1967 Protokolü ile şekillenen uluslararası koruma sistemi, zulüm riski altındaki kişilerin yaşam hakkını, güvenliğini ve temel haklara erişimini güvence altına almayı amaçlamaktadır. Ancak günümüzde savaşlar, bölgesel çatışmalar, otoriter yönetimler ve derinleşen insani krizler, milyonlarca insanı yerinden etmeye devam etmektedir.
Birleşmiş Milletler verilerine göre dünya genelinde zorla yerinden edilen kişi sayısı her geçen yıl artmakta; bu tablo, devletlerin uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmelerini ve dayanışma mekanizmalarını güçlendirmelerini zorunlu kılmaktadır.
Türkiye, uzun yıllardır önemli bir göç ve sığınma ülkesi olmaya devam etmektedir. 2026 yılı Haziran ayı itibarıyla geçici koruma kapsamında bulunan Suriyelilerin sayısı yaklaşık 2 milyon 270 bin düzeyindedir. Bunun yanında 200 binin üzerinde kişi, uluslararası koruma kapsamında yaşamını sürdürmektedir. Bununla birlikte, bağımsız araştırmalar ve saha gözlemleri, Türkiye’de yaşayan göçmen ve sığınmacı nüfusunun resmî verilerin ötesinde daha geniş bir insan kitlesini kapsadığını ortaya koymaktadır.
Suriye’de önceki rejimin sona ermesi ve yeni geçici yönetimin kurulması, ilk etapta milyonlarca Suriyeli açısından güvenli ve gönüllü geri dönüş konusunda umut yaratmıştır. Ancak geçici yönetimin kurulmasını takip eden süreçte başta Aleviler olmak üzere Dürzi ve Kürt topluluklarına yönelik saldırılar, hukuka aykırı uygulamalar, işkence iddiaları ve ciddi insan hakları ihlalleri yaşanmıştır.
Bu gelişmeler, Suriye’de kalıcı barışın ve güvenliğin henüz tesis edilmediğini göstermekte; Türkiye’de yaşayan milyonlarca Suriyeli açısından geri dönüş sürecine ilişkin kaygıları artırmaktadır.
Uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri olan geri göndermeme ilkesi gereğince, geri dönüşlerin ancak kişinin özgür iradesine dayanması ve güvenli koşulların varlığı halinde gerçekleşmesi mümkündür. Buna karşın son dönemde, gönüllü geri dönüşü teşvik etme gerekçesiyle geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin temel haklarına erişimlerini zorlaştıran çeşitli uygulamalar hayata geçirilmiştir. Daha önce ücretsiz sunulan bazı sağlık hizmetlerinin ücretli hale getirilmesi ve sosyal güvenlik alanındaki muafiyetlerin kaldırılması, sağlık hakkına erişim bakımından ciddi sorunlar yaratmaktadır.
Öte yandan, idari yaptırım niteliğinde uygulanan bildirim yükümlülüğünün kapsamı genişletilerek fiilen tüm geçici koruma kapsamındaki kişilere yaygınlaştırılması, serbest dolaşım hakkı bakımından önemli kısıtlamalara yol açmaktadır. Bildirim yükümlülüğüne aykırılık halinde üç ihlal sonrasında kimliklerin kapatılması ve kişilerin yeniden statülerine erişiminin uzun yargısal süreçlere bağlı hale getirilmesi, hem hak kayıplarına neden olmakta hem de yargı mercileri üzerinde ilave bir yük oluşturmaktadır. Temel hakları ilgilendiren böylesine önemli düzenlemelerin şeffaflıktan uzak biçimde hayata geçirilmesi, hukuk devleti ilkesi bakımından ciddi kaygılar yaratmaktadır.
Barınma, sağlık, eğitim, çalışma ve adalete erişim başta olmak üzere sığınmacıların temel haklardan yararlanmasında ciddi sorunlar devam etmektedir. Geri Gönderme Merkezleri ile geçici barınma alanlarında yaşanan hak ihlalleri, avukata erişimin engellenmesi, mahremiyet hakkını zedeleyen uygulamalar ve insan onuruyla bağdaşmayan yaşam koşulları, ulusal ve uluslararası insan hakları standartlarıyla bağdaşmamaktadır.
Diğer taraftan, bölgemizde yeni zorunlu göç hareketleri yaratabilecek gelişmeler yaşanmaktadır. İran’da devam eden savaş ve çatışma ortamı nedeniyle güvenlik arayışı içerisinde olan kişilerin uluslararası koruma taleplerinin kabulü yerine başvuruların reddedilmesine dayalı uygulamalar, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükleriyle bağdaşmamaktadır. Savaş ve çatışmalardan kaçan insanların korunması, devletlerin takdirine bırakılmış bir tercih değil, hukuki bir yükümlülüktür.
SONUÇ VE ÇAĞRIMIZ
20 Haziran Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle bir kez daha hatırlatıyoruz ki; mülteci hakları pazarlık konusu yapılamaz. İnsan onuruna yaraşır yaşam koşullarının sağlanması, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması ve geri göndermeme ilkesine mutlak biçimde riayet edilmesi, devletlerin ulusal ve uluslararası hukuk karşısındaki sorumluluğudur.
Diyarbakır Barosu İnsan Hakları Merkezi Göç ve İltica Komisyonu olarak; ayrımcı söylemlere, nefret politikalarına, zorla geri gönderme uygulamalarına ve temel hakları sınırlandıran her türlü idari işleme karşı hukukun üstünlüğünü savunmaya, mülteci ve sığınmacıların haklarını izlemeye ve ihlallerin karşısında durmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla bildiriyoruz.
DİYARBAKIR BAROSU
İNSAN HAKLARI MERKEZİ
GÖÇ VE İLTİCA KOMİSYONU