Page 353 - 2014-2016 Çalışma Raporu
P. 353
da olduğu vurgusunu yapmıştır. Son dönemlerde "insan, vicdan, barış" gibi kavramlar
ulviliklerinden uzaklaştürılarak içi boşaltılmış kavramlar haline gelmişken Tahir Elçi'nin
bu gibi ifadeleri samimiyetle dillendirmesi kimilerine anlamsız getmiştir. Bu gibi çağrı-
ları göz önünde bulundurmadan sadece malum bir televizyon programında söylediği bir
cümle i[e hedef haline getirilmiş, katlinin vacip olduğu hissini yaratacak kadar medya
ve yargının gündemine insafsızca oturtulmuştur. Sarf ettiği cüm[e sadece farklı bir zavi-
yeden bakmanın da gerekli olabileceği yönünde hukuksal yönden bir tartışmaya mevzu
olabilecekken, toplum nezdinde infial yaratacak bir tutuk|ama kararıyla resmen Tahir
Elçi hırpalanmıştır. Hatta, hakkında çıkarılan yakalama kararının uygulanış biçimi çıka-
rılmış ölüm fermanının bir ön aşamasıdır. Aslında barış talep eden bir adam, o gece
hukuk devletinin gerekleri yok sayılarak tomalarla, zırhlı araçlarla, polis konvoylarıyla
devlet gücünün korkutucu sindirici yüzüyle bir kez daha karşı karşıya kalmıştır. Hukuka
ve adalete İnanan, sorunların meşru yollarla, iletişim kurarak çözümüne inanan bir insan
olarak, eşime yapılanların o gece itibariyle nazarımda çizilen tablonun tasvirini izah
etmekte zorlandığımı ifade edebitirim.
Ifade ettiği gibi oluşturulmaya çalışılan bu atmosferin sıcaklığı, sosyal medyadaki teh-
ditlerle ifadesini bulmuştur. Toplumdaki ultra mittiyetçi/nasyonel kesim]erin bu histeri-
sine vesile olan, gerek eşim Tahir Elçi hakkında soruşturma başlatan savcı, gerek yaka-
lama kararı veren hakim ve gerekse de bu kararı infaz eden emniyet mensupları ve siya-
si iradeden şikayetçiyim.
Devlet nezdinde protokoldeki sıralamada bir yere sahip olan kişiyle ilgili makamlarca
resen koruma verilmemiş, yapılan tehditler görmezden gelinmiştir.
Tahir Elçi'nin katledilmesi sıcaklığı bir kor gibi yüreğimi yakarken, ben metanetimi
yitirmeden devlet yetkililerinden gelen vaatleri büyük bir sabırla bekledim. Fakat bir
ayının dolmasına bir kaç gün kala, katilin bulunması yönünde bir arpa boyu yol kat
edilmediği gün gibi ortadadır. Nitekim tüm kamuoyunun malumu otduğu üzere olay
günü olay yerinde bulundukları ve silahlarına el konulan 26 polis memuru olduğu halde
polislerden hiçbirinin ifadesi şüpheli sıfatıyla a[ınmamış, tanık sıfatıyla beyanları alın-
mıştır. Tahir Elçi'nin katlinin gerçekleştiği olay yeri, uzun süreden beridir şiddet olayla-
rının yaşandığı yöne açılan bir noktadır. Terörle mücade|e tecrübelere sahip güventik
güçlerinin olay mahallini önceden gözetim altında tutmaması, güvenlik kameralarıy[a
geliş gidişleri kontrol etmemesi inandırıcı değildir. Basın açıklaması yapı[ması esnasın-
da emniyet birimlerince güvenliğin sağlanması bir hukuk devletinin gereğidir. Polis,
basın açıklamasının içeriğini kaydetmek, ilgili amirlerine bilgi vermek, açıklamanın
devlet açsından suç teşkil edip etmediğini, kayda almak dışında, açıklama yapan kişiyi
korumak gibi bir görevinin olduğunu unutmuştur, unutmak istemiştir. Tahir Elçi'ye
sıkılan kurşunun nereden geldiği konusunda tarafıma hiçbir açıklama yapılmaması,
failin bizzat polis olduğu yönündeki şüphelerimi güçtendirmiştir. Cinayet, yaşanan
karşılıklı şiddet olaylarıyla örtbas edilmiş, bu cinayet saklanılmaya gündemden düşü-
rülmeye çal ı şıl mıştır.
Şiddet olayları bahane edilerek olay yerinde, olay yeri incelemesinin yapılmaması en
basit ifade ile "dev|etin ihmal suretiyle delil karartmasıdır. "
Ömrünü "Cezasızlıkla mücadeleye" adayan Tahir Elçi cinayetinin açıklığa kavuşturul-
ması, fail/faillerinin "cezasızlıkla mükafatlandırılması" Türkiye Cumhuriyeti'nin hukuk
devleti olma iddiasından tamamıyla vazgeçme manasındadır. Toplumsal barıştan, kar-
deşliken, hukuktan ve Türkiye'de yaşanan şiddet otaylarının bitmesi için başlanacak
olan çözümden söz edilecekse bunun yolu Tahir Elçi'nin katiIinin bulunmasından geçer.
l65

