Page 348 - 2014-2016 Çalışma Raporu
P. 348
Bildirgenin öncesinde, milyonlarca insanın öldürülmesine, habitatların yerle bir edilme-
sine, sistematik kırımların gerçekleşmeslne neden olan bölgesel ve uluslar arası savaşlar
söz konusuydu ve bildirge, dünya insanhğının onurda ve haklarda eşit olduğuna vurgu
yaparak bir dönümü de gerçekleştirmiş oluyordu.
O günden bugüne maalesef dtinyanın birçok yerinde savaşlar, kıyımlar ve kırımlar hız
kesmeden devam etti. Otadogu coğrafyası da, savaş halinden fazlasıyla nasibini aldı.
20l5 yılı, ilimizde ve bölgemizde son derece ciddi hak ihlallerinin ve savaş suçlarının
yaşandığı bir yıl oldu. Ancak bu yıl, enfaz|a öne çıkan hak ihlali, yaşam hakkı ihlalleri
olmuştur. Mevcut ikidann, çözüm sürecini "buzdolabına kaldırdığını" ifade etmesi ve
yeniden akı[ almaz bir şekilde savaş politikalarına ağırlık vererek, Kürt sorununda barış
ve müzakere yerine çatışma pratiğine ağırlık vermesi, geri dönülemez tahribatların ya-
şanmasına yol açmıştır.
Suruç'da 33 insanımızın ve Ankara'da l02 barışseverin yaşamını yitirmeleriyle sonuç-
lanan canlı bomba katliamları ve bu katliamların tüm yönleriyle açığa çıkmasında son
derece isteksiz dayranan bir devlet aklı,biz insan hakları savunucularının geleceğe dair
kaygılarını artırmaktadır. Öyle ki; 2|.Yiryıhn barbarlık örgütü olan ve her türlü insan-
lık suçunu işleyen IŞID'in bombacısı olduğu ismiyle-cismiyle aylar önceden bilinen
birinin, ellerini kollarını sallayarak Ankara'nın orta yerinde korkunç bir katliam gerçek-
leştirebilmesi dahi, gerçek bir demokrasi tesis edilmemesi durumunda, gelecekte de
bizleri bekleyen şeylerin habercisi niteliğindedir.
Değerli Basın Mensupları,
Saygıdeğer İnsan Hakları Savunucularr,
2015 yılıru tek cümleyle özetleyecek olursak, en fazla hak gaspının Yaşam Hakkı İh-
lalleri alanında olduğunu belirtebiliriz. 'l Haziran seçim sonuçlarının Hükümet tarafın-
dan beğenilmemesinin ardından, istikrar sağlama adı altında ülkenin yeniden bir şiddet
sarmalına evrilmesinin dehşetini tüm toplum yaşamaktadır. Bölgede ve ilimizde ard
arda ilan edilen sokağa çıkama yasaklannln, geçmiş OHAL ve sıkıyönetim uygulamala-
rını kat be kat aşarı türden olması; hemen her gün birkaç sivilin devletin kolluk güçleri
tarafından öldi,irülmesi, 20l5 yıhna damga vuran ve asla unutulmayacak türden ihlaller-
dir.
Son 40 yıllık tecrübelerimiz bize göstermiştir ki; savaş ve çatışma hali, her türlü hak
gaspın|n ama en fazla da yaşam hakkının ihlali demektir. Nusaybin, Silvan, Cizre, Suri-
çi gibi yerlerde günlerce devam eden sokağa çıkma yasaklan ardından siviller öldünil-
mekte, hamile kadınlar evlerinin önünde vurulmaka, cenazeler dahi gömülememekte;
tarihi eserler yanmaktadır. İnsanlar ve o insanların ait oldugu medeniyetlerin tanıkları
kaleler, kiliseler, camiler, tarihi mekanlar yerle bir edilmektedir. Devlet, buralarda yaşa-
yan halka "düşman hukuku" uygulamakta; kendi vatandaşları olduğunu unutarak kendi
yasalarını bile ihlal etmektedir. Biz insan hakları savunucuları, adına JÖH denilen olu-
şumların ne olduğunu gayet iyi biliyoruz. Sokaklarda duvarlara yazı|ama yapan yüzü
maskeli özel harekat timleri bazı yerlerde "Esedullah Timi" ismini kullanarak, bazı
yerlerde de JOH imzasıyla halka tehditler savurmaktadır. Bütün bu yazılamaların geç-
mişte JİTEM veya Hizbulkontra olarak geçekleştirilen vahşetin hatırlatmaları olduğunu
da iyi biliyoruz. AKP, nasıl oldu da "bizim dönemimizde faili meçhul yaşanmayacak"
söyleminden, "Beyaz Toroslarla tehdit" söylemine gelmiştir? Bir kez düa hatırlatıyo-
ruz; sivillere yönelik gerçekleşen ihlaller, insanlık suçudur. İçinde sivillerin yaşadığını
bile bile evlerin bombalanması; tarihi mekanların yakılması, insanlığa yönelik işlenen
suçlardır. Bu suçların takipçisi olmaya devam edeceğiz.
160

