Tehcirin yıldönümünde Diyarbakır Ermenileri konulu Konferansımız

24.04.2013

                                                23 Nisan 2013/Diyarbakır.

 

Değerli misafirler;

“Tehcirin yıldönümünde Diyarbakır

 Ermenileri” konulu Konferansımıza hoş geldiniz. Diyarbakır Barosu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

 

Yarın “24 Nisan”, Ermeni halkının çok acı bir günü. Anadolu ve Mezopotamya’nın en kadim halklarından biri olan Ermeni toplumu, 24 Nisan 1915’te tarihin o güne kadar tanık olduğu en büyük felaketlerden birine maruz kalmaya başladı.  Ermeniler de 1915 yılında yaşananları “Medz Yeğern”, yani BÜYÜK FELAKET olarak ifade etmektedir. Kürt toplumu olarak kardeş Ermeni halkının bu büyük acısını paylaşıyoruz. Soykırımda yaşamını yitiren bir milyonu aşkın sivil-masum Ermeni’yi bu gün Diyarbakır’da saygıyla anıyoruz.

 


Milattan Önce (MÖ)  beşinci (5.) yy’den beri Anadolu ve Mezopotamya’da yaşayan, daha Milattan Sonra (MS) beşinci yy’da kendine ait bir alfabesi olan, dünyadaki en eski ve zengin bir dil, kültür ve medeniyete sahip olan Ermeni halkına ne oldu? Geçtiğimiz yüzyılın başında, iki milyon civarında nüsufuyla Türkiye’nin dört bir yanında yaşayan, Diyarbakır şehir merkezinde nüfusun üçte birini oluşturan, bizim gibi bu coğrafyanın, bu toprakların sahibi olan bu halka ne oldu ve bu halk şimdi nerede?  Bu kadim halk şimdiki kuşaklar için neredeyse, “bir varmış bir yokmuş, bir zamanlar buralarda Ermeni denilen bir halk yaşarmış” biçiminde adeta sadece bir efsane gibi anılmaktadır. 

Ermeni halkıyla ilgili büyüklerimizden duyduğumuz birkaç söz bile bu halka neler yapıldığını yeterince dile getirmektedir. “Fermana Fıla ra bubu”, ”Fıle hemu kırkırın” sözleri, aslında Ermeni Jenosidi ile ilgili tarihi ve hukuksal bir tartışmaya gerek bırakmayacak açıklıkta Ermeni halkının nasıl bir uygulamaya maruz kaldığını çok açık şekilde ifade etmektedir.

 

Evet, Ermeni halkı resmi ve sistemli bir politika uyarınca etnik bir temizliğe, diğer bir anlatımla soy kırıma, ya da uluslararası tanımla Jenoside uğramıştı. Doğrudur; o tarihte, yani 1915’te Birleşmiş Milletler (BM)  Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme” yoktu. Ancak; 1948 tarihli bu Sözleşmedeki Jenosid tanımının mimarı ve yazarı olan Polonyalı hukukçu Raphael Lemkin’inben soykırım suçunu Ermeni halkına yapılanlardan esinlenerek düşündüm ve kaleme aldım. Zira bir insanı öldüren, cinayetten yargılanıyor, ama bir milyon insanı öldüren ise yargılanamıyor” sözünü burada hatırlatmak isterim.

 


Nitekim bu Sözleşmenin giriş bölümünde şu ifadeye yer verilmiştir: “…soykırımın, Birleşmiş Milletlerin ruhuna ve amaçlarına aykırı olan ve uygar dünya tarafından lanetlenen, uluslararası hukuka göre bir suç olarak beyan edilmesini dikkate alarak, tarihin her döneminde soykırımın insanlık için büyük kayıplar meydana getirdiğini kabul ederek, insanlığı bu tür bir iğrenç musibetten kurtarmak için uluslararası işbirliğinin gerekli olduğuna kanaat getirerek aşağıdaki hükümlerde anlaşmışlardır” denilmiş, uluslararası toplum tarafından soykırım suçu yasaklanmış ve cezalandırılması öngörülmüştür.   Sözleşmenin 2.maddesi,  soykırımı; “..ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen: a)  Gruba mensup olanların öldürülmesi, b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi d) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak yaşam şartlarının kasten değiştirilmesi, d) ….e) Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmeyi, soykırım suçu olarak tanımlamıştır. Uluslar Arası Ceza Mahkemesi (UCM) Roma Statüsü de benzer bir tanım getirmiştir.

 

Tehcir Kanunu olarak bilinen ve asıl adı "Savaş zamanında hükümet uygulamalarına karşı gelenler için asker tarafından uygulanacak önlemler hakkında geçici kanun" 27 Mayıs 1915 tarihinde kabul edilmiş, 1 Haziran 1915 günü dönemin resmî gazetesi Takvim-i Vekayi’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

 


İttihat ve Terakki Partisi “Tehcir Kanunu” adı altında, görünürde yasal bir altyapı da oluşturmuş, askeri birlikler ve istihbarat örgütü Teşkilatı Mahsusa aracılığıyla bir milyonu aşkın sivil insanı, Suriye sınırına, Der’a Zor Çölüne doğru tehcire, ölüm yolculuğuna çıkarmıştır. 

 

Teşkilatı Mahsusa, bir plan dâhilinde önce bu halkın aydınlarını, din adamlarını, eşraf ve kanaat önderlerini tutuklamış, çoğunu işkence uygulamalarından geçirerek katletmiş, ardınan katliamı uygulamaya başlamıştır.  24 Nisan 1915’te Ermeni toplumunun önde gelenleri tutuklanarak Anadolu'ya sürülmüş, aralarında milletvekilleri, tanınmış yazar ve şairler, sanatçılar, din adamları ve işadamları da bulunanların çoğu sürgünde ya ölmüş veya öldürülmüştür. İşte Ermeni toplumu bütün dünyada bu günü Soykırım Günü olarak kabul etmektedir.

 

İstanbul’da yapılanların bir benzerini de Diyarbakır Valisi olan Dr. Reşit Diyarbakırlı Ermenilere uygulamıştır. Elbette Ermeni halkına yapılan zulme, resmi politika ve uygulamalara başta Kürt aşiret ağaları olmak toplumun bir kesimi de ortak olmuştur. Hepimizin okuduğumuz veya büyüklerimizden duyduğumuz Ermenilere yapılan utanç verici bir hikâyesi vardır.  Geçmişle yüzleşmede “Ermeni hakikatinin” çok kilit bir mesele olduğunu düşünüyorum. Kendi payımıza bizim de toplum olarak bu hakikatle yüzleşmemiz önemlidir. Bu hakikatin tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmasına herkesin katkı sunması gerekiyor. Elbette resmi tarih ve ideoloji Ermeni toplumuna karşı işlenen bu utanç verici suçu inkâr etmekte, bu nedenle suçun delillerini de gizlemektedir. Ancak, on yıllardır çok zor şartlar altında hak-hukuk mücadelesi veren Kürt toplumu, kardeş Ermeni halkına uygulanan vahşete ilişkin hakikatin ortaya çıkmasına yardımcı olmalıdır.

 

İşte bu gün Londra’daki Gomidas Enstitüsü Direktörü olan ve “Mavi Kitap” adlı kitabın da yazarı olan tarihçi Sayın Ara Sarafian Diyarbakır Ermenileri hakkında tarihi bilgi ve belgeleri bizimle paylaşacaktır.  Sarafian sunuşunu bazı görsel materyaller eşliğinde yapacaktır.

 

Daha sonra katılımcıların sorularıyla söyleşimizi sonlandıracağız. Toplantımıza katıklarından dolayı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanlığına teşekkür etmek isterim.

 

Bir kez daha mazlum Ermeni halkının acısını paylaşıyor, soykırım suçunu lanetliyor, hakikat ile yüzleşildiği ve adaletin gerçekleştiği bir dünya dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

 

 

Tahir Elçi / Avukat

Diyarbakır Barosu Başkanı.