Savunma ve Hak Mücadelesinin yanında olmaya devam edeceğiz

05.04.2017

Değerli basın emekçileri ;

Saygı değer meslektaşlarım ;

Bir Avukatlar Gününü daha, ağır mesleki ve toplumsal sorunlar içinde, ebedi başkanımız Tahir ELÇİ' nin yokluğunda karşılıyoruz.

Diyarbakır Barosu olarak her yıl 5 Nisan Avukatlar günü vesilesiyle ülke ve toplum gündemindeki sorunların yanı sıra avukatların yaşadıkları sorunlara ilişkin görüş ve önerilerimizi Diyarbakır Adliye Sarayı önünde kamuoyu ile paylaşırdık. Geçen 5 Nisan'da olduğu gibi bu yıl da açıklamamızı, Tahir ELÇİ soruşturma dosyasının etkin ve hızlı yürütülmemiş ve faillerinin halen yargı mercilerinin önüne çıkarılmamış olmasını protesto etmek ve bu duruma dikkat çekmek amacıyla bu yıl da değerli Baro başkanımız Tahir ELÇİ'nin katledildiği Yenikapı Sokakta yapmaktayız.

Bir Hukuk örgütü olarak 5 Nisan Avukatlar Günü nedeniyle bugün sadece savunma makamını temsil eden avukatların, yargı ve hukuk sisteminin yaşadığı sorunları ve sorunların çözümüne ilişkin önerilerimizi sizlerle paylaşmak isterdik. Ancak son yıllarda ülkemizde yaşanan olumsuz gelişmeler sadece hukuk alanında değil toplumun tüm kesimlerinde yeni sorun alanları yaratmıştır.

28 Kasım 2015 tarihinde Baro başkanımız Tahir ELÇİ'nin tam da bulunduğumuz alanda dikkat çektiği ve öngördüğü olumsuzlukların tamamı son bir buçuk yıl içerisinde bölgemizde maalesef bütün ağırlığıyla yaşanmıştır. Bölgedeki bir çok kent ve ilçe merkezinde başlayan çatışmalarla birlikte, binlerce insanımız yaşamını yitirmiş, yaşam alanları kullanılamaz hale gelmiş, yüz binlerce insanımız yerinden edilerek zorunlu göçe maruz bırakılmış, ilan edilen sokağa çıkma yasakları ile birlikte temel hak ve özgürlüklere yönelik kısıtlamalarla demokratik kazanımların tamamı askıya alınmıştır. Başta bugün bulunduğumuz Sur ilçesi olmak üzere, çatışmaların yoğun şekilde yaşandığı ilçelerdeki yurttaşların sorunlarını makul ve kabul edilebilir politikalarla çözmek yerine, güvenlik temelli çözüm arayışlarının ve buna bağlı olarak alınan kamulaştırma kararlarının kabul edilmesi mümkün değildir.

Diyarbakır Barosu olarak sivil siyasete ve parlamenter sisteme yönelik 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünde yer alanlara yönelik hukuk çerçevesinde gerekli yargısal süreçlerin yürütülmesinin ve benzer girişimlerin bir daha yaşanmaması için demokratik sistemin güçlendirilmesinin gerekliliğine her fırsatta vurgu yapmıştık. Ancak darbe girişiminden hemen sonra ilan edilen OHAL ve çıkarılan Kanun Hükmünde Karaamelerle başlatılan toplu ihraçlar, basın yayın kuruluşları ile deek ve vakıfların kapatılması, belediyelere kayyım atanması gibi antidemokratik uygulamalar endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Özellikle TBMM'nin yasama yetkisini elinden alacak şekilde yasal düzenlemelerin KHK'lerle değiştirilmesi, parlamenter sistem ve kuvvetler ayrılığı ilkesiyle bağdaşmamaktadır. KHK'lerle savunma ve adil yargılanma hakkını sınırlamaya yönelik müvekkil - avukat görüşmelerinin kısıtlanması, görüşmelerin kayda alınması, 14 güne varan gözaltı uygulamaları, avukat ile görüş yasağı ve duruşmalarda avukat sınırlaması gibi uygulamalar halen devam etmektedir. OHAL ile birlikte başlayan süreç darbe teşebbüsünde bulunanlara karşı mücadelenin ötesinde, demokratik düzeni ortadan kaldırıcı, temel hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı ve toplumun muhalif kesimlerini sindirme ve baskılama yönünde uygulamalara dönüşmüştür.

Değerli Meslektaşlarım,

2015 yılında yeniden başlayan çatışmalı süreç ile birlikte Kürt Meselesi yeniden şiddet sarmalına itilmiş, meselenin çözümüne yeniden güvenlikçi politikalarla yaklaşılmaya başlanmıştır. Özellikle geçmişte acı bir şekilde tecrübe edilmiş olmasına rağmen sivil siyaset kanallarını kapatıcı şekilde milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılarak tutuklanmaları çözüme bir katkı sağlamadığı gibi sorunu daha da derinleştirip demokrasimize gölge düşürmekte ve ülkenin uluslararası itibarını zedelemektedir.

Birkez daha Diyarbakır Barosu olarak belirtmek isteriz ki; uygulana gelen güvenlikçi politikalar ve siyasetçilere yönelik tutuklamaların, son 30 yılı çatışmalarla geçmiş, on binlerce insanımızın ölümüne sebebiyet vermiş, tarihi, toplumsal ve siyasal bir mesele olan Kürt Meselesinin çözümüne bir katkısı olmayacaktır. Her koşulda ve her süreçte belirttiğimiz üzere; Kürt Meselesinin yegane çözümünü, sorunun şiddet ve güvenlikçi politikalardan arındırılarak, diyalog ve müzakere kanallarının güçlendirilmesiyle mümkün görmekteyiz. Nitekim 2013 yılında başlatılan çözüm süreci toplumda sorunun çözümüne yönelik büyük bir beklenti ve umut yaratmıştı. Bugün toplumun tüm kesimlerinde benzer yeni bir sürecin başlatılmasına yönelik beklenti bilinen bir realitedir. Bu sebeple her türlü siyasi kaygıların bir tarafa bırakılarak bu can yakıcı meselenin çözümü konusunda diyalog ve müzakereyi önceleyen her türlü adımın atılmasının gerekliliğini bir kez daha vurgulamak isteriz.

Ülkemizde toplumsal barışa zarar verici meseleler bütün ağırlığıyla devam ederken mevcut Anayasa değişikliğine yönelik referandum süreciyle birlikte toplumda yeni kutuplaşma alanları yaratılmıştır. Kaygıyla belirtmek isteriz ki; olağanüstü hal koşullarının yaşandığı bugünlerde olağan dönemlerin de kaderini belirleyecek, ülkenin hukuk ve siyasal sistemini etkileyecek bir Anayasa değişikliği sürecine tanıklık etmekteyiz. Diyarbakır Barosu olarak daha önce de belirttiğimiz üzere; Anayasa değişikliğinin hazırlanma sürecinde muhalif siyasi partilerin, toplumun farklı kesimlerinin ve sivil toplum örgütlerinin görüş ve önerilerinin alınmadan hazırlanmış olmasını büyük bir eksiklik olarak dile getirmiş ve eleştirmiştik. Toplumun büyük bir kesiminden gelen bu eleştiriler dikkate alınmamış, nihayetinde ağır aksak işleyen yasama ve yürütme faaliyetlerinde yapısal çözümler yerine adeta bu erklerin tek elde toplanması şeklindeki değişiklikler TBMM tarafından referanduma sunulmayı sağlayacak sayıyla kabul edilmiştir. Yapılan Anayasa değişikliği bir darbe ürünü olan ve toplum ihtiyaçlarını karşılamayan, bundan dolayı da defalarca değişikliğe uğrayan 1982 Anayasasının ruhunu sürdürmeye devam ettirecektir. Oysa toplumun ihtiyacı olan Anayasa, toplumsal sorunların çözümünü önceleyen demokratik, sivil ve kuvvetler ayrılığını esas alan yeni bir anayasadır.

Anayasa değişikliğinin OHAL koşullarında 16 Nisan'da halk oylamasına sunuluyor olmasını seçim güvenliği açısından oluşturduğu endişeler ve özellikle de kampanya ve propaganda imkanları açısından yarattığı adaletsizlikıer sebebiyle doğru bulmamaktayız. Diyarbakır Barosu olarak bir hukuk örgütü olmanın sorumluluk bilinciyle sandık güvenliğinin sağlanması ve seçmen iradesinin sağlıklı bir şekilde sandığa yansıması için üzerine düşen sorumluluğunu yerine getireceğini kamuoyuyla paylaşmak isteriz.

Değerli Meslektaşlarım;

Bütün bu güncel sorun alanlarının yanı sıra demokratik bir toplumda, ifade, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü kapsamında sayılabilecek eylem ve etkinlikler nedeniyle, her hangi bir şiddet eyleminde, dolaylı da olsa yer almamış siyasetçi, seçilmiş kişi veya aktivistler tutuklu olarak yargılanmakta, ağır ve adaletsiz cezalarla cezalandırılmaya devam edilmektedir.

Öte yandan geçmişten günümüze kadar devlet görevlileri tarafından işlenen ve insan haklarının ağır ihlalini oluşturan suçlar soruşturulmamakta, failler hala suç ve cezadan muaf kalmaktadır.

Binlerce faili meçhul, gözaltında kayıp veya çeşitli şekillerde yapılan keyfi infazlara ilişkin dosyalar zamanaşımına uğratılmakta, özellikle 1990'lı yıllarda işlenen toplu infazlara ilişkin mağdurların çetin mücadeleleriyle açılmak durumunda kalan birkaç davanın da neredeyse tümü temelsiz “güvenlik” gerekçeleriyle binlerce kilometre uzaktaki merkezlere “dava nakli” yoluyla gönderilmiş ve cezasızlıkla sonuçlandırılmıştır.

Yine, demokratik özgürlükler kapsamında olan gösteri ve yürüyüş hakkını kullanan vatandaşlara güvenlik görevlilerinin aşırı ve ölçüsüz şiddeti yaşam hakkını ve bireylerin vücut bütünlüğünü ihlal etmeye devam etmektedir.Nitekim 21 Mart'ta Diyarbakır da nevroz kutlamalarında Kemal Kurkut'un öldürülmesiyle bu durum bir kez daha kendisini göstermiştir.

Son yıllarda yargı bağımsızlığı ve ifade özgürlüğü alanında yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin açık toplum ve demokratik bir hukuk devleti olma yolundaki iddiasına öldürücü bir darbe vurmuştur. Siyasal iktidarın yargıya açık müdahaleleri, yargıçların vermiş oldukları kararlarla açığa alınması, yasal ve idari düzenlemeler yargıyı tümüyle Yürütmenin kontrolüne götürmüştür.

 

Değerli Meslektaşlarım;

Avukatlar; hak arama özgürlüğünün, savunma hakkının, hukuk devletinin ve demokrasinin en temel güvencesidir. Toplumun bir arada yaşamasını sağlayan en temel değer adalet ise, adaletin temel unsuru da avukat ve avukatlık mesleğidir. Bireylerin rahatlıkla avukata ulaşamadığı, avukatın da tam bir bağımsızlık ve özgürlük içinde ve etkili şekilde mesleğini yürüterek yargılama faaliyetine katılamadığı bir toplumda, adil yargılama hakkından söz edilemez.

Yıllardır ifade edegeldiğimiz üzere, hak arama özgürlüğünün önünde engel oluşturan mesleki sorunlarımız bütün ağırlığıyla sürmektedir. Öteden beri mesleğimize ve meslek faaliyetlerimize ilişkin en ciddi sorun, adli ve idari makamların avukatlara yönelik tutum ve davranışları, avukatlara yönelik baskılar, engellemeler ve ceza soruşturmalarıdır.

Diyarbakır Barosu üyeleri olarak mesleğimize yönelik bütün bu olumsuzluklara rağmen tarihi geleneklerimiz ve toplumsal sorumluluklarımızdan hareketle, ebedi başkanımız Tahir ELÇİ'nin insan hakları mücadelesinde bizlere bıraktığı mirası büyüterek; demokrasi, barış, adalet ve insan hakları mücadelemizi en etkili şekilde sürdürmeye devam edeceğiz.

Buradan hak ve özgürlükleri ihlal edilen, adaletsizliğe uğrayan tüm mağdurlara bir kez daha sesleniyoruz: Diyarbakır Barosu her zaman yanınızda olacaktır.

Savunma hakkına saygının sağlandığı, mesleğimizin onur ve saygınlığının korunduğu, adil ve demokratik bir ülke dileğinde bulunurken bir kez daha meslek hayatını cezasızlıkla mücadeleye adamış değerli başkanımız Tahir Elçi ile ilgili soruşturma dosyasının takipçisi olacağımızı, faillerinin cezasızlıkla mükafatlandırılmalarına müsaade etmeyeceğimizi belirterek tüm meslektaşlarımızın 5 Nisan Avukatlar Gününü bu hüzünlü havada kutluyoruz.

Kamuoyuna saygıyla.