Korkmuyoruz  ve Susmayacağız!

02.12.2019

                                                                                                                                            

BASINA VE KAMUOYUNA

Korkmuyoruz  ve Susmayacağız!

02.12.2019

 

            Baromuzun bir önceki dönem başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin tamamına; 24 Nisan 1915’te meydana gelen tehcire ilişkin olarak 24 Nisan 2018 tarihli anma açıklamasının    içeriği  gerekçe gösterilerek “ Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni aşağılamak” suçundan dava açılmıştır.         

            Kuruluşundan bu yana hak, hukuk ve adalet mücadelesi veren baromuzun son yıllarda  devletin en üst yetkililerince  hedef gösterilmesi, yetmezmiş gibi yargı makamlarınca da soruşturma ve kovuşturmalara tabi tutularak  susturulmaya çalışılması iktidarın  ve yargının el birliğiyle hareket ettiğini açıkça ortaya koymaktadır.  Baro başkanımız Tahir ELÇİ’nin medya- iktidar-  yargı üçlüsüyle hedef yapılmasının ve devamında katledilmesinden bu yana  bir strateji dahilinde baromuza yönelik sistematik bir saldırı olduğu açıktır.

            Geçmişte yaşanan üzücü olayların ve devletin hukuk dışına çıkarak yaptığı eylemlerin ifade edilmesinin suç olarak izafe edilmesi bizi bağlamamaktadır. Bizi ilgilendiren,  halklarımızın bir arada yaşama iradesini güçlendirecek olan yaşadığımız ağır travmalarla yüzleşerek, hukuk devleti ilkesine işlerlik kazandırmak ve güçlendirmektir.

            1915 yılında olanlara dair fikirlerimiz; ne kitaplara, ne köşe yazılarına, ne siyasi aktörlerin fikirlerine, ne de öğretilmiş bilgilere dayanmaktadır. Bizim tanıklığımız, her türlü ideolojiden vareste doğrudan birinci ağızdan; ninelerimizden ve dedelerimizden, dinlediğimiz acı dolu hikayelere dayanmaktadır. Yaşananlara daha fazla dayanamayan, bu ağır yükü daha fazla taşıyamayan yüreklerden dökülen hikayeler. Bu hikayelerin şahitleri de var. Bazen bir isim, bazen bir ev, bazen bir tarla, bağ, ağaç, yol ve değirmendir, bazen de harabeye dönüşmüş bir kilisedir, tanıklar. Yaşadığımız acı ve sorumluluk kolektiftir, yüzleşme de kolektif olmak zorundadır.

 24 Nisan 2014 tarihinde dönemin başbakanı olan Recep Tayip Erdoğan’ın Ermeni Halkı için yayınlamış olduğu taziye mesajında  : “Ermeni vatandaşlarımız ve dünyadaki tüm Ermeniler için özel bir anlam taşıyan 24 Nisan, tarihi bir meseleye ilişkin düşüncelerin özgürce paylaşılması için değerli bir fırsat sunmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarının hangi din ve etnik kökenden olursa olsun, Türk, Kürt, Arap, Ermeni ve diğer milyonlarca Osmanlı vatandaşı için acılarla dolu zor bir dönem olduğu yadsınamaz. Adil bir insani ve vicdani duruş, din ve etnik köken gözetmeden bu dönemde yaşanmış tüm acıları anlamayı gerekli kılar. Tabiatıyla ne bir acılar hiyerarşisi kurulması ne de acıların birbiriyle mukayese edilmesi ve yarıştırılması acının öznesi için bir anlam ifade eder. Atalarımızın dediği gibi ‘ateş düştüğü yeri yakar’. Osmanlı İmparatorluğu vatandaşı herkes gibi Ermenilerin de o dönemde yaşadıkları acıların hatıralarını anmalarını anlamak ve paylaşmak bir insanlık vazifesidir. 1915 olaylarına ilişkin farklı görüş ve düşüncelerin serbestçe ifade edilmesi; çoğulcu bir bakış açısının, demokrasi kültürünün ve çağdaşlığın gereğidir…” demiştir.

            Başbakan’ın bu söyleminden ifade özgürlüğü, Diyarbakır Barosunun açıklamasından da  suç çıkaran bir yargının adalet dağıtmayacağı açıktır. Yargı; konjonktürel, çifte standartlı yaklaşımlardan vazgeçmelidir. 

            Bu vesileyle; baromuzun önceki başkanı ve yönetim kurulunun yapmış olduğu açıklama mevcut yönetimimizin de açıklamasıdır. Suçsa eğer, biz de bu suça ortağız. 

            Kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.                                                                                                                                                 

Diyarbakır Barosu Yönetim Kurulu