31.08.2015








 

 

 

DİYARBAKIR BAROSU BAŞKANLIĞI

27 Ağustos 2015 Tarihinde

Cizre’de Yaşanan Olay ve Sivil Ölümlere İlişkin

İnceleme Raporu

 
27 Ağustos 2015 Tarihinde Cizre’de Yaşanan Olay ve Sivil Ölümlere İlişkin İnceleme Raporuna ulaşmak için tıklayınız.

 

31 Ağustos 2015 / Diyarbakır

 A-GİRİŞ:

 

Barolar savunma ve hak arama özgürlüğünün aracısı olan bir mesleğin meslek örgütü olmaları ve aynı zamanda 1136 Sayılı Avukatlık Yasası’nın Barolara verdiği görev ve yetki çerçevesinde hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunma ve koruma çerçevesinde bir dizi faaliyetin yanında insan hakları ihlallerini de raporlama amacıyla izleme ve inceleme  ziyareti yapabilmektedir. Nitekim Avukatlık Yasası’nın 76. Maddesinin amir hükmü aşağıdaki gibidir:

(Deg?is?ik birinci fıkra: 2/5/2001 - 4667/46 md.) Barolar; avukatlık mesleg?ini gelis?tirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve is? sahipleri ile olan ilis?kilerinde dürüstlüg?ü ve güveni sag?lamak; meslek düzenini, ahlâkını, saygınlıg?ını, hukukun üstünlüg?ünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını kars?ılamak amacıyla tüm çalıs?maları yürüten, tüzel kis?ilig?i bulunan, çalıs?malarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu nitelig?inde meslek kurulus?larıdır.  

Öte yandan Diyarbakır Barosu bu görevleri çerçevesinde halen Çocuk Hakları Merkezi, Kadın Hakları Merkezi ve İnsan Hakları Merkezi gibi bir çok komisyon ve merkezle insan haklarını savunma ve geliştirme çalışmalarını yürütmektedir. Her ne kadar Cizre ilçesi Diyarbakır’ın yargı alanı dışında bir yerleşim birimi olsa da Diyarbakır Barosu etkin bir meslek ve savunma örgütü olarak bölgesel ve ülke düzeyinde de çalışmalar yapmaktadır.  

27 Ağustos 2015 günü saat 11.30 sularında, Şıak ili Cizre ilçe merkezinde silahlı çatışmaların yaşandığı ve bu sırada en az dört (4) sivilin yaşamını yitirdiği ve çok sayıda sivil yurttaşın da yaralandığı bilgisi üzerine, Diyarbakır Barosu Başkanlığı’nca Cizre’de yaşanan durumu yerinde görmek ve gerekli incelemeleri yapmak ve rapor hazırlamak üzere bir heyet oluşturulmuştur. 

İnceleme Heyetinde; Baro Başkanımız Av. Tahir ELÇİ ile birlikte Baro Yönetim Kurulu üyelerimiz; Av. Kutbettin ODABAŞI, Av. Servet ÖZEN ve Av. Burhan DEYAR da yer almış, 28 Ağustos 2015 günü sabahın erken saatlerinde Baronun hizmet aracı ve gerekli teknik kayıt ekipmanlarına sahip üç Baro personeliyle birlikte Cizre’ye hareket edilmiştir. 

Cizre’ye hareket edilmeden önce, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı Sn. Ramazan SOLMAZ ile bir telefon görüşmesi yapılmış, yapılan görüşmede Başsavcı tarafından: “Cizre’den toplam beş (5) adet naşın getirildiğini, tüm naaşların, Diyarbakır'da yapılan otopsi işlemlerinin sabah saat 06.30 sularında tamamlandığını, bu naaşlardan birinin aynı ilçede suda boğulmaya bağlı olarak meydana gelmiş olduğunu ve adli olaya ilişkin olduğunu, yapılan otopsi işlemi sonunda diğer dört 4 naaşın ölüm nedeninin ateşli silahla vurulma sonucu gerçekleştiği” beyanını Baro Başkanımıza iletmiştir. 

Cizre’de yaşanan olay ve ölümleri inceleme çerçevesinde yapılan araştırmalarda, öncelikle Şıak Milletvekilleri Faysal SARIYILDIZ ve Ferhat ENCÜ ile Cizre Kaymakamı Ahmet ADANUR ve Cizre Cumhuriyet Başsavcısı Cuma ÇOBAN, Cizre Belediye Eş Başkanı Kadri KONUR ile yaşamını yitirenlerin yakınları, ölümlerle ilgili görgü ve bilgisi olan çok sayıda kişiyle görüşmüştür. Resmi makamlar dışındaki tüm görüşmeler kayıt cihazı ile kayıt altına alınmıştır.

 

B-OLAYDA YAŞAMINI YİTİRENLER:

1-Eyüp ERGEN (30-Sağlık Personeli)

2-Mesut SANRI (39-DEDAŞ Görevlisi)

3- Baran ÇAĞLI (7)

4- Emin YANAŞ (10)

 

C-GÖRÜŞME VE MÜLAKATLAR

 

Heyetimiz Cizre ilçe merkezine yaklaşık 10 Km mesafede bulunan Katran Köyü’nde bir petrol istasyonu yakınlarında bulunan bir camide, 27.08.2015 günü meydana gelen olaylarda  vefat edenlerin yıkama ve dini vecibelerinin yerine getirildiğini, bu amaçla çok sayıda araç ve büyük bir kalabalığın burada beklediğini görmesi üzerine, burada öncelikle olayda yaşamını yitiren, Cizre Devlet Hastanesinde sağlık personeli (erkek hemşire) Eyüp ERGEN’in vurulma anında yanında ve aynı araçta bulunan ve aynı hastanede yine sağlık personeli olan Sabri ENÜK ile bir mülakat yapmıştır.

 

Sabri ENÜK (Görgü Tanığı/Mağdur sağlık personeli) İle Yapılan Görüşmede;

Ben, Halen Cizre Devlet Hatanesinde sağlık personeli (erkek hemşire) olarak çalışmaktayım. Olay günü Cizre Nur Mahallesinde silah seslerinin geldiğini duyduk. Arkadaşım Eyüp ERGEN'in evi aynı mahallede olduğundan ve çocukları evde bulunduğundan tedirgin oldu. Ben Eyüp ERGEN ve ardakaşımız Şerif SAK ile birlikte bir araçla Nur Mahallesine doğru yola çıktık. Mahalleden ana caddelere çıkan yolların çoğu kapalı olduğundan, sadece Dicle kıyısındaki ve Nur Mahallesinin içinde bulunan, askeri birliğin yanından geçen bir yol açık idi. Buradan geçerek yokuş yukarı Cizre Tank Taburuna doğru mahallenin içinde Eyüp ERGEN'in evine doğru ilerlerken aniden cama bir cisim çarptığını ve dağılan camların üzerimize sıçradığuını farkettik. Aynı anda aracın lastikleri de patladığından hızla araçtan çıkarak ve eğilerek yakınlardaki bir eve sığındım. Sığındığım evde yanımda araç şoförü Şerif SAK da vardı. Bu sırada arkadaşımız Eyüp ERGEN'in yanımızda olmadığını farkettik, önce cep telefonundan aradık, telefonu çalıyordu ama cevap vermiyordu, tedirgin olduk, evden dışarı çıkarak araca doğru yöneldiğimizde bize ateş açılması üzerine tekrar eve geri döndük, evin sahibi olan kadın bir süre sonra her nasıl gittiyse aracın yanına gidip geri geldi, geri geldiğinde arkadaşımızın aracın içinde yaralı olarak yattığını söyledi, bunun üzerine 112 servisini ve Cizre Devlet Hastanesindeki personeli arayarak ambulans göndermesini ve yetkililere ulaşarak ateşin kesilmesini istedik, uzun süre ambulans gelmeyince bir kez daha 112 ve hastaneyi aradık, telefonda bize güvenlik görevlilerinin ambulansın mahalleye girişine izin vermediğini söylediler, yaklaşık 1.5-2 saat sonra ambulans Eyüp ERGEN'in içinde yaralı olduğu aracın yakınlarına kadar geldi, ancak tek tek ve nokta atışı biçiminde aynı bölgeye askeri birliktek açılan ateş nedeniyle 112 personeli inemedi ve Eyüp ERGEN'e müdajhale edemedi, bir süre sonra mahalleli hep birlikte koşarak aracın yanına gittik, ERGEN'i ambulansa alarak hastaneye götüdük. hastaneye vardığımızda Eyüp ERGEN'in yaşamadığını sanıyorum, Eyüp ERGEN'in ölümü tümüyle uzun süre ambulansı gelememesi ve hastaneye kaldırılamaması nedeniyle kan kaybından olmuştur. 

Faysal SARIYILDIZ ( HDP Şıak Milletvekili) İle Yapılan Görüşmede; 

Görgüye dayalı bir bilgim olmamakla birlikte olay günü Cizre’de idim. Aldığım bilgilere göre; Nur Mahallesinde buluna askeri birliğe roketli bir silahlı saldırı yapılmış, ardından askeri birlikten çevredeki evlere, sokaklara ve askeri birliğin görüş mesafesinde bulunan herkese hedef gözeterek uzun süre ateş açıldığı bilgisini aldık. Bu nedenle ölü ve yaralıların olduğunu ancak güvenlik görevlilerinin sağlık personelinin bölgeye giderek ölü ve yaralıları almaya müsaade etmedikleri bize söylendi. Aslında daha önce Silopi’de de yaşanan çatışmalar sırasında da aynı durumun yaşandığını, güvenlik görevlileri yaralanan sivillere tıbbi müdahale yapılmasına uzun süre müsaade etmemişti. 27 Ağustos 2015 günü de Cizre’de aynı şey yaşanıyordu. Belediye Başkanı Leyle İMRET’in aynı saatlerde inşaatı devam eden Kültür Merkezi’ne de ateş açıldığını, bunun üzerine ilçe Kaymakamını arayarak durumu ilettiğini, orada işçiler olduğunu, ilçe Kaymakamının kendisine gerekirse o binayı havaya uçuracaklarını söylediğini aktardı. 

Ferhat ENCÜ (HDP Şıak Milletvekili) İle Yapılan Görüşmede; 

Olayların yaşandığı saatlede Cizre’de olmadığını, olayları duyması üzerine Cizre’ye geldiğini, Milletvekili Faysal SARIYILDIZ’ın açıklamalarına benzer bilgiler edindiğini, özellikle yaralılara sağlık personelinin ulaşımının güvenlik görevlileri tarafından uzun süre engellenmesi nedeniyle ölümlerin yaşandığına, güvenlik görevlilerince açılan ateş sonucu ölümlerin yaşandığını heyetimize ifade etmiştir.

Ahmet ADANUR (Cizre Kaymakamı) İle Yapılan Görüşmede;

Heyetimiz, İlçe Kaymakamı Ahmet ADANUR’u makamında ziyaret etmiş, İlçe Kaymakamı Ahmet ADANUR ilçelerinde 20 Temmuz’dan sonar hendeklerin kazılmaya başlandığını, hendek, moloz veya taş dökme yöntemiyle sokakların kapatıldığını, kentte bir gerginliğe ve sivil yurttaşların zarar görmesine yol açmama adına güvenlik kuvvetlerinin ilk etapta bu hendeklere müdahale etmediklerini, resmi yazışmalarla belediye yetki alanında olması hasebiyle toplumsal yaşamın devam edilebilirliği adına bu hendeklerin kapatılıp molozların sokaklardan kaldırılmasını talep ettiklerini ancak bu güne kadar buna yönelik herhangi bir girişimin olmadığını,  27.08.2015 günü ise askeri birliklere değişik yerlerden kimliği belirsiz kişilerce 5 (BEŞ) adet roketli saldırının yapıldığını, akabinde ise çarşı merkezinde iki adet roketli saldırının daha gerçekleştiğini, gün içinde yaşanan olaylardan kaynaklı biri boğulmak, diğer dördü ise ateşli silahlarla olmak üzere toplamda 5 yurttaşın hayatını kaybettiğini, İlçede hala kimi sokakların hendek kazılmak suretiyle veya  taş ve moloz dökmek suretiyle kapalı olduğunu, sivil vatandaşların zarar görmemesi adına hendeklerin arkasında olan silahlı gruplara sert müdahale edilmediğini sivil toplum kuruluşlarının bu durumun ortadan kaldırılması adına daha etkin girişimlerini beklediklerini, vatandaşların bu yaşananlardan rahatsız olduğunu ancak heyetimizin olay yerine gittiklerinde bile silahlı unsurların baskısından dolayı vatandaşların kendilerini rahat ifade edemiyeceklerini, makamında yaptığı kimi görüşmelerde vatandaşların bu durumu kendisine aktaşdığını, heyetimizin olay mahali ile ilçede yapacağı gözlemler için bir engelin olmadığını, maktul Eyüp ERGEN’in içinde vurulduğunu tahmin ettiği aracın gece yakıldığını belirtmiştir.

Cuma ÇOBAN (Cizre Cumhuriyet Başsavcısı) ile Yapılan Görüşmede;

Heyetimiz daha sonra Cizre Cumhuriyet Başsavcısıyla görüşmek üzere Cizre Adliyesine geçip Cumhuriyet Başsavcısı Cuma ÇOBAN ile makamında görüşmüş, Başsavcı ana hatlarıyla adli sürecin başlatıldığını, 27.08.2015 günü yaşanan olaylara ilişkin 3 tane Cumhuriyet Savcısının görevlendirildiğini, olaya  ilişkin tarafsız ve bağımsız bir adli sürecin işletileceği ile maddi gerçekliğin ortaya çıkarılacağı noktasında kimsenin şüphesinin olmaması gerektiğini ifade etmiştir. Olayın detaylarını ve tanıkların beyanlarının alınmasına ilişkin sorularımıza Cumhuriyet Başsavcısı konunun henüz yeni olduğu, bu nedenle henüz ayrıntıları bilmediğini, görevlendirilen savcıların çalışmayı yürüttüklerini ifade etmiştir.

Zahide ECER (Görgü Tanığı) Beyanında;

Tahir ELÇİ (T.E) - Merhaba. Siz bu mahallede oturuyorsunuz. Olaya şahit oldunuz mu?

Zahide ECER (Z.E) - Ben her şeyi gördüm. Herkes sessiz olsun ben anlatacağım.

T.E - İsminiz nedir?

Z.E - Zahide Ecer.

T.E - Evet dinliyorum.

Z.E - Silah sesleri gelir gelmez kendimizi evlerimize attık. Silah seslerinden sonra herkes dağıldı. Küçük bir oğlum vardı sokakta. Silah seslerini duyunca sokağa fırlayıp onu içeri aldım. Evimin önünde bir araç durdu. Araca ateş ediliyordu. Biz bağırıp çağırmaya başladık. Ben ne olduğunu anlamadan iki genç erkek kendini evimin avlusuna attı. Ne oldu anneciğim? diye sordum. Bana “anne bu taraftan üzerimize ateş açıldı” dediler, gelin oturun dedim onlara. Bana araçta üç kişi olduklarını, diğer arkadaşlarının gelmediğini söylediler. Yolun yukarısından geldikleri sırada aracın tekerleklerine ateş açıldığını ve tekerleklerin patlatıldığını söylediler. Arkadaşlarının evi bu sokakta onu bırakmak için geldiklerini, burada çatışma olduğunu bilmediklerini söylediler. Hastaneden geliyoruz, hemşireyiz biz, arkadaşımızı evine bırakmak için geldik bize ateş ettiklerini söylediler. Arkadaşlarına seslendiler ses yoktu yanıt veren olmadı. Telefonla aradılar ona da cevap vermedi. Arkadaşlarına bakmak için dışarı çıkmaya çalıştıklarında onlara “Anne kurban, çıkmayın, vurulursunuz” dedim. Oğlumu da neredeyse öldürüyorlardı. Kendimi eve atmasaydım beni öldürüyorlardı. İnsanlara nişan alıp sıktıklarını bilmiyordum. Dışarı çıkınca gördüm ki insanlara ateş ediyorlar. Ben dışarı çıktım aracın içine bakmak için. Baktım araçta kimse görünmüyor. Yolun karşısındaki mahalleliye seslendim, araçtan bir kişinin çıkıp çıkmadığını sordum. Bana Kimsenin çıkmadığını, kimseyi görmediklerini söylediler. Araca biraz daha yaklaştım. Arka koltukta bir karartı gördüm. Araçtaki gencin vurulduğunu anladım.

T.E - Siz yalnız mıydınız, yanınızda kimse var mıydı?

Z.E - Hayır yalnızdım. Kimse çıkmaya cesaret edemiyordu. Bana da kaç defa sıktılar ama etrafımdan geçti kurşunlar. Bulunduğum yerden doğruldum ve tekrar aracın içine baktım. Karartı çantaya benzemiyordu. Bu çanta olamaz dedim kendi kendime. Aracın kapısına uzanıp açtım. Zavallı genç başı öne doğru düşmüş alnından aşağı kan akıyordu. O sırada bana ateş etmeye baldılar. Yolun karşısındaki mahalleli bana kendini yere at diye bağırdı. Kendimi eve attım. Evdeki iki kişiye arkadaşlarının başından vurulduğunu ve muhtemelen ölmüş olduğunu söyledim. Bağırıp çağırmaya, feryad etmeye başladılar. Hastaneyi arayıp çok acil ambulans istediler. İkisi de başta baygınlık geçirdi. Sonra kendilerine gelip ambulans istediler, ancak ambulanslar gelemediklerini söylediler. Ambulans bir süre sonra geldiğinde bu kez ambulansa ateş etmeye başladılar. O ambulanstaki görevliler de kendilerini evimin avlusuna attılar. Yetkilileri, devleti arayıp feryat ettiler. Biz sağlık görevlisiyiz, araçtan yaralıyı almaya geldik bize ateş ediyorlar dediler.

(O sırada bir çekici yanmış bir aracı çekmeye başladı. Baro Başkanımız çekici şoförünün yanına gidip aracı almak için herhangi bir izni olup olmadığını soruyor. İzin olmadığı anlaşılıyor)

Z.E - Ambulansla gelen görevlilerle birlikte ve iki genç yetkilileri aradı. Yaralı var alamıyoruz. Biz sağlık görevlilerine de ateş ediliyor dediler. İki ambulans geldi. İlkin biri geldi. Ambulanstaki sağlık görevlisi telefonda ağlıyor ateşin kesilmesi ve yaralıyı almak için yalvarıyor. Arkadaşları nerde bu devlet, sesimizi duyan yok mu, arkadaşımız şu an aracın içinde kan kaybından ölecek ama onu alamıyoruz, ona müdahale edemiyoruz bu nasıl iştir deyip feryat ediyorlardı. Gelen ambulansa da ateş açıldığı için onlar da  avludan dışarı çıkamadıkları için onlar da mahsur kaldı ve başka bir ambulans çağırdılar. Yetkilileri aradılar. Bir süre sonra ikinci bir ambulans geldi. Onlara da ateş açtılar. Onlar da kendilerini zor avluya atıp canlarını zor kurtardılar. Bu defa etraftaki halk buna dayanamayıp bağırıp çağırmaya, isyan etmeye başladı. Halk ayaklanarak ölümü de göze alarak, şurdaki bidonu kendilerine siper yaparak kendini yola atıp araçta vurulan kişiyi çıkarıp bir ambulansa koydular. Daha sonra insanların üzerine tekrar ateş açıldı. İnsanlar dört bir yana dağılmaya başladı.

İsteğimiz şudur. Biz barış istiyoruz. Bu savaşı istemiyoruz. Yeter artık bize çektirdikleri. Biz çocuklarımızı öldürülsün diye büyütmüyoruz. Türklerden, Kürtlerden, polislerden, tüm halktan ricamdır. Bu polisleri de büyüten bir aileleri var. İki tarafı karşı karşıya getirip hadi öldürün birbirinizi diyor. Biz ölen her bir insan için kahroluyoruz. Askermiş, polismiş, gerillaymış farketmiyor. Hepsi analarının kuzularıdır. Erdoğan’ın bu kuzular üzerinde hiçbir hakkı yoktur. o kirli ve kanlı elini çeksin çocuklarımızın üzerinden.

 

Kasım ÇAĞLI (Baran ÇAĞLI’nın babası) Beyanında;

T.E - İsminiz nedir?

K.Ç - Kasım Çağlı.

T.E - Yaşınız kaç?

K.Ç - 51 yaşındayım.

T.E. - Ne iş yapıyorsunuz?

K.Ç - Şoför olarak çalışıyorum.

T.E - Peki yaşanan olayın nasıl geliştiği hakkında bilginiz var mı? Nerede oturuyorsunuz?

K.Ç - Cudi Mahallesinde oturuyoruz. Çocuğum yedi (7) yaşında. Olay sırasında orada bulunuyordu.

T.E - Peki olay sırasında nasıl oraya gitmiş?

K.Ç - Evimiz olay yerine yakın.

T.E - Çocuk nerede yaşamını yitirdi peki?

K.Ç - Mahallede kullanılmayan, harabe bir eve ait bir duvarın altında kalarak yaşamını yitirmiş. Gelen kurşunlarla mı yıkılmış yoksa araba mı çarparak duvarı yıkmış bilmiyorum ama duvar üzerine yıkılmış. Kafatası patlamış.

T.E - Çocuğunuzun ismi nedir?

K.Ç - Baran Çağlı. yedi (7) yaşında.

T.E - Olay sırasında yanında kimse var mıydı?

K.Ç - Kendisinden daha küçük olan bir çocuk varmış yanında. Çocuğa olayın nasıl olduğunu sorduğumuzda bilmiyorum diyor.

T.E - Çocuğunuzda kurşun izi yok öyle mi?

K.Ç - Hayır. Duvarın altında kalmış.

T.E - Peki duvar nasıl yıkılmış? Panzer mi çarpmış başka birşey mi olduğunu komşular ya da çevredekiler görmemiş mi?

K.Ç - Duvar belki silahlar yüzünden yıkılmış olabilir, bilmiyorum ama gittiğimizde çocuk duvarın altındaydı, beyni dağılmıştı.

T.E - Peki duvar kime ait?

K.Ç - Duvar, mahallemizde sahipsiz bir evin duvarıdır.

T.E - Duvarın evinize uzaklığı ne kadardır?

K.Ç - Yaklaşık 50-60 metre uzağımızda bulunuyor.

T.E - Duvar herhangi bir eve mi ait?

K.Ç - Evet. Sahipsiz bir evin duvarı.

T.E - Peki duvar beton mu yoksa başka bir maddeden mi yapılmış?

K.Ç - Eski bir kargir duvar. 30 yıllık bir duvar.

T.E - Olaya komşular şahit olmamış mı?

K.Ç - Torunum görmüş ama o da henüz çok küçük. o da nasıl olduğunu bilmiyor. Çocuklarım bağırmaya başladı Baran duvarın altında kaldı diye. Ben yetişene kadar çevredekiler onu duvarın dibinden çıkarmıştı.

T.E - Peki duvarın nasıl yıkıldığını bilmiyorsunuz değil mi? Yani top mu çarpmış, panzer mi çarpmış, mermi izi var mı yok mu?

K.Ç - Bu saate kadar kendimde değildim. Gidip göremedim.

K. ODABAŞI - Duvar eğri miydi yıkılmadan önce?

K.Ç - Yüksek bir duvardı üst geçit gibi. Yıkılmış, eskiden eğri olup olmadığını bilmiyorum. Çünkü eski harabe bir yapı. Hiç dikkatimi çekmemişti.

T.E - Peki duvar yıkıldığında silah sesleri gelmeye devam ediyor muydu?

K.Ç - Evet. Silah sesleri geliyordu.

T.E - Peki gelen sesler yüksek bomba sesleri miydi yoksa silah sesleri miydi?

K.Ç - İlk başta iki büyük patlama sesi geldi. Sonra da nispeten küçük silah sesleri gelmeye başladı.

T.E - Peki o anda mı haber geldi size?

K.Ç - Evet. Hemen hemen o sıralarda çocuğun duvar altında kaldığı haberi geldi.

T.E - Hastaneye gittiniz değil mi otopsi için.

K.Ç - Evet. Önce buraya (Cizre’deki hastaneyi kastediyor) sonra da Diyarbakır’a götürdük.

T.E - Kurşun çıkmadı değil mi vücudundan?

K.Ç - Hayır, kurşun çıkmadı. Sadece Kafatası patlamıştı.

T.E - Kaç çocuğunuz var?

K.Ç - 5 erkek 2 kızım var.

T.E - Allah bağışlasın.

K.Ç - Allah razı olsun.

T.E - Peki. Başınız sağolsun. Olaya şahit olan çocukla konuşmamız mümkün mü?

K.Ç - İnanın hiçbir şey bilmiyor. Çok küçük daha

T.E - Peki. Tekrar başınız sağolsun.

 

 

Adnan SANRI (Mesut SANRI’nın babası) Beyanında;

T.E - Kaç Yaşındasınız?

A.S - 59 yaşındayım

T.E - Ne iş yapıyorsunuz?

A.S - SSK işçi emeklisiyim.

T.E - Başınız sağolsun. Olay nasıl gelişti?

A.S - Sağolun. İnanın bilmiyorum. Yoldaydım Antep’e gidiyordum Urfa’dayken haber geldi oğlun yaralanmış diye. Döndüm yola koyuldum 100 metre ilermeden bir telefon daha geldi oğlun şehit oldu diye, çıkıp geldim. Bu kadarını biliyorum.

T.E - Peki olayın şahitleri var mı, kendileriyle konuşabildin mi?

A.S - İş arkadaşları yanındaydı. DEDAŞ Arabasındaydılar. DEDAŞ’da geçici işçi olarak çalışıyordu.

T.E - Peki olayın olduğu mahalleye niçin gitmişlerdi?

A.S - Görev için ordaydılar. Elektirik saatlerinin kontrollerini, tahakkuk işlerini yapardı.

T.E - Saat kaçta olmuş olaylar

A.S - Tahminime göre 12.30 sularında

T.E - Peki yanında başka arkadaşı var mıydı?

A.S - Evet, iş arkadaşları yanındaymış ancak kim olduklarını henüz bilmiyorum.

T.E - Olay sırasında yanında olan arkadaşlarıyla görüşmemiz mümkün mü acaba?

A.S - İnanın tanımıyorum kendilerini.

T.E - Araç kime aitti?

A.S - DEDAŞ aracıydı.

T.E - Kaç yaşındaydı oğlunuz?

A.S - 39 yaşındaydı.

T.E - Evli miydi?

A.S - Evet. 5 çocuğu var.

T.E - Peki arızaya gidiyorlar mıydı yoksa arızadan dönüyorlar mıydı?

A.S. İnanın bilmiyorum efendim. Sadece araçla seyir halindeyken kendilerine ateş açıldığını biliyorum.

T.E - Olay sırasında kaç arkadaşı vardı yanında?

A.S - belki 3 belki 4 tam olarak bilmiyorum.

T.E - Araba nasıl bir arabaydı peki?

A.S - Bilmiyorum. (Dışardan biri müdahil olur: Araba Ford Connect idi) Bizim yüreğimiz yandı. Evladım gitti. Biz sulh istiyoruz, barış ve kardeşlik istiyoruz. Bizim yüreğimiz yandı başka kimsenin yüreği böyle yanmasın.

T.E - Savcı ifadenizi aldı mı?

A.S - Savcı ifademi almadı. Zaten şehir dışında olduğumdan geç geldim.

T.E - Peki başınız sağolsun.

A.S - Sizler sağolun

 

Kadir KONUR (Cizre Belediye Başkanı) Beyanında;

Tahir ELÇİ-Kadir Bey olaylar nasıl başladı?

Kadri KONUR- Tabii birçok yerde siyasi parti yöneticilerimiz 2012 ki deki gibi bir çok KCK siyası davası gibi tutuklama furyası başlamıştı, bunlara karşılık aslında bir mesaj tabi artık bu işin böyle yürümediğini, güvenlikli bir konsepte yürümeyeceğini, tekrardan tekrarlanan bir şeyin tekrarlanması bu sürece bu ülkeye bu insanlara bir katkı sağlamayacağını göstermek açısından olabilir belki ama...

Tahir ELÇİ: Neyse o ayrı bir sorun bu bir mesaj da olabilir yani

Cizre Belediye Başkanı: Evet kazıldı bu hendekler. Yani bu 22 -24 Temmuz sonra hendekler kazılmaya başlandı. Bundan önce de 2 vatandaşımız Cizre de hayatını kaybetmişti.

Tahir ELÇİ : Nasıl öldürülmüştü..  ??

Kadir KONUR - Birisi yine evinin balkonunda Abdullah Yakar, Yafes Mahallesinde çevre yolu üzerinde balkonunda yine polis aracından atılan bir mermi ile katledilmiştir. 1 ayını doldurmamıştı ondan sonra işte eller kelepçelenmiş ve ayakları bağlanmış bir şekilde Hasan NERSE adlı genç de Cizre de katledilmişti. Bundan sonra Cizre’de bir durulma vardı ve sakinlik vardı ta ki dün yaşanan saat: 11:00’da

Tahir ELÇİ: Biz buraya gelmeden önce yani bunu sormak zorundayım, öeğin sizin hendekleri açmak için bir girişiminiz oldu mu olmadı mı?

Cizre Belediye Başkanı: Hayır hayır kesinlik bilakis bu hendekler bizim çalışma alanımızı da daraltıyor, biliyorsunuz bu halka da hizmet ediyoruz.

Tahir ELÇİ: Bu durum hizmetlerinizi engellemiyor mu?

Cizre Belediye Başkanı: Hizmet alanımız da engelliyordu ama ilk başlar da dedik bir kapatalım bu hendekleri bu hizmeti yapalım vatandaşın kendisi gerçekten bu hendeği burada açacağım hendek burada olsun ben hiç istemiyorum

Tahir ELÇİ: Mahalleli kendisi mi istiyor?

Cizre Belediye Başkanı: Mahalleli kendisi bu hendekleri kapanmasını istemiyor.

Tahir ELÇİ: Kaymakamlık istedi mi sizden hendeklerin kapanmasını?

Cizre Belediye Başkanı: Zaten kapatılması için Kaymakamlığın birkaç girişimi oldu.

Tahir ELÇİ: Ne yaptınız cevap verdiniz mi ?

Cizre Belediye Başkanı: Cevap verdik o sıra.

Tahir ELÇİ: ne dediniz?

Cizre Belediye Başkanı: Mesela biz dedik ki şu an açılan hendeklerin bizim Belediye olarak kapatmamız söz konusu değil hem güvenlik açısından şu an da kapatmaya karşı da bir direniş var artı halkın kendisi de biz gittik. Su kazısı ve kanalizasyon kazısı için de gittiğimizde mesela halkın bize karşı direnişini görüyoruz. Orada hendekler kapanmadan sonuçta bu halkın açtığı hendeği benim belediye olarak gidip kapatmaya gücümüz olamaz.

Tahir ELÇİ : Peki bunlar halkı mağdur etmiyor mu? Bir ambulansın gitmesi bir hasta yaralı, doğum yapacak olan kişiyi mağdur etmiyor mu?

Cizre Belediye Başkanı: Şimdi bu işin bir yönü, şimdi işin ikinci yönü daha çok ağır basıyor. Bu halk yani köşeye sıkıştırılmış 90’lı yılları yaşama korkusunu kabul etmiyor yani. Şimdi bu halk 90’ları gördü, bir daha 90’ları yaşama pozisyonuna girersen halk her türlü kendine karşı burada önlem alacaktır. Halk kendi eliyle kendi ayağıyla 90’lara döner mi? Dönmüyor işte halk işte artık kabul etmiyor, halk diyor ki kardeşim ben böyle iyiyim gençlerim tutuklanmasın,bir daha 90'lar gibi gözaltında kayıp ve infazlar olmasın, insanlarım sokak ortasından infaz edilmesin.

Tahir ELÇİ: Dünkü olaya gelelim, size nasıl bilgi geldi?

Cizre Belediye Başkanı: Biz dün normal mesaimizi yapıyorduk, 11’den sonra öğleye doğru yani bir silah sesleri duymaya başladık. Önce ne olduğunu anlamaya çalıştık, Nur Mahallesinden silah seslerinin geldiğini öğrendik, buradan merak ederken biz de sağdan soldan soruyoruz ne oldu Cizre’de.

Tahir ELÇİ: Burada mıydınız?

Cizre Belediye Başkanı: Cizre’deydik, Belediyedeydik ve bizim aynı bölgede arkadaşların anlatığı şu an belki Cizre’nin en büyük yatırımı olan bir Kültür Merkezi binamız var, oraya bir yatırımımız var, ihaleye verilmiş son aşamasına gelmiş orada çalışan 17 işçi var dediler

Tahir ELÇİ: Müteahit kim?

Cizre Belediye Başkanı: Mütehiti Cizre’li biri adı Adnan’dır o geldi telaşlı bir şekilde bir şeyler yapalım dedi hayırdır, Adnan dedim sakin ol dedi silah sesleri geliyor bizde anlamaya çalışıyoruz ben zaten onun için gelmişim şuan Van’dan Diyarbakır’dan Cizre’den getirdiğim işçiler var orada benim adıma çalışıyorlar.

Tahir ELÇİ: Kaç işçi var?

Cizre Belediye Başkanı: Kendisinin deyimi 17 işçi orada mahsur kalmış ve sürekli oraya ateş ediliyor ve her iki askeri birlikten ateş ediliyor ve insanlar orada katledilecek ve bir şeyler yapmalıyız. İşte ne yapabilir ne edebiliriz dedi, sonra Emniyeti aramışım dedi kendi, imkanlarıyla 155 arayıp beni işçilerim orada dadır ben oranın mütehatiyim dedim onlar demiş tamam bizim onların orada çalıştığınız biliyoruz ama polisin dediği bize oradan ateş ediliyor diye bir cevap verilmiş.

Tahir ELÇİ:  Yani kültür merkezi binasından bize ateş açılıyor mu diyor polisler?

Cizre Belediye Başkanı: Müteahatin deyimi öyle.

Tahir ELÇİ: Müteahit Emniyeti aramış, işçilerim var orada ve ateş açılıyor oraya Emniyette demiş ki kültür merkezinden bize ateş açılıyor.

Cizre Belediye Başkanı: Evet emniyetin dediği haberimiz var ama oradan bize ateş açılıyor, biz orayı ateş altına almışız ama sürekli taranıyor orası ve oradan yangın haberi geldi ve gelir gelmez bizim itfaiye oraya gitti.

Tahir ELÇİ: Nereden gitti?

Cizre Belediye Başkanı: Belediyeden o kültür binasının orada su depolarımız var, o su depoları altında büyük bir çamlık alanımız var hani böyle yıllardan beri yetiştirilmiş bir çam bölgesi var orada. Çamlık alan var orada yangın çıkmış itfaiye de haber vermiş o yangını söndürmek için çıkmış tam oraya varacağı zaman tam o sırada bizim itfaiye önü taranmış ve hani gelmeyin ve belediye itfaiyesi geri dönmek zorunda kalmış. 155 aramışlar işte oraya kesinlikle girmeyeceksiniz biz haber etmeden bir şey söylemeden oraya girmek yasaktır kim sizi gönderdi şeklinde söylemlerde tehdit ederek geri çekilmek zorunda kaldık. Bizde o arada bu işler için ne yapabiliriz tabi mahalleli soruyor ama mahallede kimi arıyorsak herkes valla başımızı çıkartamıyoruz böyle bir şey var sonradan ilçe binasına geçtik dedik ilçe binamızda Nur mahallesine yakındır. Acaba orada ne oluyor, sonra Vekil arkadaşımız geldi sonra, aradık Faysal SARIYILDIZ sonra o dedi geliyorum dedi. O zaman bu Eyüp arkadaşın tabi ismen bilmiyoruz yaralı bir arkadaşın arabada bekletildiği onun alınmaması durumunda kan kaybından öleceğini ve vatandaştan yoğun telefon geliyor.

Tahir ELÇİ: Bunlar gündüz ortası mı oluyor?

Cizre Belediye Başkanı: Tabi bunlar gündüz ortası oluyor, saat 12:00 gibi, ama bunu söyleyeyim bu işin, yani bu ölümler olmayabilirdi, bunlar kesin bir şeydi, bunlar bilerek planlanarak yapılan bir şeylerdir. Çünkü mesela çatışma belki 5 dakika yani arkadaşlar o bölgede 10 ya da 5 dakika sürmüştür sürmemiştir, onu bilmiyorum süre olarak ama onun dışında herhangi bir karşılıklı mukavemet var mı yok mu, ama ben yani mahalleliden öğrendiğim kadarıyla yoktur. Zaten ölen iki kişi devlet kurumlarında çalışan insanlardır.  Biri hastanede biri Tedaş’ta çalışıyor, diğeri mesela çocuktur. 10 yaşında işin ilginç olanı çocuğun ailesi değil de bir personelimiz var o mahallede, bizi aradı biz parti binasında otururken, dedi bir saattir bu çocuk vurulmuş yaşamını yitirmiş arabadadır ama ailesinin evinin önündedir şimdi bu cesedi alamadığımız için zaten aile kahrolmuş ve gözlerinin önündedir ulaşamıyorlar alamıyorlar bu daha çok mesela insanın psikolojisini bozuyor ve bir şeyler yapalım dedik.Bizim cenaze aracını aradım kardeşim gidin orada insan cesedi var gidin alın başka çaremiz yok arkadaşları gönderdim aracımız zor bela oda 2 defa aracın üzerinden taciz ateşi yapıldı ben oraya ulaştım. Ha orada o memurumuzda ölebilirdi.

Tahir ELÇİ: Askeriyenin oradan gidiyor değil mi?

Cizre Belediye Başkanı: Zaten bir yol köprüye varmadan aşağı inmiş gaizonun önünden çıkmış cenaze aracımız Emin YANAŞ’ın cenazesini almak için mesela cenaze 1-2 saat ailesinin göz önünde bekletilmiş. Oraya yanaşanlar keskin nişancılar varmış oraya yaklaşanlar.

Tahir ELÇİ: Keskin nişanılar orada nerede oturmuş

Cizre Belediye Başkanı: İşte mesele o zaman o psikolojide sağa sola bakmanın biz orada ora da değiliz ama çok zorlu bir ortam da nasıl kestirebilir üste hakim tam bir Tank taburu var diğer tarafta yüksek kule den mahalleyi izleyen yerleri var. Mesela biz bu işçilerin derdindeyken nasıl orada kalır derken bu çocuğun ailesinin araması ölenlerin yakınlarının araması mecburi cenaze arabasını oraya gönderdim.

Almaya giderken 2 defa taciz ateşi yapmışlar aracımıza demek istedikleri yani gelmeyin tamam gelmeyin de bu sözde işaretidir tamam gelmede biz ne olacağız bizde en sonunda o cenazeyi diğerlerinden 2-3 saat sonra alabildik. O cenazeyi aldıktan sonra mütehit geldi dedi kendim gittim dedi o işçiler benim emanetim.

C-İNCELEME VE TESPİTLER

Heyetimiz Cizre İlçe Merkezine vardığında tüm iş yerlerinin kapalı olduğunu, trafik ve araç seyrinin hemen hemen olmadığını, bazı sokak başlarında insan topluluklarının bulunduğunu, kentte olağanüstü bir durum ve endişeli bir hava olduğunu gözlemlemiştir.

Heyetimiz İlçenin özellikle İpek Yolu olarak bilinen ana yolunun sol tarafında kalan ve şehrin çok büyük bir bölümünü oluşturan Cudi, Nur ve Sur Mahallelerinden ana yola bağlanan neredeyse tüm sokakların ya kazılarak ya da büyükçe taşlar veya başka cisimlerle kapatıldığını ve mahallelere araç girişinin hemen hemen mümkün olmadığını gözlemlemiştir.

Heyetimiz ölümlerin yaşandığı Botaş Caddesine gitmenin güvenlikli olmadığı biçimindeki tavsiyelere rağmen olay mahallini görmek istemiş, Cizre’den bir avukat meslektaşımızın refakatiyle olay yerine tek cadde olan ve Nur Mahallesindeki roketli saldırıya uğradığı belirtilen askeri birlik binasının yanından geçerek olay mahalline varmıştır. Burada sağlık personeli Eyüp ERGEN’in içinde vurularak öldüğü aracın daha sonraki bir saatte bilinmeyen kimseler tarafından yakıldığını ve tümüyle yanmış araç kalıntısının cadde ortasında durduğunu gözlemlemiş ve kayıt altına almıştır. Heyetimiz aynı mahalde görgü tanıkları ile görüşme yaparken bir araç çekicisinin gelerek aracı götürmeye çalıştığını görmüş, çekici şoförü araç sahibinin isteği üzerine araç enkazını Emniyet Müdürlüğü’ne götüreceğini söylemiştir.

Heyetimiz olayın üzerinden 24  saat gibi bir süre geçtiği halde güvenlik görevlilerinin, olay yeri inceleme ekiplerinin ve Cumhuriyet Savcılarının olay yerine gelmediğini, olay yerinde delil toplama, bulgu tespiti, tanık dinleme vb. bir işlem yapmadığını tespit etmiştir.

Heyetimiz sağlık personeli Eyüp ERGEN ile diğer bazı sivillerin öldürüldüğü Botaş Caddesi üzerindeki yerin geniş ve uzun bir cadde olduğunu, her iki tarafında evler bulunduğunu, yolun yukarıdan aşağıya doğru eğimli olduğunu, yukarıda Cizre Tank Taburu nöbetçi kulübeleri, aşağıda ise diğer askeri kışlanın nizamiye ve betonarme nöbetçi kulübelerinin görüldüğünü, hem Tank Taburunu koruma mevzii/kulübe hem de aşağıdaki askeri birliğin yüksek taş/beton duvarlarının üzerindeki kum torbaları mevziilerinden ve gözetleme kulelerinden ölümlerin gerçekleştiği yerin tam olarak ve rahatlıkla görülebildiğini tespit etmiştir. Sağlık personeli Eyüp ERGEN ve diğer bazı ölümlerin gerçekleştiği nokta ile Tank Taburu nöbetçi mevziileri arasında 400-500 metre, aşağıdaki mahalle ile bir bütün olan askeri kışlanın nizamiye kulesi ve diğer askeri mevziilere 700-800 metre mesafede olduğunu, dolayısıyla yanmış aracın bulunduğu ve ölümlerin gerçekleştiği yerin iki askeri birliği birbirine bağlayan ve her iki yerden cepheden görülebilen yolun orta yeri olduğu tespit edilmiştir.

Heyetimiz aynı yolun üzerinde ve ölümlerin meydana geldiği yere yakın bir yerde/caddenin ortasında büyük bir yarık ve hendeğe benzeyen bir çukur tespit etmiş, bu durumun gençlerin bir hendek kazma girişimi şeklinde algılanmış ancak mahalle sakinleri yaklaşık 10 gün önce burada bir mayın patlaması olduğunu ve Şıak’lı Sahip AKIL adında sivilin aracıyla geçerken patladığını ve bu kişinin yaşamını yitirdiğini,  ölen kişinin vücudunun paramparça olduğunu, vücudunun çeşitli organlarını etraftan topladıklarını, mayını kimin döşediğini bilmediklerini söylemişlerdir.

Heyetimiz aynı cadde üzerinde bir evin avlu kapısına doğru park edilmiş, ön camlarının tam olarak şoför ve şoför mahallinin yanındaki misafir koltuğundaki oturanı hedef alacak şekilde muntazam iki kurşun deliği olduğu halde görmüş, ancak bu aracın kime ait olduğu ve içinde ölen veya yaralanan olup olmadığı bilgisine ulaşamamıştır.

Heyetimiz ölümlerin meydana geldiği yerin etrafındaki evlerin, özellikle aşağıdaki roketli saldırıya hedef olduğu belirtilen askeri kışladan görülebilen duvarlarda yoğun kurşun izleri tespit etmiş ve fotoğraflamıştır.

Heyetimiz olay mahallinde tesadüfen orada bulunan ve görüşülen tüm kişiler iki roket atışı duyduklarını ve bunun askeri birlik duvarına çok yakın bir mesafeden yapıldığını düşündüklerini, bundan sonra uzun bir süre her iki askeri birlikten tek tek ve nokta atışı biçiminde ve keskin nişancı olan görevliler tarafından ateş açıldığını, ölümlerin bu şekilde gerçekleştiği bilgisine ulaşmıştır.

Heyetimiz askeri birliğe yapılan roket atışlarından çok sonra, karşılıklı veya tek taraflı ateş sona erdikten çok sonra DEDAŞ görevlisi Mesut SANRI’nın DEDAŞ’a ait araçta, aynı bölgede vurulduğunu  tespit etmiştir.

Heyetimiz Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısının olay günü yaşanan tüm ölümlerin ateşli silah sonucu yaşandığı biçiminde aktardığı bilgi ve otopsi raporlarında bu yöndeki tıbbi ve kesin bilgilere rağmen çocuklardan Baran ÇAĞLI’nın babası Kasım ÇAĞLI oğlunun ter edilmiş bir evin bahçe duvarının çökmesi sonucu yaşamını yitirdiğini ifade etmiş, bu bilgiye nasıl ulaştığı biçimindeki sorumuza; kendisi olay saatinde ilçede olmamakla birlikte olayın bu şekilde meydana geldiğinin kendisine aktarıldığını, olay anında oğlunun yanında başka bir küçük çocuğun daha bulunduğunu, bu çocuğun bu bilgiyi aktardığını, ancak heyetimizin bu çocuğa ulaşması ve bilgisine başvurması mümkün olmamıştır.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığıca yapılan her dört ölüme ilişkin otopsi raporunun bir suretini edinmeye çalışmış ise de bu mümkün olmamış, ancak otopsi raporları tarafımızca okunarak not alınmıştır. 7 yaşındaki Baran ÇAĞLI dışındaki 3 ölümün kafatasına isabet eden tek kurşunlarla gerçekleştiği, bu tıbbi tespitin tanıkların askeri birlikten tek tek ve nokta atışı şeklinde, keskin nişancılar tarafından yapılan atışlarla olduğu biçimindeki beyanla örtüştüğü tespit edilmiştir.

Heyetimiz Cizre ilçesinin yoğun bir nüfusa sahip ve büyük bir bölümünü oluşturan Cudi, Nur ve Sur Mahallelerine ana caddeden açılan tüm sokakların hendek, taş veya başka cisimlerle kapatılmış olması nedeniyle halkın yaşamının olumsuz etkilendiği, bu durumun başta günlük yaşam, eğitim ve sağlık gibi birçok temel hizmeti olumsuz etkilediğini gözlemlenmiştir. Bu durumun aynı zamanda ileriki günlerde güvenlik güçleri ile mahallelerde zaman zaman görülen ve yolları kapatanlar arasında çatışmalara yol açabileceği korkusuyla halkın büyük bir endişe ve umutsuzluk içinde olduğu izlenmiştir.

 

D-SONUÇ VE TALEPLER:

  • 27 Ağustos 2015 tarihinde PKK silahlı üyeleri veya bu örgüte bağlı YDG-H (Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi) veya başka bir örgüt veya kişiler tarafından Cizre ilçesinde Dicle Nehri kıyısında, ancak Nur Mahallesi içinde kurulu askeri kışlaya bir veya birden çok roket atışı yapıldığı ve/veya diğer ateşli silahlarla da askeri birliğe silahla ateş açılmasından sonra bu askeri birlik binasından ve mahallenin üst tarafında, tepe yerde kurulu bulunan Cizre Tank Taburundan Botaş  Caddesi ve bu caddeye açılan sokak başlarındaki evlere yoğun ve uzun süren etkili silahlarla ateş açıldığı, olayın başında roket atışı dışında karşılıklı bir çatışma yaşanmış ise de bu durumun çok uzun sürmediği ancak her iki askeri birlikten ve özellikle de nehir kıyısında ve mahalle içindeki askeri birlikten tek tek ve nokta atışı olarak tabir edilen belli hedeflere ateş açıldığı kanaatine varılmıştır. Bu atışların özellikle araçlara, önce lastiklerine ateş açılarak araçların etkisiz hale getirildiği, ardından içindeki insanların tek tek atışlarla hedeflenerek vurulduğu, sağlık personeli Eyüp ERGEN’in, DEDAŞ görevlisi Mesut SANRI ve Emin YANAŞ’ın benzer şekilde aynı caddede farklı saat/dakikalarda seyir halindeyken tek tek atışlarla ve başlarından vurularak öldürüldükleri, bu durumun, askeri birliğin nöbetçi kulelerinden ve askeri birliğin istinaf duvarı üzerindeki kum torbalı mevzilerinden eğitimli keskin nişancılar tarafından açılan ateşle vuruldukları kanaatine varılmıştır.
  • Olayda yaralanan sağlık personeli Eyüp ERGEN’in uzun süre açılan ateş nedeniyle olay yerinden kaldırılamadığı, yaralıyı almaya gelen 112 ambulansının da güvenlik görevlileri tarafından güvenlik gerekçesiyle mahalleye girişinin geciktirildiği ve yaralının bulunduğu noktaya yapılan tek tek atışlar nedeniyle sağlık ekibinin bir süre yaralıyı araç içinden alamadığı, adı geçen maktulün geç müdahale ve kan kaybından yaşamını yitirdiği tespit edilmiştir.
  • Heyetimizin olay mahalline ulaştığı ve ölüm anından 24 saat sonra bile olay yeri inceleme ekiplerinin ve soruşturma makamlarının olay mahalline gelmedikleri ve herhangi bir inceleme yapmadıkları, Eyüp ERGİN’in vurulduğu aracın üzerinde hemen inceleme yapılması gerekirken aracın olay yerinde kalması ve bir süre sonra belirlenemeyen bir nedenle yanarak tahrip olması ve 24 saat sonra bir çekici tarafından alınıp belirsiz bir yere götürüldüğü, bu durumun soruşturma makamlarının o kadar çok sayıda sivil insanın ölümü ve yaşam hakkının ağır ihlaline ilişkin bir suçun soruşturulmasına asgari bir ilginin gösterilmediği, delillerin özenle toplanmadığı ve olayın etkili şekilde soruşturulmadığı sonucuna varmamıza neden olmuştur.
  • Diyarbakır Barosu olarak Cizre'deki soruşturma makamlarının hızla ve özenle etkili bir soruşturma yaparak ölümlere ilişkin tüm delilleri toplaması, ilk günlerde ifadeleri alınmayan tüm görgü tanıklarının ifadelerinin hızla alınması gerekmektedir.
  • Görgü tanıkları ve otopsi raporlarının birbirleri ile örtüşecek şekilde Cizre ilçesi Nur Mahallesindeki Cizre Tank Taburu ve dicle Nehri kıyısındaki askeri kışlanın çevre duvarlar üzerindeki siper ve kulelerden kişiler hedef gözetilerek, nişan alınmak suretiyle ateş açıldığına ilişkin deliller karşısında aynı gün ve saatlerde her iki birlikte görevli personelin kimliklerin tespiti ile haklarında keyfi ve kasten öldürme suçundan soruşturma yürütülmesi gerektiği,
  • Cizre ilçesindeki hendek ve yolların taş ve diğer malzemelerle kapatılmasının  halkın sosyal, sağlık, eğitim ve diğer günlük yaşamını olumsuz etkilediğinde, keza güvenlik güçleri ile mahallelerdeki kimi kişileri karşı karşıya getirecek çatışmalara yol açabileceği, halkın da bu yönde büyük kaygılar taşıdığı tespit edildiğinden, bu tür hendek kazma ve yol kapatma faaliyetlerinin sorunların çözümüne bir katkı sunmayacağını düşündüğümüzden bir an önce herhangi bir çatışmaya mahal verilmeden hendek ve taşlı barikatların kaldırılması gerektiğini önemle ifade etmek isteriz.

                                                                                     Diyarbakır Barosu Başkanlığı