Çatışma ve insancıl hukukun hükümlerine riayete davet?

01.08.2015

Diyarbakır Barosu Başkanlığı

Basın Bildirisi

                                                                                                                             02.08.2015

Çatışma ve İnsancıl Hukukun hükümlerine riayete davet.

 

Diyarbakır Barosu 30 Temmuz 2015 tarihinde yaptığı basın açıklamasında; (http://www.diyarbakirbarosu.org.tr/H-595-2015-07-30-09-40-39-demokratik-gelecek-hayallerimizi-topraga-gommeyelim.html ) bir süredir başlayan silahlı çatışama sürecine ilişkin görüşlerini ifade etmiş,toplumuzu derinden etkileyen silahlı çatışma ve askeri operasyonların bir an önce sona ermesi çağrısında bulunmuştu. Aynı açıklamada; toplumumuzun birlikte yaşama ve sorunun barışçıl ve demokratik yollarla çözümüne dair güçlü iradesine bağdaşmayan yeni süreçte, yine de toplumumuzun vicdanını rahatsız eden,hukuka ve özellikle çatışma hukukunun ilkelerine aykırı eylem,operasyon ve uygulamalardan kaçınılması çağrısında da bulunulmuştu.

Bu açıklamamızın üzerinden 48 saat geçmeden, Güney Kürdistan'ın Rewanduz bölgesindeki Zergele Köyünde Türk Savaş Uçaklarının yaptığı bombalama sonucunda en on (10) sivil insanın yaşamını yitirdiği ve en az bu sayıda sivil insanın da yaralandığı bildirilmektedir. Haber bağımsız kaynaklarca da dile getirilmiş ve Kürt Bölgesel Hükümeti yetkililerince de teyit edilmiştir. Diyarbakır Barosu,hukuka ve özellikle de insancıl hukuka açıkça aykırı olan bombalama ve toplu öldürme eylemini kınamaktadır.

Diyarbakır Barosu bir kez daha; Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Sözleşmelerinin ortak 3.maddesini; çatışma ve insancıl hukuk kurallarını hatırlatmakta, devletler arasında olmayan her türlü silahlı çatışmada sivil yerleşimlerin hedef alınmayacağını vurgulamak istemektedir. 1949 tarihli Cenevre Sözleşmelerinin ortak 3.maddesi aşağıdaki gibidir:

 “Milletlerarası mahiyette olmayan bir silâhlı anlaşmazlığın Yüksek Akit Taraflardan birinin toprakları üzerinde çıkması halinde, anlaşmazlığa taraf teşkil edenlerden her biri, en az olarak, aşağıdaki hükümleri uygulamakla mükellef olacaktır:

(1) Muhasamata doğrudan doğruya iştirak etmeyen kimseler, silâhlarını terk edenler ve hastalık, yaralılık, mevkufluk veya herhangi bir sebeple muharebe dışı kalanlar, ırk, renk, din ve akide, cinsiyet, doğum ve servet veya buna benzer herhangi bir kıstasa dayanan ve aleyhte görülen hiç bir tefrik yapılmadan insanî surette muamele göreceklerdir. (...) Bu sebeple, yukarıda bahis konusu kimselere; aşağıdaki muamelelerin yapılması, nerede ve ne zaman olursa olsun, memnudur ve memnu kalacaktır:

(a) Hayata, vücut bütünlüğüne ve şahsa tecavüz her nevi katil, sakatlanma, vahşice muamele, işkence ve eziyet;

(...)

(c) şahısların izzeti nefislerine tecavüz, bilhassa hakaretamiz ve haysiyet kırıcı muameleler;

(...)

(2) Yaralı ve hastalar toplanacak ve tedavi edilecektir.”

 

Öte yandan Diyarbakır Barosu'nun 30.07.2015 tarihli basın toplantısında da ifade edildiği gibi, Irak Merkezi Hükümeti ve Kürt Bölgesel Hükümetinin izin ve daveti olmadan Irak Bölgesel Hükümetinin topraklarına yapılan her türlü hava harekatı uluslar arası hukuka aykırı olduğu gibi, zaman zaman kimi yetkililerce ifade edilen ve tümüyle Uluslararası Deniz Hukukunun bir tabiri olan "sıcak takibin" koşulları da burada  bulunmamaktadır.

Diyarbakır Barosu bir kez daha hava operasyonlarına son verilmesi,yargısız infaz ve diğer hukuk dışı güç kullanımından kaçınılmasını, keza PKK silahlı militanları tarafından güvenlik görevlisi dahil silahsız ve operasyonel faaliyet içinde yer almayan kişilere,sivil şahıslara karşı  güç ve silah kullanma eylemlerine son verilmesi çağrısında bulunmaktadır.

 

Saygılarımızla,

 

Diyarbakır Barosu YK adına,

Av. Tahir ELÇİ / Diyarbakır Barosu Başkanı.