Bu Cinayetin Üstünü Örtemeyeceksiniz!

28.03.2020

 

Baro Başkanımız Tahir Elçi 28 Kasım 2015 tarihinde Diyarbakır Sur İlçesinde bulunan tarihi Dört Ayaklı Minare önünde, kültürel mirasa yönelik saldırıya dikkat çekmek için basın açıklaması yaptıktan sonra bir silahlı saldırı sonucunda yaşamını yitirmişti.

Cinayetten hemen sonra olay yerinde titizlikle yapılması gereken inceleme yapılmamış, deliller toplanmamış, bunun neticesi olarak Tahir Elçi’nin ölümüne yol açan mermi çekirdeği de bulunmamıştı. Bunun yanı sıra Elçi’nin ölümü sırasında olay mahallinde bulunan ve yoğun şekilde silah kullanan polis memurları şüpheli olarak ifadeleri alınmamış, görgü tanığı olarak dinlenmişlerdir. Soruşturma dosyasına bu güne kadar yüze (100) yakın dilekçe ile sunduğumuz taleplerimizin büyük bir kısmı dikkate alınmamıştır.  Soruşturma mercii, olayın meydana geldiği günden bu güne kadar soruşturma konusunda kayıtsız ve gönülsüz bir tutum sergilemiştir. Nihayet olay yerindeki görüntülerden de açıkça anlaşılacağı üzere yoğun suç şüphesi altında olan polis memurlarını koruyan ve cezasızlık politikasının devamı yönünde tercihte bulunmuştur.

Baromuzun kendi çabalarıyla Londra Üniversitesi Adli Mimarlık Bölümü Forensic’e hazırlatılan raporda belirtilen kuvvetle muhtemel şüpheliler  hakkında işlem yapılması talebimizi  14 Aralık 2018 tarihinde  Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına bildirmemize rağmen uzun bir zamana kadar şüpheli olarak hiç kimsenin ifadesi alınmamıştır.

Sunduğumuz raporun dışında dosyaya  başkaca yeni bir  delil eklenmemesine rağmen olaydan 4 yıl 4 ay sonra Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, 3 polis memuru ve bir örgüt üyesi hakkında iddianame düzenlenmiş ve ağır ceza mahkemesine sunulan iddianame, hala mahkemece incelenmektedir.

4 yıl 4 ay sonra hazırlanan iddianame hukuk tekniği açısından son derece sorunludur. Şöyle ki; olay sırasında mahallinde bulunan ve Tahir Elçi’nin öldürüldüğü yere göre en net atış açısına sahip olan polis memurları şüpheli olarak belirtilmiştir. Aynı şekilde olay sırasında iki polis memurunu öldürdükten sonra olay mahallinden koşarak geçen ve Elçi’nin öldürüldüğü yere doğru herhangi bir atışları tespit edilemeyen örgüt mensupları da bu cinayetten sorumlu tutulmaktadır. Bu iki olayın tek bir iddianame üzerinden hazırlanılması Tahir ELÇİ’nin faillerini aklama niyeti taşıdığını,  Tahir ELÇİ cinayetinin üstünün örtülmeye çalışıldığını  ve davanın cezasızlık ile sonuçlandırılabileceğine ilişkin  derin bir endişe uyandırmıştır.  

Nitekim Elçi’nin öldürülmesi ile sonuçlanan olay iki aşamalıdır. İlki; iki polis memurunu öldüren ve birini de yaralayan örgüt mensuplarının sorumlu olduğu olaydır. İkincisi ise Tahir Elçi’nin öldürülmesi ile sonuçlanan olaydır. İki olay arasında bir nedensellik bağı bulunmakla birlikte, sonuç açısından tümüyle birbirinden bağımsızdır. Buna rağmen iki olayın aynı iddianamede düzenlenmiş olması, kast dereceleri farklı olsa da hem örgüt mensubunun, hem de olay yerinde bulunan üç polis memurunun Elçi’nin ölümünden sorumlu tutulmaları, ciddi bir hukuksal hataya ve mantıksal tutarsızlığa işaret etmektedir. Örgüt mensuplarının işlediği suçlar açısından elbette ayrı bir soruşturma ve kovuşturma yürütülmelidir. İtirazımız, bu soruşturma ve kovuşturmanın Tahir Elçi cinayetini perdeleyecek şekilde bu soruşturmaya ve iddianameye dahil edilmesidir. Nitekim olay tarihinden bu güne kadar her iki olaya ait soruşturmanın bağımsız bir şekilde yürütüldüğüne dikkat çekmek isteriz.   

Bu durumda beklentimiz ve talebimiz Mahkemenin hukuksal ve mantıksal zemini olmayan bu iddianameyi iade etmesidir.

Yargı mercilerinin tutumu her ne olursa olsun, Tahir Elçi cinayetinin tüm yönleriyle ortaya çıkarılması ve faillerin cezalandırılması için mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.

Bu cinayetin üstünü örtemeyeceksiniz!

Saygılarımızla,

Diyarbakır Barosu