Birleşmiş Milletler Dünya Çocuk Hakları Gününe ilişkin basın açıklaması

20.11.2015

Değerli Basın Mensupları;

Bilindiği üzere; Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 20 Kasım 1989 yılında kabul edilerek 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü olarak ilan edilmiştir. 1995 yılında ülkemizde yürürlüğe giren B.M. Çocuk Hakları Sözleşmesi, Amerika dışında bütün dünya ülkelerinin taraf olduğu tarihten bugüne gelen en geniş katılımlı sözleşme olarak bilinmektedir. Bu sözleşme ile hüküm altına alınan çocuk haklarına taraf ülkelerce riayet edilmediği,  hak ihlallerinin tüm dünyada olduğu gibi ne yazık ki ülkelimizde artarak devam ettiği ve son günlerde bölgemiz özelinde çocuğun yaşam hakkı ihlalinin ciddi anlamda arttığını görmekteyiz.

Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni imzalarken çocukların eğitim, ifade özgürlüğü, kendi kültürünü yaşatma ve kendi dilini özgürce kullanma haklarını içeren 17. 29. Ve 30.maddelerine koyduğu çekince ile çocuk haklarına ciddi anlamda sınırlılık getirdiği bilinmekle birlikte, bu çekincelerin kaldırılması için siyasi erklerin hareketsiz kaldığı, somut adımların atılmadığı gerçekliği devam etmektedir. Tüm dünya Ülkeleri genelinde çocukların uğradığı hak ihlalleri giderek atmakta, yaşam hakları ihlal edilen, her yönü ile sömürülen çocuk işçilerin, cinsel istismara maruz kalan ve fuhuşa itilen çocuk sayısı hızla artmaktadır.(TÜİK verilerine göre Türkiye’de her 3 evlilikten biri çocuk yaşta yapılan evliliklerdir)

Suriye’deki yaklaşık 6 yıldır devam eden iç savaş nedeniyle yaşanan kitlesel göçlerde, ülkemizdeki göç yönetimi ve yasadışı göçle mücadeledeki yetersizliklerden en fazla yara alan kesimin çocuklar olduğu; bu süreçte çocukların yaşama ve korunma haklarının ağır bir şekilde ihlal edildiği görülmektedir. Yasal kapsamda yaşama, sağlık, eğitim ve barınma haklarına ilişkin düzenlemeler mevcut olmakla birlikte, göç yönetimindeki idari yetersizlikler ve altyapı sorunları nedeniyle sığınmacı ve mülteci çocuklar yasaların sağladığı bu haklara erişememekte, iyi beslenememekte, sosyal izolasyon ortamında büyümekte, hastalandıklarında uygun tedaviler görememekte,  nitelikli eğitim haklarından mahrum kalmakta ve her türlü riske açık hale gelmektedirler.

Mülteci yoksulluğu, beraberinde çocuk ölümleri, çocuk işçiliği, dilencilik, çocuk fuhuşu ve ticareti de mücadele edilmesi gereken komplike sorunlar olarak artış göstermektedir. BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 22. maddesi’ne göre, Türkiye kendi topraklarında mülteci olan tüm çocukların Sözleşme’de yer alan haklardan faydalanması için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. 02.09.2015 tarihinde üç yaşındaki Alan Kurdi’nin, Muğla İlinin Bodrum İlçesi sahiline vuran cesedi, insanlığın kendisi ile yüzleşmesini sağlayarak tüm dünya ülkelerini mültecilik hakları konusunda yeniden düşünmeye itmiştir. Henüz 3 yaşında iken ölen  Alan Kurdi’nin ölümünden tüm dünya ülkeleri gibi Türkiye’de sorumludur.

En temel insan hakkı olan yaşam hakkının ihlali ne yazık ki çocuklara yönelik olarak  her geçen gün  artış göstermektedir. Bölgemizde Kürt sorununa paralel gelişen toplumsal olaylarda  devletin negatif yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve doğrudan kamu görevlilerinin fiili ile ortaya çıkan yaşam hakkı ihlallerinin yanı sıra yine toplumsal olaylarda birçok çocuk anlamını dahi bilmediği ağır suçlamalarla tutuklanmakta,  karakollarda, sokaklarda, cezaevlerinde  kolluk güçleri tarafından şiddette maruz kalarak, uzun süre sağlıksız cezaevlerinde tutuklu kalmaktadırlar. 2014 yılı Ekim ayında Kobani de yaşanan İŞİD katliamını protesto amaçlı bölgemizde yapılan destek eylemlerinde ölen kişilerden 6’sının çocuk olduğunu, yüzlerce çocuğunda tutuklanarak, ağır cezalarla sonuçlanan yargılamalara tabi kaldıklarını hatırlatmak isteriz.

01.01.2015 yılı başından bu güne kadar; devletin güvenlik güçleri tarafından, ‘Silahla vurulmak, bombayla öldürülmek, mayına basmak, zırhlı araç altında kalmak, savaş uçaklarıyla vurulmak’ gibi nedenlerle yaşamını yitiren çocuk sayısı rakamlarla telafuz edilmesi bizleri yaralamakla birlikte, ne yazık ki 34’ü buldu.  Beytullah AYDIN(11), Hasan NERSE(17), Mehmet Hıdır TANBOĞA(15), Muhammet AYDEMİR (14), Orhan ASLAN(16),  Fırat ELMA(16), Baran ÇAĞLI(7), Emin YANAŞ(10), Adem İRTEGÜN(16), Mazlum TURAN(16), Fırat SİMPİL(13), Cemile ÇAĞIRGA(13), Muhammed Tahir YARAMIŞ(henüz 35 günlük bebek iken), Sait NAYİCİ(16), Zeynep TAŞKIN(17), Bünyamin İRCİ(14), Selman AĞAR(10), Tahsin URAY(13), Elif ŞİMŞEK(8), Berat GÜZEL(12), Veysel ATILGAN(9), Helin Hasret ŞEN(12), Azad ERTAŞ(16), Diyar AKIN(12), Mustafa AŞLIĞ(16) yaşında iken  bölgemizde yaşanılan çatışmalı ortamda  26 Temmuz 2015 tarihinden bugüne kadar oldukça kısa bir sürede öldürülen 25 çocuktur.

Yakın tarihimizde Uğur Kaymaz, Medeni Yıldırım ve Roboski katliamında( 17’si çocuk) gördük ki, failler devlet erkince korunmuştur. Kamu görevlilerinin faili olduğu bir çok çocuk ölümü cezasız kalmakta failleri adeta sistematik bir şekilde ödüllendirilip beraat ettirilmektedir. 26 Temmuz 2015 Tarihinden bugüne kadar  kolluk güçleri tarafından öldürülen 25 çocuğunda ölümü ile ilgili başlatılan soruşturma dosyalarında henüz hiçbir ilerleme kaydedilmemesi bu dosyalarında üstünün örtülüp, faillerinin yargılanmama ihtimalini düşündürmektedir.

Aynı hezimetle karşı karşıya kalmamak adına; bölgemiz genelinde devam etmekte olan silahlı çatışmalarda, çocukların yaşama ve korunma haklarına ilişkin olarak, devletin BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi’nin 38.maddesinde  yeralan, çocukların yaşama hakkını teminat altına alma, silahlı çatışmalardan etkilenen çocuklara koruma ve bakım sağlamak üzere mümkün olan her türlü önlemi de almak zorunda olduğunu hatırlatmak isteriz. Yaşam hakkı ihlal edilen çocuklara yönelik soruşturmaların bağımsız bir biçimde yürütülmesi, tüm delillerin toplanması, soruşturma ve dava aşamalarında ölüm olaylarında hayatını kaybedenlerin yakınlarının hukuki süreçlere katılımının sağlanması ve soruşturmanın makul bir süre içinde sonlandırılmasının hukuk devleti olmanın olmazsa olmaz gereğidir.

Yine; Adana Pozantı, Ankara Sincan ve İzmir Şakran Cezaevinde tutuklu ve hükümlü olan çocukların maruz kaldığı işkenceler ve sonrasında sevk sırasında dövülen, kelepçe takılan, cezaevi girişinde çıplak aramaya maruz kalan çocukların şikayeti ile başlayan soruşturmalar neticesinde, asıl faillerinin yargılanması gerekirken, magdur olan çocuklar hakkında kamu malına zarar vermek iddiası ile açılan davalar devam etmektedir. 13.11.2015 tarihinde Trabzon Bahçecik E Tipi Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunan 15 yaşındaki E.N., koğuşun kapısına çamaşır ipi ile kendisini asarak yaşamına son vermiştir. Yaşanan bu acı olay bizlere bir kez daha cezaevleri koşullarının çocuklar için uygun olmadığını, cezaevlerinin çocuğu topluma kazandırmadığı gibi toplum dışına ittiğini, cezaevleri dışında çocukların topluma kazandırılmasını hedefleyen modellerin derhal tartışılmaya başlanarak hayata geçirilmesinin zorunlu olduğunu bizlere göstermiştir.

Saydığımız tüm bu hak ihlalleri neticesinde; uluslararası sözleşmelere taraf olan ülkelerin, çocuk haklarını tanıması sadece kağıt üzerinde kalmakta fiilen çocukların yaşama ve gelişmesi için çaba harcanmadığını, sözleşmenin içselleştirilmediğini göstermektedir.

Her 20 Kasım Dünya Çocuklar Gününde çocukların maruz kaldığı sorunlar dile getirilip bunlara bir takım çözüm önerileri getirilmekte ise de sorunların azalmadığı,  aksine her geçen yıl çocukların yaşadığı sıkıntıların arttığı görülmektedir.

BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmede yer aldığı şekilde, devletlerin çocukların haklarının gözetilmesinde uymakla yükümlü oldukları asgari standartları  esas alan ve 2005 yılında yürürlüğe giren Çocuk Koruma Kanunu halen gerekli altyapısı oluşturulamadığı için amacına uygun şekilde işlerliği sağlanamamaktadır. Korunma ihtiyacı olan çocuklar için öngörülen koruyucu ve destekleyici tedbirlerin sağlıklı işlemesi için bir an önce idari alt yapının güçlendirilmesi, kurumlar arasında etkin koordinasyonu sağlayacak politikalar geliştirilmesi, durum analizi yapılarak eksikliklerin giderilmesi sağlanmalıdır.

 

Çocukların daha mutlu bir yaşam sürmeleri için öncelikle başta siyasal iktidar olmak üzere tüm siyasilerin, partiler üstü bir anlayışla meseleye bakmaları ve çocukların maruz kaldığı sıkıntılara kalıcı çözümler üretmeye çalışmalıdırlar.

Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi olarak ülkemizde ve dünyada çocukların uğradığı fiziksel, cinsel, duygusal ve her türlü  istismarların takipçisi olarak tüm siyasi erklere çocuk hak ihlalleri karşısında yükümlülüklerini hatırlatarak, sadece bu günün değil, yılın her gününün onlar için olduğunu, onlar için ayrımcılığın yaşanmayacağı yüksek yararlarının gözetileceği, barış ortamının inşa edilmesi için gerekenleri yapmaya davet ediyoruz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

 

                                                                                            DİYARBAKIR BAROSU ÇOCUK HAKLARI MREKEZİ

 






 

BASIN AÇIKLAMASI

 

 

                                                                                              18.11.2015

  

 

ÇOCUKLARIN “ÇOCUK” OLDUĞUNUN BİLİNCİYLE DEVLETE VE KAMUOYUNA SESLENİYORUZ…

   

Tarihte en geniş katılımlı insan hakları belgesi olarak tanımlanan Çocuk Haklarına Dair Sözleşme,  Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde kabul edilmiştir. Mode çocuk hakları ve çocuk adalet sistemi paradigmasına da ışık tutan sözleşme ile devletler; ayrım gözetmeme, çocuğun üstün yararı, yaşama, gelişme ve katılım haklarının güvenceye alınmasına dair temel değerler etrafında birleşmişlerdir. Ancak bu noktada söz konusu değerlerin içselleştirilmesi sorunsalı gündeme gelmektedir.

 

Çok değil, 02.09.2015 tarihinde üç yaşındaki Alan Kurdi’nin sahile vuran cesedi, insanlığın kendisi ile yüzleşmesine neden oldu.  Alan Kurdi, ailesi ile birlikte gayriresmi olarak Muğla'nın Bodrum İlçesi’nden Yunanistan'ın İstanköy Adası’na şişme botla geçmeye çalışırken annesi ve kardeşi ile birlikte boğularak hayatını kaybetmişti.

 

Suriye’deki içsavaş nedeniyle yaşanan kitlesel göçlerde, ülkemizdeki göç yönetimi ve yasadışı göçle mücadeledeki yetersizliklerden en fazla yara alan kesimin çocuklar olduğu; bu süreçte çocukların yaşama ve korunma haklarının ağır bir şekilde ihlal edildiği görülmektedir. Yasal kapsamda yaşama, sağlık, eğitim ve barınma haklarına ilişkin düzenlemeler mevcut olmakla birlikte, göç yönetimindeki idari yetersizlikler ve altyapı sorunları nedeniyle sığınmacı ve mülteci çocuklar yasaların sağladığı bu haklara erişememekte, iyi beslenememekte, sosyal izolasyon ortamında büyümekte, hastalandıklarında uygun tedaviler görememekte,  nitelikli eğitim haklarından mahrum kalmakta ve her türlü riske açık hale gelmektedirler.

 

Mülteci yoksulluğu, beraberinde çocuk ölümleri, çocuk işçiliği, dilencilik, çocuk fuhuşu ve ticareti de mücadele edilmesi gereken  komplike sorunlar olarak artış göstermektedir. BM Çocuk Haklarına Dair  Sözleşme’nin 22. maddesi’ne göre, Türkiye kendi topraklarında mülteci olan tüm çocukların Sözleşme’de yer alan haklardan faydalanması için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.

 

Çocuklara yönelik bu risk faktörlerinin ortadan kaldırılması için öncelikle idari kapasitenin güçlendirilmesi, göç yönetimine dair idari mekanizmaların geliştirilmesi, yasadışı göç ve insan ticareti ile mücadelede eden kurumlar arasında etkin koordinasyonu sağlayacak politikalar geliştirilmesi ve eş zamanlı olarak uluslararası işbirliği mekanizmaları oluşturulması, göçmenlerin topluma entegrasyonu için politikalar geliştirilmesi, özellikle çocuk ölümleri, çocuk ticareti ve  fuhuşuna  ilişkin soruşturmaların bağımsız bir biçimde yürütülmesi, tüm delillerin toplanması, soruşturmanın makul bir süre içinde sonlandırılması gerekmektedir. (1)

 

 


(1) Ankara Barosu Mülteci Hakları Kurulu, Çocuk Hakları Merkezi ve İnsan Hakları Merkezinin 15.09.2015 tarihli mülteciler ortak raporu ve çözüm önerileri

 

 

 

Çocukların, sadece savaş hallerinde değil her türlü silahlı çatışma ortamında gerek doğrudan ve gerekse yakınlarının uğradığı zarar nedeniyle dolaylı olarak en çok risk altında bulunan kesim olduğu;   yaşama ve korunma  haklarının etkin bir şekilde sağlanması gerektiği tüm uygar toplumlarda genel kabul gören bir durumdur. Ülkenin bazı il ve ilçelerinde bir süredir devam etmekte olan silahlı çatışmalar, çocukların yaşama ve korunma haklarına ilişkin olarak, devletin BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’den kaynaklanan yükümlülüklerini işletmesini zorunlu kılmaktadır. Sözleşme kapsamında devlet (m.38), çocukların yaşama hakkını teminat altına almak zorunda olduğu gibi silahlı çatışmalardan etkilenen çocuklara koruma ve bakım sağlamak üzere mümkün olan her türlü önlemi de almak zorundadır. Yaşam hakkı ihlal edilen çocuklara yönelik soruşturmanın bağımsız bir biçimde yürütülmesi, tüm delillerin toplanması, soruşturma ve dava aşamalarında ölüm olaylarında hayatını kaybedenlerin yakınlarının hukuki süreçlere katılımının sağlanması ve soruşturmanın makul bir süre içinde sonlandırılması hukuk devleti olmanın olmazsa olmaz gereğidir.

 

Çocuk hakları bağlamında, uzun yıllardır, özellikle fiziksel ve cinsel olmak üzere çocuğa yönelik her türlü istismarın yaşandığı ve sık sık toplumda infial uyandıran şekilde gündeme gelen sorunlardan biri de çocuk cezaevleridir. Bugün, çocuk cezaevlerinin var olma nedenlerinin tartışıldığı ve kaldırılmaları gerektiği yönünde oluşan sivil insiyatiflerin çalışmaları göz ardı edilemeyeceği gibi, kapalı kurumların doğası gereği kendi şiddetini ürettiği yönündeki toplumsal gerçeklik karşısında, mevcut şartlarda cezaevleri ve tutukevlerinin öngörülen “iyileştirme”  amacını gerçekleştiremediği açıktır. Tutuklamanın bir cezalandırma ve infaz olarak kullanıldığı ceza adalet sistemi içerisinde, çocuğun özgürlüğünden yoksun bırakılmasının en son çare olarak kullanılması gerektiği yönündeki uluslararası ilkenin, çocuğa yönelik koruma ve önleme noktasında gerekli altyapıyı oluşturamamış ülkemizde  içselleştirilmediği görülmektedir.

 

Ceza ve tutukevlerinde yaşanan hak ihlalleri karşısında kısa ve orta vadede, etkin soruşturma mekanizmalarının işletilmesi, faillerin cezalandırılması için etkin ve süratli yargılama yapılması; hak ihlallerinin tespiti için bağımsız izleme mekanizmalarının geliştirilmesi gerekmektedir.

 

BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmede yer aldığı şekilde, devletlerin çocukların haklarının gözetilmesinde uymakla yükümlü oldukları asgari standartları  esas alan ve 2005 yılında yürürlüğe giren Çocuk Koruma Kanunu halen gerekli altyapısı oluşturulamadığı için amacına uygun şekilde işlerliği sağlanamamaktadır. Korunma ihtiyacı olan çocuklar için öngörülen koruyucu ve destekleyici tedbirlerin sağlıklı işlemesi için bir an önce idari alt yapının güçlendirilmesi, kurumlar arasında etkin koordinasyonu sağlayacak politikalar geliştirilmesi, durum analizi yapılarak eksikliklerin giderilmesi sağlanmalıdır.

 

Açıklamada imzası bulunan Barolar Çocuk Hakları Merkezleri olarak, “çocukların çocuk olduğu” bilinciyle, yukarıdaki önerilerin hayata geçmesi için başta devlet olmak üzere ilgili tüm kişi ve kurumları yükümlülüklerini yerine getirmeye çağırıyoruz. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi içini yapılacak planlamalarda üzerimize düşen yükümlülükleri yerine getirmeye hazır olduğumuzu kamuoyuna saygılarımızla beyan ederiz.

 

 

 

ANKARA BAROSU                                                                    GİRESUN BAROSU

ADANA BAROSU 

AYDIN BAROSU                                                                         HATAY BAROSU              

 

BURSA BAROSU                                                                     KÜTAHYA BAROSU

 

BARTIN BAROSU                                                                   MALATYA BAROSU

 

BATMAN BAROSU                                                                     MANİSA BAROSU

 

BİTLİS BAROSU                                                                         MERSİN BAROSU            

 

DENİZLİ BAROSU                                                                      MUĞLA BAROSU              

 

DİYARBAKIR BAROSU                                                             ORDU BAROSU                

 

ELAZIĞ BAROSU                                                                    SAKARYA BAROSU           

 

ESKİŞEHİR BAROSU                                                                SAMSUN BAROSU

 

GAZİANTEP BAROSU                                                               URFA BAROSU     

 

                                                                                                    TEKİRDAĞ BAROSU