BİR MEKANA ÖLÜM KOKUSU SİNMİŞSE, ORAYLA BARIŞMAK KADAR ORAYA SIRT DÖNMEK DE ZORDUR.

28.11.2018

Değerli Basın Emekçileri ve Tahir ELÇİ’nin değerli dostları;

Bir mekâna ölüm kokusu sinmişse, orayla barışmak kadar oraya sırt dönmek de zordur.

Baro Başkanımız Sevgili Tahir ELÇİ; üç yıl önce ayaklarından vurulmuş Dört Ayaklı Minare’nin,“‘Beni ayağımdan vurdular. Ne savaşlar ne felaketler gördüm ama böyle ihanet görmedim” şeklinde taşlarının arasına sıkışmış sessiz çığlığını duyurmak; yaralanmış bir tarihe ses olmak için buraya gelerek;Dört Ayaklı Minare’nin sesini insanlığa duyurduktan hemen sonra, gölgesinde vuruldu. O günden beri, Dört Ayaklı Minare bizlerin, bizler de dört ayaklı minarenin hüznünü içimizde yaşamaktayız. İşte bizim de, Tahir ELÇİ’nin dostlarının da burayla barışması kadar, buraya sırt çevirmesi de zordur.

Tıpkı 90’lı yıllarda başlayıp günümüze kadar tüm ağırlığıyla devam eden faili meçhullere, gözaltında kayıp ve işkencelere, köy yakmalara, zorunlu göçlere ve ağır yaşam hakkı ihlallerine Tahir ELÇİ’nin sırt çevirmediği gibi…

Üç yıl önce bir tv programında başladı her şey. Söylediği bir cümle, şer odaklarını rahatsız etti. Önce ifadeye çağırdılar Tahir başkanı. Sonra birileri bunu yeterli görmemiş olacak ki daha çağrı kâğıdı yeni Diyarbakır’a gelmişken, geri çağırdılar kâğıtları. Tahir Elçi hakkında yakalama kararı çıkardılar.  O, Botan halkına mahsus mağrurluk ile karşıladı yakalama kararını. Buyurun gelin dedi ve yüzlerce yoldaşının yanından alıp götürdüler Tahir’i.  “Ben görüşlerimi ifade ettim” dedi ama tek bir adım geri atmadı. Hemen arkasından sekiz sütuna manşet ettiler onu, linç kültüründen beslenenler birbiriyle yarıştılar. Beğenmedikleri fikirlerin sahiplerine yapıştırılan “terörist” yaftası, Tahir Başkana da yapıştırıldı. Ama birçoğunda olduğu gibi Tahir Başkanda da eğrelti durdu bu yafta. O, bu yaftaya inat, bir dünya kültür mirası olan dört ayaklı minareye sıkılan kurşunlara siper olmak için buraya geldi. Her zaman yaptığı gibi yüksek sesle ve korkmadan,  uzak durun dedi buradan.  Bir dünya kültür mirası olan ve her gün yavaş yavaş yok edilen tarihi ve kültürel mirasın korunması pahasına canın verdi. 

Dönemin iktidar sahipleri, bu cinayeti aydınlatacağız dediler. Dediler ama üç yıl oldu bir arpa boyu yol gidemediler.  3-5 kovanı bile toplayamadılar. Bazı kamera görüntüleri ortadan kayboldu, bazı kameralar bozuldu, bazı görüntüler de her nedense silindi.Teftiş kurulu tarafından hazırlanan rapor, bugüne kadar bizlerden ısrarla gizlendi ve gizlenmeye de devam ediliyor. Sözler bir kez daha tutulmadı ve failler hala aramızda dolaşmaya devam ediyor.  Tahir Elçi dosyası da, binlerce faili meçhul dosyasının tozlu rafları arasında unutulmak ve unutturulmak istenmektedir. Ama buna izin vermeyeceğiz. Tahir Elçi’nin inadı ile takip edeceğiz, soruşturacağız ve failleri yargı önüne çıkaracağız. 

Hrant Dink için de aynı mekanik çalışmıştı yıllar önce. Önce fikirlerinden dolayı mahkûmiyet karar verdiler, ardından manşetlere çektiler, hedef gösterdiler, sonra da elbirliği ile öldürdüler. Hrant, doğduğu toprağa doyamayanlardandı. Şöyle diyordu “Biz Ermenilerin bu topraklarda gözümüz var. Var, çünkü kökümüz burada. Ama merak etmeyin bu toprakları alıp gitmek için değil, bu toprakların gidip dibine girmek için”. Bu dileği kalleşçe bir suikast ile gerçekleşti. Hem Tahir, hem de Hrant yüzükoyun sarıldılar bu topraklara. 

Değerli basın emekçileri ve sevgili Tahir ELÇİ’nin dostları,

Ağustos 2015 tarihinden itibaren şiddet sarmalı her tarafı sarmış, aylarca sokağa çıkma yasakları uygulanmış, sivil yaşamların da büyük çatışmalar yaşanmış ve ne yazık ki pek çok sivil insanın yaşamını yitirmesi ve büyük yıkımlarla sonuçlanmıştır. Sayın Elçi,bu kaotik ve karanlık dönemin daha da ağır sonuçlar yaratmaması için büyük sorumluluğumuz olduğunun altını çizmiştir. Nitekim insan hakları örgütlerine göre Silvan, Cizre, Nusaybin, Yüksekova, İdil, Şırnak, Sur da uygulanan yasaklarda 79 çocuk, 71 kadın en  az 321 sivil yaşamını yitirmiştir.  Yasaklardan bir milyon altı yüz bin kişi doğrudan etkilenmiştir.  Tahir Elçi, çatışmaların başladığı zamanlarda hak ihlallerinin yaşandığı Silvan’a, Cizre’ye,Nusaybin’e çatışmaların en yoğun olduğu zamanlarda giderek hem çatışmaları durdurmak, hem de yaşananları raporlaştırmak için çalışmıştır.

Aynı zamanda bir Diyarbakır sevdalısı olan Sevgili Tahir Elçi, yaşadığı bu kadim şehre ve bu kadim şehrin tarihine duyduğu sevgiyi ‘Diyarbakır’da bir günü Paris’te bir ömre değişmem’ diyerek anlatmıştır. Başkanımız,yaşanan çatışmalarda yok edilen kültürel mirasa sahip çıkmak ve yıkımlara,ihlallere dikkat çekmek amacı ile gittiği dört ayaklı minarede  ‘Bir toplumu yok etmenin en etkili yolu, onun tarihini yok etmektir’diyerek toplumsal belleğimizi yönelik bu suikaste de dikkat çekmiştir.

Baro başkanımız sevgili Tahir ELÇİ’nin mücadelesi salt bölge halkının sorunları ile sınırlı kalmamış, tüm Türkiye halkının yaşadığı hak ihlallerine de kayıtsız kalmayarak mücadelesini sürdürmüştür. Başkanımız; kadın cinayetlerinden, tutuklu gazetecilere, sömürülen işçi sınıfından, cezaevinde yaşanan hak ihlallerine, çocuk haklarından, mülteci sorununa kadar, her alanda temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması, insanların daha demokratik daha adil ve daha özgür şartlarda yaşaması için çalışmalar yürütmüştür.

 Hayatını barışa ve insan hakları mücadelesine adayan Sevgili Tahir ELÇİ cinayeti ile ilgili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma dosyasında bu güne kadar hiçbir gelişme yaşanmamış ve halen failler tespit edilmemiştir. Devlet; Tahir Elçi gibi binlerce faili meçhul cinayet ve zorla kaybetme olayının faillerini bulmak ve yargı önüne çıkarmak yerine, yıllardır yakınlarının akıbetini öğrenmek isteyen Cumartesi Annelerinin haklı, meşru ve yasal eylemlerini engelleyerek bu konudaki niyetini ve tarafını belli etmiştir. Bu vesile ile Tahir Elçi’nin dostları ve arkadaşları olarak, Cumartesi Annelerinin yanında olduğumuzu, acılarını ve taleplerini paylaştığımızı bir kez daha haykırıyoruz.

Sevgili Tahir ELÇİ, seni hep iyilikle, uğruna hayatını verdiğin barış, demokrasi ve kardeşlik çağrılarınla anımsayacağız, anacağız. Aradan kaç yıl geçerse geçsin faillerini bulma mücadelesinden asla vazgeçmeyeceğiz ve seni asla unutmayacağız.