Bir Çocuk Ölür, İnsanlık Ölür.!!

21.11.2016




Değerli Basın Mensupları ;

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 20 Kasım 1989 yılında kabul edilmiş, sözleşmenin kabul tarihi olan  20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü olarak ilan edilmiştir. 1995 yılında ülkemizde bir kısım çekincelerle birlikte yürürlüğe giren B.M. Çocuk Hakları Sözleşmesi, Amerika dışında bütün dünya ülkelerinin taraf olduğu  en geniş katılımlı sözleşme olarak bilinmektedir. Bu sözleşme ile hüküm altına alınan çocuk haklarına ilişkin yükümlülükler taraf ülkelerce riayet edilmediği gibi  çocuklara yönelik hak ihlallerinin tüm dünyada olduğu gibi ne yazık ki ülkemizde de her geçen gün artarak devam ettiğini üzülerek belirtmek isteriz.

 Bilindiği üzere Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni imzalarken çocukların eğitim, ifade özgürlüğü, kendi kültürünü yaşatma ve kendi dilini özgürce kullanma haklarını içeren 17., 29. Ve 30.maddelerine çekince koymuştur.Bu çekinceler çocuk haklarına ciddi anlamda sınırlılık getirdiği bilinmekle birlikte, bu çekincelerin kaldırılması için siyasi erklerin hareketsiz kalmaya devam etmektedir.

Tüm dünyada her yönü ile sömürülen çocuk işçilerin, yaşam hakları ihlal edilen, cinsel istismara maruz kalan ve fuhuşa itilen çocukların sayısı da hızla artmaktadır.

Suriye’de 6 yıldan fazla bir süredir devam eden iç savaş nedeniyle yaşanan kitlesel göçlerde, ülkemizdeki göç yönetimi ve yasadışı göçle mücadeledeki yetersizliklerden en fazla yara alan kesimin çocuklar olduğu; bu süreçte çocukların yaşama ve korunma haklarının ağır bir şekilde ihlal edildiği görülmektedir. Yasal kapsamda yaşama, sağlık, eğitim ve barınma haklarına ilişkin düzenlemeler mevcut olmakla birlikte, göç yönetimindeki idari yetersizlikler ve altyapı sorunları nedeniyle sığınmacı ve mülteci çocuklar yasaların sağladığı bu haklara erişememekte, iyi beslenememekte, sosyal izolasyon ortamında büyümekte, hastalandıklarında uygun tedaviler görememekte,  nitelikli eğitim haklarından mahrum kalmakta ve her türlü riske açık hale gelmektedirler.

Mülteci/sığınmacı yoksulluğu, beraberinde çocuk ölümleri, çocuk işçiliği, dilencilik, çocuk fuhuşu ve ticareti de mücadele edilmesi gereken  komplike sorunlar olarak artış göstermektedir. BM Çocuk Haklarına Dair  Sözleşme’nin 22. maddesi’ne göre, Türkiye kendi topraklarında mülteci olan tüm çocukların Sözleşme’de yer alan haklardan faydalanması için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Geçen yıl 02.09.2015 tarihinde üç yaşındaki Alan Kurdi’nin, Muğla İlinin Bodrum İlçesi sahiline vuran cesedi, insanlığın kendisi ile yüzleşmesini sağlayarak tüm dünya ülkelerini mültecilik hakları konusunda yeniden düşünmeye itmiş olmasına rağmen henüz bununla ilgili somut adımlar atılmış değildir.

En temel insan hakkı olan yaşam hakkının ihlali ne yazık ki çocuklara yönelik olarak  her geçen gün  artarak devam etmektedir. Bölgemizde Kürt meselesine paralel gelişen olaylarda;  devletin negatif yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve doğrudan kamu görevlilerinin fiilleriyle ortaya çıkan yaşam hakkı ihlallerinin yanı sıra, yine toplumsal olaylarda birçok çocuk anlamını dahi bilmediği suçlamalarla tutuklanmakta ve ağır cezalarla mahkum edilmektedir.

Özellikle son bir yıl içerisinde bölgemizde bir çok il ve ilçe merkezinde ilan edilen sokağa çıkma yasakları ile birlikte en ağır hak ihlallerin muhatabı maalesef yine çocuklar olmuştur. Yaşam hakkına yönelik ihlallerin yanı sıra  çocukların   eğitim,barınma ve  sağlık gibi en temel haklardan mahrum bırakıldıkları bilinmektedir.

Sokağa çıkma yasağı ile başlayan çatışmalı süreçteki çocuk ölümlerinin yanı sıra  Türkiye’nin değişik illerinde  yaşanan bombalı saldırılarda da yine  birçok çocuk hayatını kaybetmiştir.  Belirtmek isteriz ki; çocuklar hiçbir siyasi, politik çatışmanın tarafı veya müsebbibi olmamasına rağmen kurbanı ve mağduru yapılmaktadır. Bölgemiz genelinde devam etmekte olan silahlı çatışmalarda, çocukların yaşama ve korunma haklarına ilişkin olarak, devletin BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi’nin 38.maddesinde  yer alan, çocukların yaşama hakkını teminat altına alma, silahlı çatışmalardan etkilenen çocuklara koruma ve bakım sağlamak üzere mümkün olan her türlü önlemi de almak zorunda olduğunu hatırlatmak isteriz. Yaşam hakkı ihlal edilen çocuklara yönelik soruşturmaların bağımsız bir biçimde yürütülmesi, tüm delillerin toplanması, soruşturma ve dava aşamalarında ölüm olaylarında hayatını kaybedenlerin yakınlarının hukuki süreçlere katılımının sağlanması ve soruşturmanın makul bir süre içinde sonlandırılmasının hukuk devleti olmanın olmazsa olmaz gereğidir.

Yine son günlerde yoğun bir şekilde tartışılan ve kamuoyu gündemine oturan TCK 103. maddesinde yapılan düzenleme çocuk hakları savunucuları tarafından kabul edilebilir bir düzenleme değildir. TCK 103/1 ve 103/2 maddelerinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesinden sonra 20. Kasım Dünya Çocuk Hakları gününe saatler kala bazı milletvekillerinin vermiş olduğu kanun önergesine göre ‘ Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın 16/11/2016 tarihine kadar işlenen cinsel istismar suçundan, mağdur ile failin evlenmesi durumunda ceza açıklanmasının geri bırakılmasına, hüküm verilmiş ise cezanın infazın ertelenmesine karar verilir. Zamanaşımı süresi içinde evliliğin, failin kusuruyla sona ermesi halinde fail hakkındaki hüküm açıklanır veya cezanın infazına devam olunur. Bu fıkra uyarınca fail hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına veya cezanın infazının ertelenmesine karar verilmesi durumunda suça azmettiren veya işlenişine yardım edenler hakkında kamu davasının düşmesine veya infazın ortadan kaldırılmasına karar verilir.’

Bu kanun önerisine şiddetle karşı çıkıyoruz.

Yapılmak istenen başta uluslararası sözleşmeler olmak üzere çocuğun üstün yararını koruyan tüm kanunlara aykırıdır. Taraf olunan uluslararası sözleşmeler ve iç hukukumuza göre 18 yaşına kadar her birey çocuktur. Çocukları korumak hepimizin sorumluluğudur. 

Kanun önerisinde ‘’Cebir tehdit hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın’’ ibaresine yer verilerek erken yaşta evliliklerin çocukların isteği ve iradesi ile gerçekleştiği gibi bir yanılgı  içine düşülmektedir. Aile ve çevre tarafından bu evliliğe sürüklenen çocukların iradesinden zaten bahsedilemez. 18 yaşına kadar geçerli bir borçlandırıcı işlem dahi yapamayan çocuğun, bütün hayatını etkileyecek bir evlilik kararını kendi isteği ve iradesi ile kabul ettiğini söylemek kendi içinde çelişkiler barındıran bir anlayışın ürünüdür.

Zaten sayısı oldukça fazla olan ve önlenmesi için bir çok sivil toplum kurumunun mücadele ettiği küçük yaşta evlilikleri özendiren, önünü açan bu kanun önerisine karşı her türlü hukuki mücadeleyi yürüteceğimizi belirtmek isteriz.Önerinin  arkasında yatan kız çocuklarını halen bir meta gibi algılayan anlayışı ve 13 yaşında kızlar evlenebilir diyen zihniyeti bir kez daha kınıyoruz.

BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmede yer aldığı şekilde, devletlerin çocukların haklarının gözetilmesinde uymakla yükümlü oldukları asgari standartları  esas alan ve 2005 yılında yürürlüğe giren Çocuk Koruma Kanunu halen gerekli altyapısı oluşturulamadığı için amacına uygun şekilde işlerliği sağlanamamaktadır. Korunma ihtiyacı olan çocuklar için öngörülen koruyucu ve destekleyici tedbirlerin sağlıklı işlemesi için bir an önce idari alt yapının güçlendirilmesi, kurumlar arasında etkin koordinasyonu sağlayacak politikalar geliştirilmesi, durum analizi yapılarak eksikliklerin giderilmesi sağlanmalıdır.

 

Saydığımız tüm bu hak ihlalleri bize bir kez daha uluslararası sözleşmelere taraf olan ülkelerin çocuk haklarını tanımasının sadece kağıt üzerinde kaldığını, fiilen çocukların yaşama ve gelişmesi için çaba harcanmadığını, sözleşmenin içselleştirilmediklerini göstermektedir.

Diyarbakır Barosu ve Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi olarak ülkemizde ve dünyada çocukların uğradığı fiziksel, cinsel, duygusal ve her türlü  istismarların takipçisi olarak tüm siyasi erklere ve tüm insanlığa, çocuk hak ihlalleri karşısında yükümlülüklerini hatırlatarak, sadece bu günün değil, yılın her gününün onlar için olduğunu, onlar için ayrımcılığın yaşanmayacağı yüksek yararlarının gözetileceği, barış dolu bir dünya inşa edilmesi için gerekenleri yapmaya davet ediyoruz.

 

Bir çocuk ölür, insanlık ölür.!!

Çocuklar gülsün ki hayat daha da güzelleşsin.

     DİYARBAKIR BAROSU

ÇOCUK HAKLARI MERKEZİ