Baro Başkanımız Tahir ELÇİ'nin Katledilişinin 172. Haftası Anma Etkinliği Üyelerimizin Katılımıyla Gerçekleşti...

19.04.2019

Baro Başkanımız Tahir ELÇİ’nin katledilişinin 172. haftası anma etkinliği bugün de meslektaşlarımızın katılımıyla yapıldı. Etkinlikte konuşan Baromuz üyesi Av. Abdullah ÇAĞER şunları söyledi;
Değerli Meslektaşlarım, Değerli Basın Emekçileri;
Baro Başkanımız Tahir ELÇİ’nin katledilmesinin üzerinden 3,5 yıl geçmesine rağmen, soruşturma dosyasında somut maddi gerçeğe yönelik hiçbir işlem yapılmadı. Londra Üniversitesi Adli Mimarlık Bölümü Forensic Archtiecture tarafından hazırlanan raporda belirtilen kuvvetle muhtemel şüpheliler hakkında işlem yapılması talebimiz değerlendirilmemiş, dosya kül halinde Adli Tıpa gönderilmiştir. Her hafta Cuma günü Adliye önündeki ‘’Tahir Elçi’’ için adalet arayışımızın 172. Haftasında bir kez daha ifade ederiz ki; Tahir ELÇİ’nin failleri bulunmadan ve gereği yapılmadan bu işin peşini bırakmayacağız. Sayın Tahir ELÇİ’yi bir kez daha saygıyla anıyoruz.

Değerli basın mensupları
Cezaevlerinde 163 gündür devam eden ve 1 Mart 2019 tarihi itibariyle katılımın 7 bin mahpusa ulaştığı açlık grevleri oldukça kritik bir aşamaya gelmiştir. Açlık grevindeki mahpusların talepleri Abdullah Öcalan’ın da diğer mahpuslar gibi yasal haklarından faydalanması olup, meşru ve yasal zeminde olan bu taleplere cevap olacak yetkililer halen sessizliklerini korumaya devam etmektedir. Açlık grevleri geldiği aşama itibari ile her an yaşam hakkı ihlali ile sonuçlanacak noktaya gelmiştir. Zira geçmiş deneyimler göstermektedir ki açlık grevinde geçirilen gün sayısı ölüm riskini artırmakta, ayrıca açlık grevi şu aşamada sonlandırılsa dahi vücut fonksiyonlarında kalıcı hasarlar oluşabileceği tıbben bilinen bir gerçektir. Yine aynı taleplere dikkat çekmek için cezaevinde bulunan 7 mahpus yaşamına son vermiştir. Ne yazık ki; bu cenazelerin aileleri tarafından dini inançlarına göre defnine dahi izin verilmeyerek, polis tarafından habersiz ve ailelerin katılımı önlenerek yapılan definler, insani ve hukuki olarak hiçbir kesimce kabul edilemez bir tutum olduğunu ifade etmek isteriz.
Yaşanılan tüm bu hususlar ve gelinen kritik aşama gözetilerek, açlık grevlerinin derhal sonlandırılması için somut her türlü adımın zaman kaybedilmeden atılması gerekmektedir. Bu sebeple bir kez daha başta Cumhurbaşkanı olmak üzere devlet yetkililerine sesleniyoruz. Yaşanan bu sorunu görmezden gelmek doğru değildir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan ve meşru taleplerini görünür kılmak adına tasvip etmediğimiz eylem biçimi ile açlık grevine devam eden mahpusların sesini duymak, derhal çözüme kavuşturmak hukuki ve yasal olduğu kadar insani bir tutum olup, cevap olmanızı bekliyoruz.
Yine; 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL döneminde birçok demokratik hak askıya alınmış ve birçok hak sınırlandırılmış idi. OHAL in kalkması ile yasal ve anayasal hakların normalleşmesi beklenirken maalesef hakların kullanılması konusunda bir iyileşme olmadığını üzülerek belirtmek isteriz. Bu hukuksuzluklar içinde; OHAL döneminde çok basit gerekçeler ile engellenen toplantı ve gösteri hakkı yasağı da katı bir şekilde halen devam etmektedir. Bilindiği üzere Anayasa’nın 34.maddesinde ‘’Herkes öncesinde, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri düzenleme hakkına sahiptir.’’ OHAL ile başlayan bu hakkın engellenmesi OHAL’in kalkmasına rağmen bölgemizde halen devam etmektedir. İlimiz genelinde yapılmak istenen demokratik eylem ve açıklamalara hiçbir şekilde izin verilmemiştir. Keza Diyarbakır HDP İl binasında yapılmak istenen açlık grevlerine ilişkin açıklamalara da izin verilmeyerek toplanan partililer ve seçilmişlere sert müdahalelerde bulunulmuştur. En son 2 gün önce Diyarbakır İli Koşuyolu Parkında halkın seçilmiş olan milletvekilleri, HDP il yöneticileri ve vatandaşlar; hukuka aykırı YSK kararlarını ve açlık grevlerine ilişkin basın açıklaması yapmak isterken polisin sert şekilde müdahalesi neticesinde yaralanmıştır. Yaşanılan bu durum Anayasaya, 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa ve taraf olduğumuz Uluslararası sözleşmelere aykırıdır. Yurttaşlara ve seçilmişlere uygulanan bu tutumların hukuki olmadığını, toplumsal barışı ve huzuru zedelediğini vurgulayarak, hukuk dışı uygulamalara derhal son verilmelidir.
Ülke genelinde seçimlere yönelik artan ve giderek devam eden kutuplaşmaların önüne geçilerek, toplumsal barışı onaran girişimlerde bulunulması çağrımızı siz değerli basın mensupları aracılığıyla kamuoyu ile paylaşmak isteriz.