Baro Başkanımız Tahir ELÇİ'nin Katledilişinin 171. Haftası Anma Etkinliği Üyelerimizin Katılımıyla Gerçekleşti...

12.04.2019

Baro Başkanımız Tahir ELÇİ’nin katledilişinin 171. haftası anma etkinliği bugün de meslektaşlarımızın katılımıyla yapıldı. Etkinlikte konuşan Baro Başkan Yardımcımız Av. Gazal BAYRAM KOLUMAN şunları söyledi;


Değerli basın emekçileri, değerli meslektaşlarım;


Başkanımız Sayın Tahir Elçi’nin katledilmesinin üzerinden 40 ayı aşkın süre geçti. Faillerin tespit edilip yargı ününe çıkarılması için baro olarak soruşturma dosyasına çok sayıda talebimiz oldu. Tüm taleplerimize rağmen maalesef etkin bir soruşturma yürütülemedi. Yine Londra Üniversitesi Adli Mimarlık Bölümüne hazırlatılan rapor tarafımızdan dosyaya sunulmuştur. Dosyaya sunulan uzmanlık raporuna rağmen tek bir kişinin dahi şüpheli sıfatı ile ifadesi alınmadan Savcılıkça dosya bir bütün olarak Adli Tıp kurumuna gönderilmiş olup bu konudaki rapor bekleniyor gerekçesi ile hiçbir işlem yapılmamaktadır. Bu nedenle raporun ivedi bir şekilde hazırlanarak dosyanın soruşturma makamına bir an önce gönderilmesini talep ediyoruz. Değerli Başkanımızı birkez daha saygıyla anıyoruz.

Değerli arkadaşlar bildiğiniz üzere 31 Mart 2019 tarihinde ayrıştıran, kutuplaştıran, ötekileştiren, nefret dilinin yaygın kullanıldığı bir seçim sürecinden geçtik. Daha önce de belirtmiş olduğumuz üzere propaganda sürecinde eşit olmayan koşullarda seçim çalışmaları yürütülmüştür. Muhalif kesimlere seçim süresi boyunca eşit propaganda imkânı tanınmamıştır. Bu hususa sessiz kalan YSK seçim bittikten sonrada maalesef adil ve hukuki olmayan kararlara imza atarak kendisine olan güvenleri sarsmıştır. Seçim takvimi sırasında seçilme yeterliliğine sahip olduğuna karar verildiği kimi adaylara seçildikten sonra seçilme yeterliliğinin olmadığı gerekçesi ile mazbataların verilmemiş olması hukuk açısından bir skandaldır.
YSK tarafından daha önce seçilme yeterliliğine sahip olduğuna karar verilen adayların yasada olmayan ve seçim takvimi sırasında engel olarak tanımlanmayan KHK gibi tartışmalı düzenlemelere dayanarak seçilmişlere mazbatanın verilmemesi adayın seçilme hakkının ihlali olduğu gibi onu seçen yüzbinlerce seçmenin de seçme hakkının ihlalidir. YSK’nın bu kararını tekrar gözden geçirmesi ve Ohal şartları devam ediyormuşçasına aldığı bu hukuki dayanağı olmayan kararı geri alması gerekmektedir. Aksi durum hukuk güvenliği ilkesini zedeleyen /hukuk devletine olan güveni ortadan kaldıran bir durum yaratacağı gibi seçmenin de iradesinin yok sayıldığı bir durum yaratır.


Bu vesileyle buradan başta hükümet yetkilileri olmak üzere herkesi, demokrasi kültürünün vazgeçilmez bir parçası olan sandıktan çıkan iradeye saygı duymaya davet ediyoruz. Bu saatten sonra toplumun tüm siyasi aktörlerden beklentisi de; seçim psikolojisinden çıkıp, toplumsal barış, ekonomi, yargı, temel hak ve özgürlükler ve Kürt meselesi konusunda çözüm odaklı reformların hayata geçirilmesidir.


DTK Eş Başkanı ve Hakkari Milletvekili Leyla Güven tarafından Abdullah Öcalan’ın ailesi, avukatları ve vasisi ile görüştürülmesi gibi yasal talepler ile başlatılan açlık grevi daha sonra başkaca mahpuslarında katılımı ile açlık grevine katılanların sayısı yaklaşık 7 bin kişiye ulaşmıştır. Defalarca yaşanacak olumsuzlukları dile getirmemize rağmen; sorunun muhatapları çözüm üretmediği için maalesef cezaevlerinden acı haberler gelmeye başladı. Üzülerek belirtmek isteriz ki şimdiye kadar cezaevlerinde 7 mahpus bu sebeplerle yaşamlarına son vermiştir.

Çocukları cezaevlerinde olan anneler her an acı bir haber alma endişesi ile seslerini duyurmak için 10.04.2019 tarihinde Diyarbakır Barosuna gelerek ‘çocuklarının ölmesini istemediklerini ve bu konuda seslerini duyurmak istediklerini; bu seslerinin hiçbir şekilde duyulmadığını; Hükümet ve adli merciler nezdinde Diyarbakır Barosunun tarafsız bir hukuk örgütü olarak bu olayda arabuluculuk sıfatını üstlenmesini ve hukuki çerçevede istemlerini iletmesi ’ talebi ile 3 günlük açlık grevine girdiklerini belirtmişlerdir. 12.04.2019 tarihi itibariyle de başlattıkları açlık grevini sonlandırarak Baromuz Adli yardım binasından ayrılmışlardır.

Diyarbakır Barosu; açlık grevleri başladığı günden bu yana şu tespit ve önerilerde bulunmuştur; ‘’Açlık grevi yöntem olarak tasvip ettiğimiz bir hak arama yöntemi değildir, en temel hak olan yaşam hakkına zarar verecek mahiyette olduğundan desteklemiyoruz; bu eylem büyük bir kriz potansiyeli taşımaktadır. Açlık grevinde olan mahpuslara buradan birkez daha çağrıda bulunarak bedenlerine zarar veren bu eylemi sonlandırmalarını talep ediyoruz. Ayrıca yetkililerin de taleplere ilişkin derhal çözüm odaklı girişimlerde bulunmalarını; yine açlık grevindeki mahpusların talebi olan ‘’Abdullah Öcalan ve diğer mahpusların yasadan doğan haklarının uygulanarak, avukatlarıyla ve aile bireyleriyle görüştürülmesi’’ hususunda gerekli girişimleri başlatması hususunda çağrıda bulunuyoruz. Son olarak bu taleplerle ilgili her daim hukukun üstünlüğü şiyarıyla çözüm odaklı arabulucu rolünü üstlenmeye hazır olduğumuzu ifade ederiz. Katılımınız için teşekkür ederiz.


Diyarbakır Barosu Başkanlığı