25.12.2015

                                Baro Başkanımız Tahir Elçi'nin Eşi Sayın Türkan Elçi'nin Basına yaptığı Açıklama

Katledilen Baro Başkanımız Av. Tahir ELÇİ'nin eşi Sayın Türkan ELÇİ'nin Baromuzda yaptığı basın açıklaması aşağıdadır.

Dünyada bir insanın vereceği bir şikayet dilekçesinin eşinin öldürülmesiyle ilgili olması kadar üzücü bir durum olmasa gerek. Bu katlediliş özelde benim ve çocuklarımın, genelde de toplum üzerindeki umutlara dair, barışa ve güzel yarınlarda yaşamaya dair duyguların yok edildiği yönündeki tesiri, bilimsel makalelere, edebi eserlere ilham olabilecek büyüklükte bir etkiye sahiptir.

 

Tahir Elçi Türkiye'de uzun yıllardan beri süregelen siyasal, hukuksal problemlerin yaşandığı tüm zamanları çok iyi bilen, evrensel ve ulusal hukuk nosyonuna vakıf bir kişiliğe sahipti. Adalet ve hukukun ilkelerinin tezahür ettiği bir toplumun yaratılması, Türkiye'de yaşayan tüm halkların, ırk, din mezhep, sınıf farklılığına bakılmaksızın bir arada insanca yaşaması için mesleki ve özel hayatının her anını bu yönde sarf etti.

 

Tahir Elçi, Türkiye'nin  son dönemlerde yaşadığı kaotik havanın ihtiyaç duyduğu bir figürken, onun gibi köprü olabilecek Türkiye'de farklı kesimler, farklı sesler arasında tek ses olabilecek bir pozisyondayken katledilmesi anlamlıdır. Anlamlı olduğu kadar, bizim gibi hayatla bağlarını devam ettirme çabasında olan, barışın, huzurun olması için çaba sarf eden kişilerin küstürülmesi ve barış ve duygularının zedelenmesine mahal verilmesi ayrıca üzücüdür. Çünkü Tahir Elçi, son dönemlerde artan şiddet olaylarının ölüm kokan atmosferinde sükunete, barışa ve yaşanacak sivil ölümlere işaret edebilme cesaretini gösterebilmiştir. Olayların şiddetlice yaşandığı yerlerde rapor hazırlamış, özellikle sivil insanların yaşamı ile ilgili hassasiyetini defalarca basın açıklamalarında, televizyon programlarında çekinmeden izah edebilmiştir. Bunu yaparken kimsenin, herhangi bir güç odağının yanında olmadan sadece "insanın" yanında "vicdanın" yanında olduğu vurgusunu yapmıştır. Son dönemlerde "insan, vicdan, barış" gibi kavramlar ulviliklerinden uzaklaştırılarak içi boşaltılmış kavramlar haline gelmişken Tahir Elçi'nin bu gibi ifadeleri samimiyetle dillendirmesi kimilerine anlamsız gelmiştir. Bu gibi çağrıları göz önünde bulundurmadan sadece malum bir televizyon programında söylediği bir cümle ile hedef haline getirilmiş, katlinin vacip olduğu hissini yaratacak kadar medya ve yargının gündemine insafsızca oturtulmuştur. Sarf ettiği cümle sadece farklı bir zaviyeden bakmanın da gerekli olabileceği yönünde hukuksal yönden bir tartışmaya mevzu olabilecekken, toplum nezdinde infial yaratacak bir tutuklama kararıyla resmen Tahir Elçi hırpalanmıştır. Hatta, hakkında çıkarılan yakalama kararının uygulanış biçimi çıkarılmış ölüm fermanının bir ön aşamasıdır. Aslında barış talep eden bir adam, o gece hukuk devletinin gerekleri yok sayılarak tomalarla, zırhlı araçlarla, polis konvoylarıyla devlet gücünün korkutucu sindirici yüzüyle bir kez daha karşı karşıya kalmıştır. Hukuka ve adalete inanan, sorunların meşru yollarla, iletişim kurarak çözümüne inanan bir insan olarak, eşime yapılanların o gece itibariyle nazarımda çizilen tablonun tasvirini izah etmekte zorlandığımı ifade edebilirim.

 

İfade ettiği gibi oluşturulmaya çalışılan bu atmosferin sıcaklığı, sosyal medyadaki tehditlerle ifadesini bulmuştur. Toplumdaki ultra milliyetçi/nasyonel kesimlerin bu histerisine vesile olan, gerek eşim Tahir Elçi hakkında soruşturma başlatan savcı, gerek yakalama kararı veren hakim ve gerekse de bu kararı infaz eden emniyet mensupları ve siyasi iradeden şikayetçiyim.

 

Devlet nezdinde protokoldeki sıralamada bir yere sahip olan kişiyle ilgili makamlarca resen koruma verilmemiş, yapılan tehditler görmezden gelinmiştir.

 

Tahir Elçi'nin katledilmesi sıcaklığı bir kor gibi yüreğimi yakarken, ben metanetimi yitirmeden devlet yetkililerinden gelen vaatleri büyük bir sabırla bekledim. Fakat bir ayının dolmasına bir kaç gün kala, katilin bulunması yönünde bir arpa boyu yol kat edilmediği gün gibi ortadadır. Nitekim tüm kamuoyunun malumu olduğu üzere olay günü olay yerinde bulundukları ve silahlarına el konulan 26 polis memuru olduğu halde polislerden hiçbirinin ifadesi şüpheli sıfatıyla alınmamış, tanık sıfatıyla beyanları alınmıştır. Tahir Elçi'nin katlinin gerçekleştiği olay yeri, uzun süreden beridir şiddet olaylarının yaşandığı yöne açılan bir noktadır. Terörle mücadele tecrübelere sahip güvenlik güçlerinin olay mahallini önceden gözetim altında tutmaması, güvenlik kameralarıyla geliş gidişleri kontrol etmemesi inandırıcı değildir. Basın açıklaması yapılması esnasında emniyet birimlerince güvenliğin sağlanması bir hukuk devletinin gereğidir. Polis, basın açıklamasının içeriğini kaydetmek, ilgili amirlerine bilgi vermek, açıklamanın devlet açsından suç teşkil edip etmediğini, kayda almak dışında, açıklama yapan kişiyi korumak gibi bir görevinin olduğunu unutmuştur, unutmak istemiştir. Tahir Elçi'ye sıkılan kurşunun nereden geldiği konusunda tarafıma hiçbir açıklama yapılmaması, failin bizzat polis olduğu yönündeki şüphelerimi güçlendirmiştir. Cinayet, yaşanan karşılıklı şiddet olaylarıyla örtbas edilmiş, bu cinayet saklanılmaya gündemden düşürülmeye çalışılmıştır.

 

Şiddet olayları bahane edilerek olay yerinde, olay yeri incelemesinin yapılmaması en basit ifade ile "devletin ihmal suretiyle delil karartmasıdır."

 

Ömrünü "Cezasızlıkla mücadeleye" adayan Tahir Elçi cinayetinin açıklığa kavuşturulması, fail/faillerinin "cezasızlıkla mükafatlandırılması" Türkiye Cumhuriyeti'nin hukuk devleti olma iddiasından tamamıyla vazgeçme manasındadır. Toplumsal barıştan, kardeşlikten, hukuktan ve Türkiye'de yaşanan şiddet olaylarının bitmesi için başlanacak olan çözümden söz edilecekse bunun yolu Tahir Elçi'nin katilinin bulunmasından geçer. Tahir Elçi, Müslüman bir toplumun çoğunlukta yaşadığı ülkede bir mabedin ayakları altında barışı dile getirmiştir. İnsanlık açısından önemli sayılan kutsal mekan "cami" ve kutsal sözcük "barış" onun şahadetinde bir araya gelmiştir.

 

Adıyla müsemma soyadıyla görevlendirilmiş Tahir Elçi'nin,vicdanlı, görev ahlakıyla çalışacak yetkililerin günün birinde çıkıp, katili adaletin eline teslim edeceği yönündeki umutlarımı kaybetmeden bekleyeceğim.