Avukatlar Günü Açıklaması..

03.04.2014




Değerli basın mensupları;

 

Saygı değer meslektaşlarım;

Bir Avukatlar Gününü daha, ağır mesleki ve toplumsal sorunlar içinde karşılıyoruz.

 

Biz avukatlar, bireylerin hak ve adalet sorununu, mesleğimizin temel sorunlarından, toplumun demokrasi ve özgürlük sorununu ise avukatın özgürlüğünden ayrı düşünmüyoruz.

 

Adil ve demokratik bir toplumda ancak avukatların bağımsızlığı ve özgürlüğünden söz edilebileceği gibi, bireylerin kolayca avukata ulaşamadığı, avukatın da tam bir bağımsızlık ve özgürlük içinde ve etkili şekilde mesleğini icra edemediği bir toplumda, adil yargılama hakkından ve bireylerin hukuk güvenliğinden söz edilemez.

 

Her zaman ifade ettiğimiz gibi, avukatlar;  hak arama özgürlüğünün, savunma hakkının ve hukuk devletinin en temel güvencesidir.

 

5 Nisan Avukatlar Günü nedeniyle bir yandan toplumun yaşadığı kimi sorunlara öte yandan mesleki bazı sorunlarımıza ilişkin görüşlerimizi bu vesileyle kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz.

 

Tam bir yıl önce bu günlerde, yine Avukatlar Günü vesilesiyle, silahların susmasından, Kürt meselesinin çözümünde şiddetin devreden çıkarılması ve demokratik siyasetin devreye girerek sorunun barışçıl yollarla çözümüne dair açıklamaları büyük bir memnuniyetle karşıladığımızı ifade etmiştik. Toplumun tüm kesimleri sorunun diyalog ve müzakere yoluyla çözümüne dair desteğini ifade etmiş, bu ağır ve tarihi sorunun barışçıl yollarla çözümünün fırsatı ilk defa bu kadar açıkça ortaya çıkmıştı.

 

Geçen zaman içinde bazı gelişmeler olmuş ve sınırlı düzenlemeler yapılmış ise de, aradan geçen bir yıllık süre yeterince değerlendirilmemiş, toplumun beklentileri karşılanmamış, Kürt Meselesinin temel sorun alanlarında kalıcı çözümler üretilememiştir.

 

Bu süre içinde yeni bir toplumsal mutabakatın hukuksal zeminini oluşturacak, yeni anayasa çalışmalarında başarı sağlanamamış, Kürt toplumunun dil ve kültürel sorunlarına eşitlik ve adalet temelinde kalıcı bir çözüm getirilmemiş, haksız ve adaletsiz yargılamalar ile bir işkenceye dönüşen tutuklama sorunu ve özellikle de yaşamları tehlikede olan hasta tutuklular sorununa bile bir çözüm getirilmemiştir.

 



Bu gün hala tümüyle avukatlık meslek faaliyeti, insan hakları savunuculuğu ve sivil toplum çalışmaları; aleyhine “silahlı örgüt üyeliği” olarak suçlama konusu yapılan avukatlar bile 5 yıla yakın süredir tutuklu olarak yargılanabilmektedir.

 

Diyarbakır Barosu üyesi meslektaşlarımız Avukat Muharrem ERBEY ve Avukat Ebrü Günay bu adaletsiz uygulamanın en ibret verici örneğidir. Bir çok uluslar arası insan hakları ödülü almış Muharrem ERBEY’İN hala cezaevinde tutulması utanç verici bir uygulamadır.  

Halen bu şekilde demokratik bir toplumda, ifade, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü kapsamında sayılabilecek eylem ve etkinlikler nedeniyle, her hangi bir şiddet eyleminde dolaylıda olsa yer almamış binlerce Kürt siyasetçi, seçilmiş kişi veya aktivist yıllardır tutuklu olarak yargılanmakta, ağır ve adaletsiz cezalarla cezalandırılmaktadır. Ne yazık ki Anayasa Mahkemesi Kararları ve en son yapılan yasal düzenlemeler de burada,  Diyarbakır’da etkili olmamış ve yaşama geçmemiştir.

Öte yandan geçmişten günümüze kadar Devlet görevlileri tarafından işlenen ve insan haklarının ağır ihlalini oluşturan suçlar soruşturulmamakta, failler hala suç ve cezadan muaf kalmaktadır.

 

Binlerce faili meçhul, gözaltında kayıp veya çeşitli şekillerde yapılan keyfi infazlara ilişkin dosyalar zaman aşımına uğratılmakta, adalet ebediyete intikal ettirilmek istenmektedir.

Mağdurların çetin mücadeleleriyle açılmak durumunda kalan 7-8 davanın da neredeyse tümü temelsiz “güvenlik” gerekçeleriyle binlerce kilometre uzaktaki merkezlere “dava nakli” yoluyla gönderilerek; davalar âdeta faillerin ayağına götürülmüş, mağdurlar daha bir mağdur edilmiştir.

Yine,  demokratik özgürlükler kapsamında olan gösteri ve yürüyüş hakkını kullanan vatandaşlara güvenlik görevlilerinin aşırı ve ölçüsüz şiddeti yaşam hakkını ve bireylerin vücut bütünlüğünü ihlal etmeye devam ettiği gibi, suç oluşturan bu eylemler soruşturulmamaktadır. Tam 8 yıl önce, 28 Mart 2006 tarihinde bu şehirde gösteriler sırasında keyfi ve ölçüsüz şiddetle yaşamlarına son verilen çoğu çocuk 10 insanın failleri hala adalet önüne çıkarılmamıştır. Daha yakın zamanda öldürülen Şahin Öner, Medeni Yıldırım ve diğerlerinin soruşturması de aynı akıbete uğrayacağı anlaşılmaktadır.

 

Her zaman söylediğimizi bir kez daha tekrar ediyoruz: Adalet olmadan gerçek toplumsal barış sağlanamaz.

Ünlü düşünür Konfüçyüs’ün “Adalet bir kutup yıldızı gibidir, geri kalan her şey onun etrafında döner.”   sözünü burada, “Adalet Sarayının” önünde hatırlatıyoruz.

 

Son birkaç aydır yargı bağımsızlığı ve ifade özgürlüğü alanında yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin açık toplum ve demokratik –bir hukuk devleti olma yolundaki iddiasına öldürücü bir darbe vurmuştur.

17 Aralık “rüşvet ve yolsuzluk” soruşturması sonrası Hükümetin yargıya açık müdahaleleri, giriştiği yasal ve idari düzenlemeler yargıyı tümüyle idaresinin kontrolüne götürmüş, Twitter ve YouTube gibi sosyal iletişim ağlarının yasaklanmasıyla baskıcı-totaliter rejimlerin en tipik uygulamaları sergilenmiştir.

 

Değerli Basın Emekçileri;

Yıllardır ifade ede geldiğimiz, aynı zamanda hak arama özgürlüğünün önünde engel oluşturan mesleki sorunlarımız bütün ağırlığıyla sürmektedir.  Öteden beri mesleğimize ve meslek faaliyetlerimize ilişkin en ciddi sorun, adli ve idari makamların avukatlara yönelik tutum ve davranışları, avukatlara yönelik baskılar, engellemeler ve ceza soruşturmalarıdır.

 




Avukatlık Yasasının, “Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır.” şeklindeki açık ve emredici düzenleme hala hayata geçmemekte,  çeşitli kamu kurumlarına giden meslektaşlarımız, çeşitli zorluklar ve engellerle karşılaşmaktadır.

Öte yandan Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) hükümleri uyarınca, şüpheli ve mağdurlara hukuki yardım sunmak üzere görevlendirilen avukatlara ödenen ücret, mesleğimizin onur ve saygınlığın zedelemektedir. Avukatlar için artık bir angaryaya ve gayri insani bir muameleye dönüşen bu soruna bir an önce çözüm bulunmasını bekliyoruz. Geçen yıl 5 Nisan Avukatlar Günü vesilesiyle dile getirdiğimiz gibi; diğer kamusal hizmetlere kaynak ayıran Hükümet,  adaleti ve adaletin gerçekleşmesinin en temel unsuru olan avukata ulaşmayı, önemsiz bir faaliyet olarak görmekten artık vazgeçmelidir.

Diyarbakır Barosu ve bu Baronun üyeleri olarak tarihi geleneklerimize ve toplumsal sorumluluklarımıza uygun olarak, demokrasinin gelişmesi, adaletin gerçekleşmesi, insan haklarının hâkim kılınması için çalışmalarımızı etkili şekilde sürdürmeye devam edeceğiz.

Buradan hakları ihlal edilen, adaletsizliğe uğrayan mağdurlara sesleniyoruz. Diyarbakır Barosu her zaman yanınızda olacaktır.

Savunma hakkına saygının sağlandığı, mesleğimizin onur ve saygınlığının korunduğu, adil ve demokratik bir ülke dileğiyle tüm meslektaşlarımın 5 Nisan Avukatlar Gününü kutluyorum.

Kamuoyuna saygıyla sunuyoruz.

 

                                                                                Diyarbakır Barosu YK. adına

                                                                                        Av. Tahir EÇİ

                                                                                Diyarbakır Barosu Başkanı