Avukatlar; dün Diyarbakır’da, Koşuyolu Parkında, beyaz tülbentlilerin yanında yer aldıkları, yaşam hakkından yana taraf oldukları için şiddete uğradılar.

11.05.2019

BASINA ve KAMUOYUNA

Açlık grevi ve ölüm orucundaki mahpuslar her geçen gün, her geçen saat ölüme biraz daha yaklaşıyorlar. Dışarının sessizliği; önce ölüm orucunda olanları, sonra açlık grevinde olanları; peşi sıra vicdanlarımızı ve insanlığımızı öldürecek.

3000 kişi açlık grevinde, Leyla Güven 6 ayı aşkın bir süredir açlık grevinde ve 15 mahpus, 60 günlük açlık grevinin ardından 11 gündür ölüm orucunda. Yaşamalarına da, ölmelerine de ramak var. Her şey bir kanun maddesi uygulansın, tecrit ve izolasyon kaldırılsın diye.    

Avukatlar yaşamın, adaletin ve özgürlüğün savunucularıdır. Yaşatmak için, adalet için ölüyorlar, dayak yiyorlar, tazyikli su ve gazlı saldırılara uğruyorlar. Dün Diyarbakır’da, Koşuyolu Parkında açlık grevinde ve ölüm orucunda olan çocukları için oturma eylemi yapan “beyaz tülbentlilerin” yanında yer alan avukatlar da bir kez daha  gaza ve tazyikli suya maruz kaldılar.

Diyarbakır’da, yıllardır itirazı olanlara sokaklar kapalı. Bu yasağa karşı çıkıp sokağa çıkanlar gaza, tazyikli suya ve polis şiddetine maruz kalmakta;  gözaltı, tutuklama hatta terörizm ile suçlanmaktadır. Yaşına başına bakılmaksızın 60-70 yaşındaki kadınlar yerlerde sürüklenmekte, kolları arkalarından kıvrılıp gözaltına alınmaktadır. Artık yeni bir sistemimiz var; “deli gömleği giydirilmiş bir demokrasi”.

Demokrasi sözcüğünün etimolojik kökeni, “demos” (halk) ve “kratos” (egemenlik) kelimelerinin birleşmesinden oluşmaktadır.   Bizimkisi içinde “demos” yani halk olmayan, sadece “kratos” olan eksik, kör-topal, kendinden menkul bir rejim. İçinde demos yok, hak-hukuk yok, adalet yok,  ifade özgürlüğü yok, basın özgürlüğü yok,  adil yargılanma hakkı yok, toplanma gösteri yapma hakkı yok. Yani kısacası olumsuzluğa dair yok yok.     

Artık tamamen yerli ve milli, her şeyiyle bizim icadımız olan yeni bir (demo)krasimiz var. İstanbul’da “bir düğün için böyle yapılır mı” diyen avukatı öldüresiye dövüp sonra ev hapsine mahkum eden;  İstanbul’da, Kocaeli’de ve son olarak dün Diyarbakır’da siyah cüppeleriyle yaşam hakkına sahip çıkmak amacıyla beyaz tülbentlilerin yanında yerini alan avukatlara, tazyikli su ve gaz ile müdahale eden; bu eylemlere katılanları şapkadan tavşan çıkarır gibi toplantı ve gösteri kanununa muhalefet, örgüt üyeliği, örgüt propagandası, dayak yediği polise mukavemet suçlarını çıkarma yeteneğine sahip bir demokrasi. Hem suçlu, hem de güçsüz. Yegane gücü zorbalığı.

Herkes bilsin, herkes duysun diye bir kez daha söylüyoruz;

Avukatlar; dün Diyarbakır’da, Koşuyolu Parkında, beyaz tülbentlilerin yanında yer aldıkları, yaşam hakkından yana taraf oldukları için şiddete uğradılar. 

Avukatlar ve beyaz tülbentlilerin barışçıl, şiddetsiz ve saldırısız gösteri yapma hakkı, polisin uyguladığı gereksiz ve orantısız şiddet nedeniyle engellendi.

En önemlisi de; 

Ölüm orucundaki 15 mahpus, 15 gün sonra ölebilir.

Onları açlık değil, sessizlik öldürecek.

Onları açlık değil, hukuksuzluk öldürecek.

Av. Cihan AYDIN

Diyarbakır Baro Başkanı