4 Ekim Hayvanları Koruma Günü...

04.10.2019

Bugün 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü. Aslında, geldiğimiz noktaya bakıldığında bu günün daha çok hayvanları insanlardan koruma günü olarak anılması gerektiği ortadadır. Nitekim hayvanlar halen sayısız eziyetlere maruz kalmakta, öldürülmekte, tarifsiz acılar çekmektedir.

Ülkemizde ise hayvanların korunması/hayvan haklarına dair en büyük eksiklerin başında hayvan haklarını tesis edecek yeterli ve etkili bir mevzuatın bulunmaması ile beraber hayvan haklarına dair sosyal bilincin son derece zayıf olmasıdır. Bu iki husus çözülmeden yapılacak her şey eksik ve yetersiz olacaktır.

Bugün hayvanların uğradıkları haksızlıklar saymakla bitmeyecek kadar çokken, bir avuç hak savunucusu ve hayvansever dışında toplumda herhangi bir itiraz yükselmemekte, sosyal medyada infial uyandıran tekil vakalar dışında hayvanların uğradıkları tüm haksızlıklar, çektikleri acı ve eziyetler sessiz çığlıklarında yok olmaktadır.

Daha özele inildiğinde, Türkiye’nin hayvan hakları konusunda (resmi/sivil) karnesinin oldukça kötü olduğu, hayvanların uğradıkları haksızlığın “Anadolu’da insanlar tarihten beri hayvanları sevmişler ve korumuşlar” ön kabulü ile örtülemeyecek kadar derin olduğu yüzleşilmesi gereken bir gerçektir. Bu gerçekle yüzleşilmeden ise müspet bir mesafe kat edilemeyeceği  bilinmelidir.

Öncelikle yakın zamanda gündem olmasından da hatırlanacağı üzere FAYTON meselesi acilen çözülmelidir. Başta İstanbul olmak üzere faytonun kullanıldığı tüm şehirlerde belediyeler diğer siyasi makamlar ortak irade geliştirip fayton faciasına tamamen son vermeli, “nostalji” bahanesine sığınarak bu eziyeti devam ettirmekten vazgeçmelidir.

BARINAK meselesi ülke genelinde bir standarda kavuşturulmalı, barınaklar yalnızca tedavi ve rehabilitasyon merkezleri olarak kullanılmalı, belediyeler atıl personellerini barınaklara yerleştirmekten vazgeçip bilinçli ve nitelikli personeller istihdam etmeli, barınaklar yeterli tıbbi imkanlara kavuşturulup vaka yerinde acil müdahale yapabilecek nitelikte 7 gün 24 saat ambulans hizmeti sunulmalıdır.

Diğer taraftan barınakların hayvanların sokaktan toplatılıp hapsedildikleri yer olduğu algısı yok edilmeli, hayvanların en az insanlar kadar sokağın sahibi oldukları kabul edilmeli, bu anlayışı besleyecek sosyal ve pedagojik çalışmalar ilgili tüm kurumlar tarafından önemle projelendirilip hayata geçirilmelidir.

Hayvanlar sağlık güvencesine kavuşturulmalı, özellikle muhtelif kazalarda zarar gören hayvanların özel kliniklerde de ücretsiz veya ücretin bir kısmı devlet tarafından karşılanacak şekilde tedavi edilmesinin önü açılmalı; gerekli tıbbi, fiziki, ekonomik çalışmalar ortak akıl ile yürütülmelidir.

Sirkler, yunus parkları ve hayvanat bahçeleri tamamen kapatılmalı; özellikle doğal alanından uzakta olan hayvanlar derhal doğal ortamına kavuşturulmalı, hayvanların burada çektikleri eziyetler ifşa edilerek bu etkinliklerin bir eğlence olduğu algısı yıkılmalıdır.

Belediyeler başta olmak üzere ilgili tüm kurumlar sosyal bir çalışma kapsamında mevsimsel koşullara bağlı olarak hayvanların barınma ve beslenme konusunda çektikleri sıkıntıları giderecek tedbirler alarak şehrin çeşitli yerlerine beslenme ve barınma alanları kurmalı, halkı da katarak hayvanların ihtiyaçlarını gidermelidir.

Petshoplarda hayvan satışı tamamen yasaklanmalı, yalnızca hayvan bakımı ve beslemesi ile ilgili ürünler satılmalı; “satın alma, sahiplen” algısı, sokakta yaşamını devam ettirmede zorlanacak hayvanlar öncelenerek egemen kılınmalı; süs hayvanı, cins hayvan gibi kavramlar terk edilerek hayvanlar arasındaki ayrım kaldırılmalıdır.

DENEYLER konusunda ise hayvanlar üzerinde yapılan deneylere son verilmeli, zorunlu ise de onlara zarar vermeyecek şekilde ve sıkı denetime tabi olarak yapılmalıdır. İnsan yaşamının konforunun her şeye değdiğini savunan bilim insanları bu konuya daha ahlaki çerçeveden bakarak hayvanlar faydasına çözümler geliştirmelidir.

Kuşkusuz hayvanların uğradıkları haksızlıklar saymakla bitecek gibi değildir. Ancak çok acil olarak gördüğümüz hususların çözüme kavuşturulması hukukun, vicdanın ve ahlakın bir gereğidir. Bunu değerlendirirken hayvanların en büyük haksızlığı insanlardan gördüğü gerçeği asla unutulmamalıdır.

Diyarbakır Barosu Hayvan Hakları Merkezi ise yeni adli yıl ile beraber daha etkin bir çalışma döneminin hazırlıklarını yapmaktadır. Merkezimiz, Diyarbakır Barosunun hak savunuculuğu geçmişinin ağırlığını omzunda hissetmekte; insanın, doğanın, tarihin olduğu gibi hayvanların da haklarını savunmaktadır.

Tüm bu açıklamalar ışığında Diyarbakır Barosu Hayvan Hakları Merkezi olarak 4 Ekim Hayvanları Koruma Gününü bir farkındalık günü olarak görüyor, tüm vicdanlı ve hak savunucusu kişileri yanımızda görmek temennisiyle aktif bir çalışma döneminin başlangıcı olacağını bildiriyoruz.