DİYARBAKIR MİMARLIK VE KENT SEMPOZYUMUNA KOMİSYONUMUZCA KATILIM SAĞLANMIŞ VE BARO BAŞKANIMIZ TARAFINDAN AÇIKLAMALAR YAPILMIŞTIR.

23.07.2019

DİYARBAKIR MİMARLIK VE KENT SEMPOZYUMU

Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzaj Alanı TAHİR ELÇİ ANISINA

Diyarbakır Barosu adına hepinizi selamlıyorum. Sekiz bin yıldır yaşamın kesintisiz olarak devam ettiği bu kadim şehre hoş geldiniz. 

Şu an dünyamız üzerinde binlerce şehir ve yine irili ufaklı binlerce yerleşim yeri mevcuttur. Kimisi yeni, kimisi eski, kimisi terkedilmiş harabe, kimisi ise yeni yerleşime yenik düşüp yok olmuş binlerce yerleşim yeri… Ama bazı yerleşim yerleri vardır ki neredeyse insanlığın varoluşuna yakın bir tarihten günümüze kadar kesintisiz bir şekilde insanlara mekan olmuş ve bu süreci kesintisiz bir şekilde günümüze taşımıştır. Yine günümüz dünyasında sahip oldukları tarihsel birikim ve kültürel zenginlileri barındıran nadir kentler vardır.

İşte Diyarbakır o nadir kentlerden bir tanesidir.

Karacadağ bazalt platosunun Dicle nehri ile buluştuğu noktada tam da su kaynaklarının üzerinde kurulan Diyarbakır; bilinen tarihi ile 8 bin yıllık bir geçmişe sahip olmakla beraber bu 8 bin yıllık tarihi belgeleyerek ve bugünde o tarih kesitlerini bizlere sunarak bugün yaşadığımız bu şehre dönüşmüştür.

Diyarbakır Ortadoğu’yu, Anadolu’ya…. Asya’yı Avrupa’ya bağlayan yol kavşağında olan bir konuma sahip olup tarih boyunca bir çok farklı uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Ve bu çok katmanlı uygarlığın vermiş olduğu tarihsel veri ve kültürel zenginliği bugün itibari ile de bize sunmaktadır. Aslında tarihi bir belge niteliğindedir.

Diyarbakır sadece Tarih ve Kültür miras ile değil ama aynı zamanda Kültürel peyzaj niteliği ile de ön plana çıkmaktadır.Hevsel Bahçeleri kent var olduğundan beri kent ile Dicle nehri arasında ve kentin besin deposu ve mesire alanı olarak yer almaktadır.

Ortak geçmişimizde önemli bir savunma yapısı olan, ama bir o kadar da kültür ve sanat abidesi olan Diyarbakır Surları bazalt platonun uç kenarında hevsel bahçeleri ve Dicle nehrine nazır ve şehri sarmalayan bir şekilde kurulmuştur.

Diyarbakır “Mimari veya teknoloji, anıtsal sanatlar, şehir planlama veya peyzaj tasarımı konusundaki gelişmeler üzerine bir zaman zarfı içinde dünyanın belli bir kültürel alanında insan değerleri arasındaki önemli alış verişi sergilemektedir.”

Diyarbakır “Yaşayan veya ortadan yok olmuş bir kültürel geleneğe veya bir medeniyete yönelik eşsiz veya en azından istisnai bir tanıklık” göstermektedir.

Diyarbakır “İnsanlık tarihinde önemli bir aşamayı veya aşamaları gösteren bir yapı türü, mimari veya teknolojik grup veya peyzaj için istisnai bir örnek” barındırmaktadır.

Diyarbakır “Özellikle geri döndürülemez değişikliklerin etkisi altında hassas hale gelen insanın çevre ile etkileşiminin veya kültürlerin bir temsilcisi olan geleneksel insan yerleşimi, arazi kullanımının istisnai bir örneği”ni oluşturmaktadır.

Diyarbakır “İstisnai evrensel öneme sahip olaylar veya yaşayan gelenekler ile fikirler ile veya inançlar ile, sanatsal ve edebi eserler ile doğrudan veya somut bir biçimde ilişkili” bir kenttir.

İşte tam da bu özelliklerinden dolayı Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı; UNESCO Kültürel Dünya Miras listesine girmiştir.

İnsanlığı ortak mirası olan bu kenti ve eserlerini korumak sadece biz Diyarbakırlılara değil ama aynı zaman da tüm dünya insanlarına görev adedilmiştir. Ama tabiki öncelikli sorumluluk şu an içerisinde yaşayan bizlere düşmektedir.

Tam da bu bilinçle Merhum Baro başkanımız değerli Tahir Elçi; sorumluluk duygusu ile hareket etmiş ve bunu canıyla ödemek durumunda kalmıştır. Bundan sonrada aynı bilinçle hareket etmek biz baro üyelerine ziyadesi ile sorumluluk yüklemiştir.

Dünya kenti Diyarbakır: sahip olduğu özellikleri itibari ile ve günümüze kadar kesintisiz yaşam alanı olması ve bundan sonrada gelecek nesillere kesintisiz devredilmesi gerekliliği ile bizlere ciddi bir görev  bırakmaktadır. Bu görevi layıkıyla yapmak hepimize farz olmuştur.

Bu bilinçle Diyarbakır için ne yapılması gerekiyorsa Baro olarak üzerimize düşen sorumluluğumuzu beyan ediyoruz.

Elbetteki 8 bin yıllık bu süreç, şehrin mimari yapısının yanısırademoğrafik yapısı, sosyal, kültürel ve inançsal yapılarının da değişmesine tanıklık etmiştir. Şehrin çok kimlikli, çok kültürlü ve çok inançlı yapısı devletin tekçi politikaları nedeni ile önemli yaralar almıştır. 1869 yılında yapılan nüfus sayımında şehrin nüfusunun 21372 olduğu, on bininin müslüman, geri kalanların ise gayrimüslim olduğu tespit edilmiştir.

Ama bugün Kürt nüfus dışındaki hemen diğer tüm etnik ve inanç grupları ya da halkları maalesef tasfiye edilmiştir. Bu tasfiye ile birlikte, şehirdeki inanç mekanları olan kiliseler, havralar ve sinagoglar da zarar görmüş, bunlardan çok azı günümüze ulaşabilmiştir.  Nihayet Sur İçinde meydana gelen ağır çatışma ortamı nedeniyle şehirdeki tescilli yapıların büyük bir kısmı da yıkılmış ve yok edilmiştir. Yok edilen sadece tescilli yapılar değil şehrin tarihi, kültürü ve kimliğidir. Sekiz bin  yıllık bir zaman diliminde Diyarbakır’da yaşayan ve kendinden öncekileri kısmen de olsa koruyan ve kendine de ait izler bırakan tüm medeniyetlerin izleri, birkaç ay içerisinde neredeyse tümüyle yok edilmiştir.  Binyılların tarihsel ve kültürel izlerini taşıyan birçok yapı maalesef moloz yığınları haline getirilmiştir. Onların yerine inşa edilen yapılar ise diyarbakır’ın tarihi ve kültürel   dokusundan  uzak kimliksiz yapılardır. Tamamen rant ve ticaret odaklı inşa edilmişlerdir.  Sahiplerine çok cüzi kamulaştırma ücretleri ödenerek inşa edilen bu yapıların, fahiş fiyatlar ile satılması ya da kiralanması planlanmaktadır. Bu yapıların daha önce orada oturan sahiplerine satılması yada kiralanması, tüm bu haksız ve hukuksuz sürecin kısmen de olsa gidereceğini düşünmekteyiz.      

Şehrin sadece fiziki yapısı, tarihi mekanları yok edilmemiş, aynı zamanda çok etnisiteli ve çok inançlı yapısı da zamanla yok edilmiştir. Bakiye  Kürt nüfus ise asimilasyon politikaları nedeniyle dilini ve kültürünü  unutma ile baş başa kalmıştır. Yani şehrin onbin yıl boyunca oluşturduğu birikim,  neredeyse son 100-150 yıl içerisinde yok edilmiştir. İşte Tahir Elçi ayakta kalan birkaç tarihi yapıdan biri olan dört ayaklı minareye gerçekleştirilen saldırıya dikkat çekmek için basın açıklaması yaptığı sırada katledildi. Onun hukukçu ve insani duyarlılığı, diyarbakır’ın kültürel değerlerine duyduğu ilgi maalesef yaşamına mal oldu. Sonrasında yaşananlar ise büyük bir trajedidir. Yaşamını yitiren yüzlerce insan ve yerle bir edilen tarihsel bir mekan. Bu süreçte yaşanan ağır insan hakları ihlallerinin yanı sıra şehrin kültürel mirasına karşı gerçekleştirilen yıkım ile ilgili olarak, tek tek avukatlar, barolar ve diğer hukuk örgütlerinin iyi bir sınav vermediğini üzülerek belirtmek isterim. Nitekim gerek çatışma sırasında başta yaşam hakkına yönelik ihlaller olmak üzere, uzun süren sokağa çıkma yasakları, işkence ve kötü muamele, ekonomik yaşama yönelik ihlallere karşı etkin bir hukuksal mücadele yürütemediğimiz gibi çatışma sonrasında özellikle ilçe sakinlerinin mülklerinin acele kamulaştırılması   konusunda da, etkin bir hukuksal mücadele veremedik.

TOKİ TARAFINDAN SURİÇİNDE AÇILAN DAVALARIN DURUMU

26.01.2013 Tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 2013/4215 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Sur İlçesi, Tarihi Sur Koruma Bandı içerisindeki Alipaşa ve Lalebey Mahalleleri ile Hz. Süleyman Camii çevresindeki İçkale Bölgesindeki Cevatpaşa-Şemhane Mahallesi sınırları içerisindeki bir kısım taşınmazlara ilişkin alanlar gecekondu dönüşüm proje alanı olarak belirlenerek bu sahalarda bulunan taşınmazların Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından acele kamulaştırılması kararlaştırılmıştır.Bu 3 mahallede bulunan taşınmazlara ilişkin alanların gecekondu dönüşüm proje alanı belirlenmesine ilişkin ilk karar 2007 yılında alınmıştır. Sonraki süreçte TOKİ, Valilik, Büyükşehir Belediyesi ve Sur Belediyesi arasında bu konuda 2008 yılından 2012 yılına kadar çeşitli protokoller yapılmıştır.  Kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında, 2016 yılına kadar hak sahipleri ile Çölgüzeli mevkiinde konut veya nakdi bedel karşılığı çeşitli uzlaşma görüşmeleri yapılmıştır.

            2016 yılında ise TOKİ ile Valilik arasında yapılan protokol kapsamında uzlaşma sağlanamayan parsellere ilişkin acele kamulaştırma davası açılması kararı alınmıştır. Yapılan bu protokol çerçevesinde, Hz. Süleyman Camii çevresindeki İçkale Bölgesindeki Cevatpaşa-Şemhane Mahallesi sınırları içerisindeki 44 adet parsele ilişkin olarak, Alipaşa Mahallesi sınırları içerisindeki 306 adet parsele ilişkin olarak, Lalebey Mahallesi sınırları içerisindeki ise 53 adet parsele ilişkin özel mülkiyete konu olan toplamda 403 adet parsele ilişkin olarak acele kamulaştırma davası açılmıştır. Bu davalar kapsamında TOKİ tarafından toplamda yaklaşık 120.000 m2 alanın acele kamulaştırması yapılmıştır.

            2016 yılında TOKİ tarafından açılan bu acele kamulaştırma davaları kapsamında,  Hz. Süleyman Camii çevresindeki İçkale Bölgesindeki Cevatpaşa-Şemhane Mahallesi sınırları içerisindeki taşınmazların arsa m2 değeri 300-400 TL arasında, Alipaşa ve Lalebey Mahalleleri sınırları içerisindeki taşınmazların arsa m2 değeri ise 500-650 TL arasında değişmiştir. 2016 yılında açılan bu acele kamulaştırma davaları kapsamında hak sahiplerine 82 Milyon (Trilyon) civarında bir ödeme yapılmıştır.

TOKİ tarafından 2016 yılında acele kamulaştırma davası açılan bu 403 adet parsele ilişkin olarak acele kamulaştırma davası sonrası taşınmaz malikleriyle uzlaşma görüşmeleri yapılmışsa da hak sahipleri ile uzlaşma sağlanamamıştır. Bu sebeple TOKİ tarafından 2017 yılında 398 adet parsele ilişkin olarak Kamulaştırma Kanunun 10. Maddesi çerçevesinde bedel tespiti ve tescil davası açılmıştır. TOKİ tarafından 2017 yılında açılan yaklaşık bu 400 davanın 100 adedi şuan itibariyle karara çıkmış ve istinaf aşamasında olup yaklaşık 300 dava ise halen yerel mahkemelerde derdest durumdadır.

TOKİ tarafından 2017 yılında açılan bu davalarda ise Hz. Süleyman Camii çevresindeki İçkale Bölgesindeki Cevatpaşa-Şemhane Mahallesi sınırları içerisindeki taşınmazların arsa m2 değeri bu sefer 300-500 TL arasında, Alipaşa ve Lalebey Mahalleleri sınırları içerisindeki taşınmazların arsa m2 değeri ise 600-1.100 TL arasında değişmiştir. TOKİ tarafından 2016 yılında açılan acele kamulaştırma davaları delil tespiti davası niteliğinde olduğundan ve çok kısa sürede karara bağlandığından birçok vatandaşımızın ve avukat meslektaşımızın bilgisi olmaksızın bu davalar karara bağlanmıştır. Ancak sonraki süreçte 2017 yılında TOKİ tarafından bu parsellere ilişkin açılan Kamulaştırma Kanunun 10. Maddesi çerçevesinde açılan bedel tespiti ve tescil davaları dosyalarının yaklaşık %80-90’ında Baromuz üyesi meslektaşlarımız davalıların yani taşınmaz maliklerinin avukatlığını yürütmektedir.

 

Aynı şekilde Sur içinde çevre ve şehircilik bakanlığı tarafından da şimdiye dek ağırlıklı olarak Hasırlı, Savaş ve Alipaşa ve Özdemir  mahallelerini kapsayan  yaklaşık olarak 145 civarında dava açılmış olup bu davalar da hala devam etmektedir. Hem TOKİ hem de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından açılması beklenen davalar olduğunu da burada belirtmek isterim.

Sur bölgesi Diyarbakır’ın kalbidir. Bu bölgeye indirilen her darbe, bu bölgedeki her kötü uygulama Diyarbakır’ı yavaş yavaş öldürmektedir.27.04.2019

                                                                                              Av.Cihan Aydın

                                                                       Diyarbakır Barosu Başkanı