Uluslar Arası Medya Kuruluşlarının Türkiye Uzantıları Raporu

08.07.2019

Onlarca Gazetecinin Hapsedildiği, Yüzlercesinin Hakkında Soruşturma Ve Dava Açıldığı, Gazetecilere Yönelik Saldırıların Arttığı Bu Dönemde, Fişleme Suretiyle Gazetecileri Hedef Göstermenin Hukuksal Olarak Karşılığını “Suça Azmettiricilik” Olarak Değerlendirmekteyiz.

 

BASINA ve KAMUOYUNA

8 Temmuz 2019, Diyarbakır

Kısa adı SETA olan Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı isimli örgütün hazırlamış olduğu“Uluslar arası Medya Kuruluşlarının Türkiye Uzantıları” konulu rapor, kamuoyuna sunulmuştur. Rapor, haklı olarak geniş kesimler tarafından sert bir şekilde eleştirilmiştir.

Rapor, 15 Temmuz darbe girişimi, hendek savaşları ve HDP’li milletvekillerinin tutuklanması, Fırat Kalkanı Harekatı ve Zeytin Dalı Harekatı, Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve İstanbul Havalimanı’nın açılışı ve son olarak Rahip Brunson krizinden sonra yaşanan ekonomik dalgalanma dönemlerinde; beş kriz anında, yedi uluslararası medya örgütünün yapmış olduğu haberler baz alınarak hazırlanmıştır.

Rapora göre Amerika, İngiltere, Almanya, Rusya, Avrupa ve Çin mahreçli yedi yayın organı; Türkiye’ye karşı tek taraflı, yanlı ve ilkesiz haber yapmaktadır. Türkiye’nin ekonomik ve siyasi istikrarsızlığının temel sebebi bu yedi yayın organının oluşturduğu algıdır.

Raporda 142 gazetecinin özgeçmişleri, siyasal eğilimleri, daha önce çalıştıkları medya organları ve 1-2 haber ya da sosyal medya paylaşımları öne çıkarılarak hedef gösterilmiştir. Böylece Türkiye’nin ve dünyanın seçkin ve saygın gazetecileri hedefe konularak Türkiye’deki basın özgürlüğünün kırıntıları da yok edilmek, ülke karanlığa gömülmek istenmektedir. Ürkütücü olan ise çözüm yolu olarak bunun önerilmesidir.  

Raporda Türkiye ulusal medyasının ve basın özgürlüğünün içler acısı durumuna hiçbir vurgu yapılmaması oldukça dikkat çekicidir.  Neredeyse her gün yalan ve komplo haber üreten, ırkçı ve nefret söylemlerinin manşetlerden düşmediği, ülkeye ve dünyaya sağlıklı, barışçıl, doğru ve objektif haber akışının tümden ortadan kaldırıldığı bir ortamda uluslararası medyanın Türkiye’ye ilgisinin artması gerçeği bir kenara atılmıştır. Bu gerçek yerine hükümetin gururunu okşayan gerçekten uzak; “AK Parti ile oldukça hız kazanan gelişim döneminin etkisiyle global arenada kazandığı saygınlığın ve siyasi başarıların neticesi olarak uluslararası medya kuruluşlarının her geçen gün daha fazla dikkatini çekmektedir” şeklinde yanıltıcı bir gerekçe ile açıklaması ise tam ibretlik bir durumdur.

Raporda en hayret verici bulduğumuz önerilerden biri ise ülkede medya özgürlüğü konusundaki kısıtlamaların kaldırılarak, ulusal medyaya itibar kazandırmak ve güçlendirmek önermesi yerine; devlete“farklı dillerde yayın yapma kapasitesini ve yurt dışında yayın yapan medya organlarının sayısını arttırması” önerilmesidir. Ayrıca kamunun “kontra habercilik” refleksinin devreye konulması ya da bu şekilde yayın yapan özel medya kuruluşlarının desteklenmesi şeklindeki tüyler ürpertici önermedir.

Rapor daha fazla özgürlük, demokrasi ve medya özgürlüğü yerine; daha fazla otoriterlik, daha fazla kısıtlama, daha az medya özgürlüğü önermektedir. Bunların yanı sıra rapora hakim olan dil, seçilen örnekler, gazetecilerin hedef gösterilmesi belgeyi bir rapor olmaktan çıkarıp, kötü bir istihbarat raporu ya da andıç belgesi niteliği kazandırmıştır. SETA, başta bu belgede fişlediği gazeteciler ve medya kuruluşları olmak üzere tüm kamuoyundan özür dilemeli, bu belgeyi tedavülden geri çekmelidir.

Onlarca gazetecinin hapsedildiği, yüzlercesinin hakkında soruşturma ve dava açıldığı, gazetecilere yönelik saldırıların arttığı bu dönemde, fişleme suretiyle gazetecileri hedef göstermenin hukuksal olarak karşılığını “suça azmettiricilik” olarak değerlendirmekteyiz.   

Diyarbakır Barosu olarak raporda fişlenmek suretiyle hedef gösterilen gazeteciler ile dayanışma içerisinde olduğumuzu, bu belge nedeniyle hukuksal bir sürece başvurmaları halinde hukuksal destek sunmaya hazır olduğumuzu kamuoyuna duyuruyoruz.

Saygılarımızla.

Diyarbakır Barosu Başkanlığı