Roboski ve güncel gelişmelere ilişkin açıklama.

08.01.2014

                                                            

 

 

 

Diyarbakır Barosu Başkanlığı

Basın Açıklaması.

                                                                                                                                                      08.01.2014

 

Ceza soruşturması;  işlenen bir suçu tüm yönleriyle araştırıp ortaya çıkarmayı, suçun faillerini tespit etmeyi, sorumluları cezalandırmak amacıyla adalet önüne çıkarmayı amaçlayan faaliyetin adıdır.

Roboski’de otuz dört sivil insanın ölümüne, diğer bir ifadeyle; yaşam hakkının, insan haklarının en ağır ihlalini oluşturan suça ilişkin bir ceza soruşturmasının yapılmadığını ifade etmek isteriz.

Dün Askeri Savcılığın Takipsizlik kararı üzerine Roboski’li aileler çok basit bir soru sordular: dediler ki; “bize suç yok, failde yok diyorlar, peki ama âmâ otuz dört ölüm, otuz dört ceset var ortada, bunun bir anlamı ve bir sonucu olmayacak mı?”

Askeri Savcı Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının daha ilk cümlesinde gerçek niyetini ortaya koymuştur: “ OLAY: Şırnak ili Uludere İlçesi Güneyi sınır ötesinde 34 kişinin ölümü ile ilgili ihmal iddiaları.”  Bir ihmal var mı, yok mu? 34 sivil-masum insanın vahşice katledilmesi suç değildir de,lütfen acaba bir ihmal var mı, yok mu?

Ve Askeri Savcı hükmünü veriyor: KAÇINILMAZ HATA. Meclisin ve Kanunun emrini yerine getirmişler, bu emri yerine getirirken de bir hata olmuş, çoğu çocuk,34 insan ölmüş, bu kadar.

Bu kararın hiçbir hukuki değeri yoktur, bizim için bir hükmü de yoktur. Savcıya iade ediyoruz.


Biz ne özel yetkili savcılardan, ne de askeri savcılardan tarafsız ve adil bir soruşturma beklemedik. Bir buçuk yıl gizli yürüttüğü sözüm ona “soruşturma” sonunda düzenlediği fezlekede şüphelilerin adını bile yazamayan Diyarbakır Özel Yetkili Savcısından ve bombalama faaliyetinin talimatını veren en üst komutanının, katliam emrini icra eden pilotlara kadar doğrudan ve ağır sorumluluğu bulunan bir kurumun askeri hiyerarşisinde yer alan bir savcıdan “adalet” bekleyecek kadar saf değildik zaten…

Hiçbir Parlamento kararı ve hiçbir kanun maddesi, bu ağır suçu haklı, meşru ve hukuka uygun kılmaz ve sorumluları cezai sorumluluktan kurtaramaz.

Hiçbir ulusal veya ulusal düzenleme hükmü elinde silah bulunduranlara her türlü keyfiliği ve öldürme yetkisini vermez. Güç ve silah kullanmanın temel amacı yaşam hakkını koruma olmalıdır. Silahsız, sivil ve masum 34 insanın tümden ve bir anda ölümünü amaçlayan ve bunu gerçekleştiren bombalama eyleminin, hiçbir ahlaki, insani ve hukuki gerekçesi olamaz.  “Kaçınılmaz hata” denilen durum olsa bile, diğer bir ifadeyle Roboski’lilerin tamamı silahlı örgüt üyesi bile olsaydı, yine de bu katliamın failleri cezai sorumluluktan kurtulamayacaktı. Bu toplu öldürme ve katliamla, çatışma hukukunun / insani hukukun tüm ilkeleri de ihlal edilmiştir. Eylem tüm devletleri bağlayan Birleşmiş Milletler Cenevre Sözleşmelerinin ortak 3. Maddesinin açık ihlalidir. Niteliği ne olursa olsun hiçbir savaşta, siviller, silahlı olmayan unsurlar ve saldırıya girişmemiş insanlar hedef alınmamalıdır.

Sınıra yaklaşan, sınırı ihlal etmeye teşebbüs eden, fiili bir saldırıya yeltendiğine dair işaret bulunmayan her canlı hedefi öldürmek ve yok etmeyi haklı gören bir bakış açısıyla hukuku konuşmanın bir anlamı da yoktur.

Bu meselenin bir tek ve kaçınılmaz sonu vardır ki, oda bu ağır suçun faillerinin mutlaka, âmâ mutlaka hesap vermek üzer adalet önüne çıkmalarıdır.


Diyarbakır Barosu, insanlığa karşı işlenen bu ağır suçun failleri adalet önünde hesap verene kadar olayın takipçisi olacağının bilinmesini isteriz. Bu amaçla; karara karşı itiraz, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru yollarının etkili şekilde kullanılması gibi, Birleşmiş Milletler yetkililerini de görev ve incelemeye çağıracağız. BM Keyfi ve kısa yoldan İnfazlar Özel Raportörü ve diğer BM mekanizmalarının harekete geçmesi için girişimde bulunacağız.

Öte yandan Diyarbakır Barosu; İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından 17 Aralık 2013 tarihinde “Rüşvet ve yolsuzluk”  adı altında başlatılan soruşturmadan sonra, 22 Aralık 2013 tarihinde soruşturmaya ilişkin yapılan hukuk dışı müdahale ve engellemelere dair bir basın açıklaması yapmış, ardından yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ve idarenin hesap verebilirliği bakımından büyük sorunlara yol açacak Adli Kolluk Yönetmeliğinin iptali için Danıştay’da dava açmıştır. Halen süren “yeniden yargılamaya” ilişkin tartışmalara dair çeşitli vesilelerle açıklamalarımız olmuşsa da, bu gün bir kez daha konuya ilişkin görüş ve önerilerimizi kamuoyuna duyurmak isteriz.

Şüphesiz başta doğal yargıç ilkesine açıkça aykırı olan Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine son verilmeli, ama aynı zamanda bu mahkemelerle birlikte faaliyetini sürdüren Terörle Mücadele Kanunun (TMK) 10. Maddesi ile yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri de ortadan kaldırılmalıdır. Bu mahkemelerin başta kişi özgürlüğü ve adil yargılama hakkı olmak üzere insan haklarını ağır şekilde ihlal ettiğinden şüphe bulunmamaktadır. Bu mahkemelerde yargılanan on binlerce Kürt, düşmana bile reva görülemeyecek uygulamalara maruz kalmıştır. Bu mahkemelerin haksız, adaletsiz ve hukuka aykırı uygulamaları Kürt Sorununu da derinleştirmiştir.

Özel Yetkili ACM’lerin neden olduğu mağduriyetlerin giderilmesi konuşulurken, bu mahkemelerin yerine kurulduğu Devlet Güvenlik Mahkemelerinin söz konusu edilmemesi Diyarbakır Barosu tarafından dikkat çekici bulunmaktadır. Bu gün şikâyet edilen, haksızlıklara neden olduğu belirtilen ve kaldırılması tartışılan Özel ACM’leri, daha ağır haksızlıklara ve mağduriyetlere yol açan DGM’ler yerine sözüm ona “daha adil” olsun denilerek kuruldular. Bu gerçeğe rağmen, DGM’lerin görüşme ve tartışmalarda gündeme gelmemesi, yürütülen çabaların belli kişileri kurtarma ve belli davalara formül arama çalışmalarından ibaret olduğunu ortaya koymaktadır.

Diyarbakır Barosu; tüm özel yetkili mahkemelerin ilgasını, DGM’ler dâhil tüm olağanüstü mahkemelerin yol açtığı mağduriyetlerin giderilmesi için adil bir yargılama yapılmasını sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılmasını önermektedir. Olağanüstü mahkemelerde yargılanan ve hükümleri infaz edilen herkese tazminat hakkı tanınmalı, mahkûmiyet kararları infaz edilmeyenler yeniden adil şekilde yargılanmalıdır. Olağanüstü yargılamaların, adaletsizliklerin dayanağı olan Terörle Mücadele Kanunu da yürürlükten kaldırılmalıdır.

Halen yapılmakta olan ve medyanın öne çıkardığı, belli bazı dava ve kişileri kapsayacak şekilde yeniden yargılama tartışması gerçekçi olmayan, yararsız bir tartışmadır Toplumun gündemi; gereksiz, yapay, kalıcı olmayan ve toplumsal barışı da sağlamayacak tartışmalarla meşgul edilmemelidir.

Türkiye tarihi haksızlık ve adaletsizliklerin yaşandığı, olağan üstü dönemlerden geçmiş ve halen bir geçiş dönemi içindedir. Demokrasiye geçiş de diyebileceğimiz böyle bir dönemde, devlet yapısı ve toplumsal ilişkinlerin yeniden düzenlemeyi, yeni bir toplumsal mutabakat üzerinden ve yeni bir hukukla yolumuza devam etmemiz gerektiğini ortaya koymaktadır.

Birkaç davada yeniden yargılama yaparak veya birkaç şahsiyeti kurtararak yeni ve güvenli bir hukuksal düzen ve gelecek kurmamız mümkün değildir. Yapılması gereken, “Yeni Bir Toplumsal Mutabakat ve Barış Yasası” adıyla kapsamlı ve birçok soruna köklü çözümler getirecek bir çalışma başlatılmalıdır. Tutuklu milletvekili sorunu için bir araya gelen siyasi partiler, hemen yeni bir anayasadan, özel yetkili mahkemelerin ve olağanüstü yargılamaların yol açtığı adaletsizliklere son verecek çözümlere, Kürt Sorununun çözümünde müzakere ve silahsızlanmadan, savaşın yol aştığı toplumsal yaraların sarılmasına kadar kapsamlı düzenlemeler yapılmalıdır.

 

Saygılarımızla,

 

Diyarbakır Barosu Yönetim Kurulu adına

Av. Tahir Elçi

Baro Başkanı