Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü

25.11.2014



BASINA VE KAMUOYUNA


25 Kasım insanlık tarihinde kadına yönelik vahşice bir şiddetin yıldönümüdür. Bu tarih aynı zamanda savaşa, sömürüye, yoksulluğa karşı bir başkaldırının öyküsü olup Mirabel kardeşlerin öyküsüdür.

Latin Amerika’da Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele yürüten Mirabel kardeşler ( Patria, Minerva ve Maria ) diktatörün askerleri tarafından tecavüz edildikten sonra vahşice katledildiler.
Mirabel kardeşler özgürlük mücadelesinde KELEBEKLER olarak anılmaya başladılar. Ve özgürlük kelebekleri insanlığın haklı kavgasında birer simge haline geldiler. Mirabel kardeşlerin katledildiği 25 Kasım tarihi ise “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak tüm dünyada ve ülkemizde kadına yönelik şiddetin kınandığı bir gün, yani mücadele günü haline geldi.

25 kasım gününün kadınlarla ilgili diğer günlerden önemli bir farkı vardır. O da dünya üzerinde yaşayan tüm kadınların ve kız çocuklarının giderek artan ve çeşitli biçimlerde maruz kaldıkları cinsiyete dayalı şiddete odaklanılmış olmasıdır.

 


1985 yılında Birleşmiş Milletler, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesini (CEDAW) imzaladı. Türkiye tarafından da imzalanan bu sözleşme; taraf ülkelere, kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığa karşı gerekli yasal düzenlemeleri yapma ve şiddeti oradan kaldıracak uzun ve kısa vadeli çözümler getirme sorumluluğu getirmektedir.

CEDAW’ a taraf bir ülke olan Türkiye, kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık konusunda dünyanın en geri ülkelerinin arasında yer almakta ve hatta geçen yıllarla birlikte şiddet ve ayrımcılığın boyutları artmaktadır.

BM Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi kadına yönelik şiddetin kadınlara yönelik, toplumsal cinsiyete dayalı ve bir kadına sırf kadın olduğu için yöneltilen ya da oransız bir şekilde kadınları etkileyen bir şiddet olduğunu belirtiyor. Tüm dünyada sıcak çatışmaların yaşandığı birçok yerde kadınlar taciz, tecavüz, karın deşme, cinsel organların tahribi gibi cinsel şiddetin bi çok biçimine maruz kalmaktadırlar.

Kadına dönük her türden ayrımcılık ve şiddet ortamını temellendiren nedenler savaş durumlarında güçlenir. Eril kavramlar olan militarizm, ırkçılık ve milliyetçiliğin kendini var ettiği siyasal ve ekonomik temel, kadın düşmanlığını üretir ve besler. Bu nedenle kadınlar savaşın yarattığı yıkımlardan ve baskılardan daha fazla etkilenmektedirler.

Dünyada özellikle kadınlara yönelik dehşet verici şiddetler uygulanmaktadır. Nitekim IŞİD gibi çeteleriyle; kaçırılma, satılma, tecavüz gibi her türlü şiddet ve zorbalıklarla göçe zorlanan kadınlar yaşamdan koparılıyor.

 

Günümüzde, hala bazı ülkelerde kadınlar o ülkelerin kanunlarına göre taşlanmaya, kırbaçlanmaya, öldürülmeye devam ediyor

Son yıllarda yapılan istatistiklere giren kadın cinayeti oranı yüzde 1400 artmıştır.

Namus ve töre adına kadınlara yönelik kötü muamele, işkence, öldürme, intihara zorlama oranı son yıllarda %25 oranında artmıştır

Ülkemizde devletten koruma talep ettiği halde çığlıkları duyulmaması nedeniyle öldürülen çok sayıda kadın bulunmaktadır.

Eş şiddeti önemli bir sağlık sorunudur. Ruh sağlığı sorunları arasında İNTİHAR önemli bir yer almakta olup küçümsenmemesi gereken bir sorundur.  

Kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmeleri de şiddete zemin hazırlamaktadır.



Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden (AİHM) aile içi şiddet nedeniyle ceza alan ilk ülke Türkiye’dir. Bu cezanın alınmasını neden olan kişi devlet tarafından korunamamasına bağlı olarak eşi tarafından öldürülmüş bir kadındır.

 

Sonuç Olarak; Şiddet yalnızca bedenlere zarar vermiyor, kadınların öz saygısını, ihlale direnme ve hak arama arzusunu zayıflatıyor veya yok ediyor.

Şiddet, dinsel-geleneksel önyargılarla, cinsiyet ayrımcı politikalarla ve yasalar eliyle meşrulaştırılıyor.

Sokakta, iş yerinde, okulda, hayatın her alanında şiddet ve sömürüyle karşı karşıya kalan bütün emekçi kadınları bu sorunlara karşı dimdik ve yılmadan mücadele etmek için BİRLİK OLMAYA davet ediyoruz.

 

Kadın Hakları savunucuları olarak bizler, kadının cinsel, fiziksel, psikolojik bütünlüğünün dokunulmaz olduğunu; kadının insan haklarının temel insan hakkı olduğunu bir kez daha hatırlatıyor; kadına yönelik her türlü şiddet sonlanıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi belirtiyoruz.




Kadına yönelik şiddetin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması, öncelikle devletin ve siyasal iktidarların ilgili tüm kurumlarıyla sorumluluk üstlenmesiyle tüm sivil ve resmi kuruluşlarla işbirliği yaparak, yaşamsal öneme sahip bu sorunun ortadan kaldırılması için gerekli sosyal politikaların yaşama geçirilmesi ile mümkün olacaktır.

Basına ve kamuoyuna saygı ile duyurulur.

 

Av. Serap YİĞİT ERKUŞ

Kadın Hakları Danışma ve Uygulama Merkezi

Koordinatörü