Baromuzun 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Gününe ilişkin basın açıklaması

25.11.2016

 

 

 

BASINA VE KAMUOYUNA

 

Mirabel kardeşler Patrisia, Minevra, Maria Teresa Dominik Cumhuriyetinde diktatör Rafuel'e karşı, daha güzel bir dünya umudu için mücadele eden ve bu mücadelenin sembolü olan  cesur kadınlardır. Yürüttükleri bu mücadele nedeniyle diktatörlüğün askerlerince hunharca katledildiler ve bu  vahşi cinayetin  hesabını soran binlerce kadının mücadelesinin simgesi haline dönüştüler.

 

BM yıllar sonra  bu cesur kadınların katledildiği bu günü ‘ Kadına yönelik şiddete karşı uluslararası mücadele günü’ilan etti . Kadınlar ne yazık ki dünyada halen ciddi bir baskıya , sömürüye ve ayrımcılığa maruz kalmakta ,her alanda her türlü ayrımcılığın son bulması,eşitliğin sağlaması için mücadele etmeye devam etmektedirler. Kadın hakları ile ilgili bir standart getirmek için CEDAW ve sonrasında her türlü şiddetle mücadele için istanbul sözleşmesi hazırlanmış ve yürürlüğe girmiştir. Ülkemizinde imzaladığı  bu protokolde  taraf devletlere ;kadının haklarının korunması amacı ile, her türlü ayrımcılık ve şiddetin önlenmesi doğrultusunda yasal düzenlemeler yapma , şiddeti ortadan kaldırma için çözümler bulma zorunluluğu yüklemiştir.  Dünya Ekonomik Forumu ( WEF ) Cinsiyet eşitliği endeksi, kadınların ekonomik ve siyasal hayata katılma ,eğitim –sağlık hizmetlerinden yararlanma gibi hizmetlere ulaşmada türkiye 145 ülke arasında 130 ‘uncu sırada . 

 

Sözleşmeyi imzalayan Türkiye'nin o günden bu güne ilerlemek bir tarafa gerilediğini açık bir biçimde söyleyebileceğimiz gelişmelere şahit olduk . İktidarın kadına karşı kullandığı dil ‘ kızmıdır kadınmıdır, kahkaha atmasın ,gülmesin, hamile hamile sokağa çıkmasın, kariyere boş yere zaman harcamasın  3 çocuk yapsın , yok 3 az 5 çocuk yapsın  vb şeklindeki dil ;Medyanın kadına karşı kullandığı dil , Hakaret ederken kadına ait sıfat, isim ,kıyafet, vb kullanarak aşağılama .Bu dil kadına karşı ayrımcılık ve şiddete davetiye çıkaran bir dildir . ne yazık ki bunun yansımasını  toplumda kadına karşı  artan şiddet ,mahalle baskısı ,hoşgörüsüzlük ve kadın cinayetlerinde artış olarak görmekteyiz .Devlet kadına karşı artan bu ayrımcı şiddet karşısında ne yazık ki sorumluluklarını yerine getirmek bir tarafa bunu meşrulaştıran bir dil ve söylem kullanmaktadır.

 

Ülkemizde Kadınlar haklarını kullanamaz hale getirildiği yetmiyormuş gibi, yaşam hakları ellerinden alınmakta her gün en az üç kadın  cinayeti yaşanmaktadır. Bu erkek şiddeti ve cinayetine yeterli yaptırımlar uygulanmadığı gibi ödül gibi cezalar verilmektedir. En son çok tartışılan çocuk istismarı önergesi aslında kazanılmış hakların ne kadar zor elde edilmiş olursa olsun bir gece yarısı elimizden alınabilecek olduğunu gösterdi. Kadınların her türlü tahakküme ve ayrımcılığa karşı örgütlenme  ve itirazlarına tahammül edemeyen iktidar, önce kadınları susturmaya çalışmaktadır. Kadın derneklerinin bu yaygınlıkta kapatılması esasen, kadınların eşitlik, özgürlük ve adalet mücadelesine darbe vurma gayretidir. Kadınların tarih boyunca verdikleri mücedelenin her türlü zulme karşı direnişin tarihi olduğunu hatırlatmak isteriz . Sadece ülkemiz de değil dünyada da artan şiddet olayları ve savaşlar sonuncunda ne yazık ki kadınlar çok ciddi hak ihllallerine maruz kalmaktadırlar .

 

İŞİD çetelerinin kaçırdığı, köleliği ve cariyeliği dayattığı Ezidi kadınların yaşadıkları, Ortadoğu'ya saran savaş ile ülkelerini terketmek zorunda kalan sivillerin yaşadıkları vahşet, kadın ve çocuk hakları için mücadelenin önemini daha da artırmıştır.

 

Geçtiğimiz bir yıl ne yazık ki hayatımızda çok ağır insan hakları ihlallari ile trajik bir yıl olarak hatırlanacaktır.  İHD'nin bölge raporuna göre; yaşanan sokağa çıkma yasakları sırasında en az 75 çocuk ,320 sivil hayatını kaybetmiştir. Bu süreçte sağlık, barınma ,eğitim,beslenme ,seyahat ve yaşam hakkı ihlalari çok vahim boyutlara ulaşmıştır..  Yaşanan mağduriyetleri gidermek ve raporlama yapmak için çalışan pek çok sivil toplum örgütü , kadın dernekleri ve yerel yönetimler ,dayanışma ve yardım için kampanyalar düzenlemeye çalışırken  fiili olarak engellenmişlerdir. Maalesef  bu alanda çalışan kurumların tamamı hukuksuz bir biçimde kapatılmışlardır. Yaşanan bir darbe girişimi sonrasında OHAL ilan edilmiş ve ülke KHK lar ile yönetilirken,  ne yazık ki bir darbe dönemini aratmayacak ağır  hak ihlallerine sebep olan uygulamalar yaşanmaktadır. Gözaltı koşulları tek başına işkence ve kötü muamele iken 30 günlük  uzun gözaltı süresi ve son dönemde artan cinsel taciz ve cinsel tehdit iddiaları araştırılmalı bu uygulama derhal sonlandırılmalıdır. Özellikle 5 gün avukat görüş yasağı, dosyalarda kısıtlama ve gizlilik kararlarının yaygınlaştırılarak rutine dönüştürülmeleri, gözaltı merkezleri ve cezaevlerinin koşullarının denetime kapatılması, emziren ve küçük çocuğu olan annelerin günlerce gözaltına alınması ve ne yazık ki daha nice ihlal olağan hale gelmiştir. Yüz binlerce insan KHK lar ile işten atılmış ve bu kararlara karşı gidilebilecekler tüm hukuki yollar kapatılmıştır.

 

Demokrasi ütopya değildir. Demokrasi çok sesli, çok renkli, çok kültürlü bir yönetim biçimidir.  Kapatılan gazeteler, televizyonlar ,radyolar, vakıflar, dernekler, tutuklanan vekiller, belediye başkanları ,siyasetçiler, akademisyenler, gazetecilere yönelik hukuk dışı uygulamalar, bu çok sesliliğe, çok renkliliğe ve doğal olarak demokrasi ve insan haklarına vurulan bir darbedir.  Anayasa ile demokratik ,sosyal  hukuk devleti olduğu kabul edilen ve uluslararası sözleşmelere taraf olan Türkiye'yi bu yükümlülüklerin  gereğini yerine getirmeye davet ediyoruz.

 

Biz insan hakları savunucusu kadınlar, kadına yönelik şiddetin bir insanlık suçu olduğunu vurguluyor ,kadına yönelik her türlü şiddet ve ayrımcı politikalar sonlanana dek mücadelemize kararlılıkla devam edeceğimizi ifade idiyoruz .

 

 

DİYARBAKIR BAROSU

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ DİYARBAKIR ŞUBASİ

TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VAKFI DİYARBAKIR TEMSİLCİLİĞİ