02.02.2018

Baro Başkanımızın Katledilişinin 148.Haftası  anma etkinliği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Eski Yargıcı ve 24. Dönem Milletvekili Rıza TÜRMEN ve Diyarbakır Tabipler Odası Başkanı Dr. Şerif DEMİR ve TTB Yönetim Kurulu üyelerinin katılımıyla yapıldı. 

Sevgili meslektaşlarım ve değerli basın mensupları;

Sevgili Tahir Elçi için bugün 148 haftadır Diyarbakır Adliyesi önündeyiz.  Yine adalet arayışındayız ve kamuoyuna sesimizi duyurmak için buradayız.   Başlarken söylemiştik, bundan sonra burası Tahir Elçi İnsan Hakları Kürsüsü olacak diye.  İki haftadır farklı konuları burada dile getirdik.  Şunu söylemekten hicap duyuyoruz.  Elçi cinayeti soruşturması maalesef 148 hafta ve 3’üncü yılını doldurmak üzere olmasına rağmen maalesef soruşturmada bir arpa boyu yol alınmış değil.  Bu konuda Baromuzun, meslektaşlarımızın ve Türkiye insan hakları kurumların, kişilerin bir sorumluluğu yok. Biz üzerimize düşeni yaptık, geçmiş dönemde meslektaşlarımız da yaptı, bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz.  Bu durgunlukta,  bu sessizlikte,   kimlerin payı var elbette biliyoruz.  Elbette bunda işlemeyen yargı sisteminin payı var.  Ben burada sözü fazla uzatmayacağım,  iki misafirimiz var aramızda.  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi eski Yargıcı ve 24. Dönem TBMM Milletvekili Sayın Rıza Türmen ve Diyarbakır Tabip Odası’ndan şube başkanımız ve yönetim kurulu üyesi arkadaşlarımız aramızda.  Biliyorsunuz tabiplere ve sağlık emekçilerini sivili ölüme mahkûm eden yasa tasarısına ilişkin arkadaşlarımız fikirlerini ve görüşlerini sizlerle paylaşacaklar. Ben Sayın Türmen’e sözü veriyorum.

Rıza Türmen, 

Sevgili Dostlar,  Tahir Elçi için kurulan bu kürsü çok önemli bir kürsü. Burada sizin aranızda bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Tahir Elçi,  benim çok sevdiğim bir dostumdu.  ben burada, Baroda yapılan bir toplantıda beraber olmuştuk, yemek yemiştik, sohbet etmiştik.  Tahir Elçi’nin öldürülmesi üzerinden 3 yıl geçti. Bu 3 yılda ne oldu?  Bir kere Tahir Elçi bir hukuk adamıydı, bir hukuk mücadelesi veriyordu.  Hukukun her şeyin üstünde olduğuna inanıyordu. Ama hukukun olmadığı yerde hukuk mücadelesi vermek çok zor bir iştir.  İkincisi, Tahir Elçi bir barış insanıydı. Bütün sorunların konuşarak çözümleneceğini inanırdı.  Tahir Elçi buna inanmayanlar tarafından öldürüldü işte.  Aradan geçen bu 3 yıl içinde cinayetin failleri bulunamadı. Böyle durumlarda, devletin bir sorumluluğu vardır. Devletin sorumluluğu etkili bir soruşturma yürütmek ve soruşturmanın etkili yürütülmesini sağlamaktır. Soruşturma ne zaman etkili olur. Bunu gösteren bir liste vardır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,  etkili bir soruşturma için neler yapılmasını gerektiğini madde madde sayın listeler hazırlamıştır.  Buna göre, mutlaka görgü tanıklarının ifadesini alınması gerekir,  balistik muayene yapılması gerekir. Bunun gibi böyle uzun bir liste vardır. Bunlar yapılmış mıdır?  Bunlar yapılmış olsaydı tabiî ki sonuç başka türlü olurdu. Fakat görünen odur ki, ortada etkili bir soruşturma yoktur.  Etkili bir soruşturma olmaması, devletin yaşam hakkını ihlal ettiği sonucunu doğurur.  Eğer AİHM’de dava açılacak olursa bugün,   bu soruşturmanın etkili olmaması nedeniyle devletin yaşam hakkını ihlal ettiği sonucuna varacağı konusunda hiçbir tereddüt yoktur. 

Birde soruşturmanın etkili olmamasının şu sonucu da vardır.  Artık soruşturma etkili değilse yargı yolları da etkili değildir.  İç hukuk yolu yargı yolu da yoktur demek.  Soruşturma olmadan hangi mahkemeye gideceksiniz, neyin davasını açacaksınız. O yüzden etkili bir soruşturma yoksa eğer,  iç yargı yolunu tüketmeden de Anayasa Mahkemesi’ne ondan sonra da AİHM’e gitme yolu açılmış demektir.  Bu cinayet biliyorsunuz ki böyle  gece yarısı, gizli failler tarafından yapılmadı.  Gündüz herkesin gözü önünde, kameralar önünde işlendi bu cinayet. Bu yüzden bu cinayeti işleyenleri bulmak kolay olması lazım.  Halbu ki böyle olmuyor. Bunları söyledikten sonra Tahir Elçi’ye olan sevgi ve saygıyı bir kere daha belirtiyorum burada.  Ve sizin bu kürsüyü burada kurmak ile ne kadar önemli bir iş  yaptığınızın üstünde önemle durmak isterim.  Çok teşekkür ederim. 

Diyarbakır Tabip Odası Başkanı Mehmet Şerif Demir,

Değerli arkadaşlar, Tahir Elçi’nin katledilişinin 3 yılına girmek üzereyiz.  Şu ana kadar cinayetin aydınlatılması için çözüm odaklı herhangi bir şey yapılmadığı gibi,   hiçbir failde ortaya çıkarılmamıştır.  Tahir Elçi’nin sadece bir hukukçu kimliği yoktu,  Tahir Elçi haksızlığın, hukuksuzluğun olduğu her yerdeydi.  Tahir Elçi, insan hakları aktivistiydi.  Her zaman, adaletten, hukuktan, barıştan, demokrasiden yana taraftı.  Tahir Elçi, tam da bunlara sahip çıkarken, kültürel mirasımızın var olduğu yerde bunları dile getirmeye çalışırken katledildi.  Bizler tekrardan dile getirmek istiyoruz.  Tahir Elçi vurulduğu anda bu toplumun vicdanı da vurulmuştur.  Tahir Elçi nezdinde,  bütün kayıpları her hafta anmak,  unutmamak için her hafta burada olmaya devam edeceğiz. 

Tahir Elçi anısına bugün kurulan İnsan Hakları Kürsüsü’nde bu gün farklı bir hukuksuzluk ortaya çıkıyor.  Bizlerle hekimlerle, sağlık emekçileriyle ilgili olan bir durum.  Sizlerin bildiği gibi 30 Ekim 2018’de  sözde sağlıkta şiddeti  önleme  üzerine AK Parti Milletvekilleri tarafından Meclise  getirilen bir kanun teklifi oldu. Bu kanun teklifine her ne kadar, Sağlıkta Şiddet Yasası olarak denilse de bunun hiçbir ilgisi yoktur.  Sağlıkta şiddeti önleyecek hiçbir şey barındırmıyor.  Oysaki bizler yıllarda, sağlıkta şiddetin nereye gittiğini söyledik.   Bunun sonucu olarak 1 ay öncesinde bir meslektaşımız bir hastası tarafından vurularak katledildi. Bu bizler için bir dönüm noktasıydı.  Bizlerin,  başka hakimlerin ve meslektaşlarımızı öldürülmemesi için nöbet eylemi yaptık.  Alanlara çıktık haykırdık.  Sağlık Bakanlığına, siyasi iktidara, Meclise sesimizi duyurmaya çalıştık.  Sağlıkta şiddetin önlenmesi için önerilerimizi sunduk. Ama  hiçbir şekilde görmeyen, anlamayan  ve haksızlık ve hukuksuzluk üzerinden kendi iktidarını büyütmek için  kendisine benzemeyen, muhalefet eden herkesi sindirmek için hazırlanan bir torba yasası ile karşı karşıyayız.  Daha önce OHAL ile birlikte çıkarılan KHK’lerle birlikte 130 binin üzerinde kamu emekçisi ihraç edildi. Bu yetmiyormuş gibi , bu torba yasası ile birlikte ihraç edilen hekimler ve sağlık emekçileri aynı zamanda hiçbir yerde çalışamaz deniliyor. Buna da güvenlik soruşturmasından geçilmemeyi, ihraç edilmeyi gerekçe gösteriliyor. Güvenlik soruşturmanın hiçbir hukuki değeri olmadığına inanıyoruz.  Hiçbir soruşturma açılmadan hiçbir dava açılmadan  birilerinin inisiyatifine bırakılmış şekilde çıkarılan  soruşturmalardır.  Bunun kanun teklifinde öyle bir şey var ki, deniliyor ki  güvenlik soruşturmasında geçmeyeni ihraç ettiği gibi 6 yıl boyunca okuyorsun,  emek veriyorsun,  diplomanı almaya çalışıyorsun. Bu noktada   devlet hizmet yükümlülüğünü yapmadığınız sürece  zaten çalışamıyorsunuz. Bugün sizi ihraç ediyor, sizin kamuda çalışmanızı engelliyor,  bu yetmiyormuş  gibi özel hastanelerde çalışmamız engelleniyor. Aynı zamanda deniliyor ki,  600 gün olan devlet  hizmet yükümlülüğünü yapmamışsınız.  Hiçbir yerde çalışamazsınız, hiçbir yerde mesleğini yapamazsınız deniliyor.  Aslında bu bütün vatandaşlık haklarını, Anayasa’nın  temel hakları yaşama ve çalışma hakkının yok saymak bir nevi sivil ölüm demektir. Bir nevi felakettir.  Bunun kabul edilecek bir yanı yoktur. Bu kadar keyfi ve haksız yere hekimlere bir şey dayatılıyorsa,  bu sadece sağlık emekçileriyle sınırlı kalmayacak toplumun herkesimin sirayet edecektir. Bu hekimler, yarın eczacılar, avukatlara, mühendislere sirayet edecektir.  Bu demokrasinin, adaletin, hukukun olduğu yerde bu kabul edilemez.  Bu ancak Nazilerin olduğu bir yerde olabilir. Bunu hiçbir şekilde kabul etmiyor.  Bu yasa teklifinin çekilmesi ve meclise gelmemesi için  mücadele edeceğiz.   Bu düşüncelerimizi Tahir Elçi İnsan Hakları Kürsüsünde dile getirme fırsatı verdiği için Diyarbakır Barosu’na teşekkür ediyoruz.