Baro Başkanımız Tahir ELÇİ'nin Katledilişinin 192. Haftası Anma Etkinliği Diyarbakır Adliyesi Önünde Gerçekleştirildi...

06.09.2019

Baro Başkanımız Tahir ELÇİ’nin katledilişinin 192. haftası anma etkinliği bugün de meslektaşlarımızın katılımıyla yapıldı. Etkinlikte konuşan Baro Yönetim Kurulu Üyemiz Av. Tevfik KARAHAN şunları söyledi;

Değerli Basın Emekçileri, sevgili Meslektaşlarım ve bugün aramızdan bulunan Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Genel Merkez Yöneticileri ve üyeleri;

Baro Başkanımız Tahir ELÇİ’nin katledilmesinin üzerinden 192 hafta geçmesine rağmen maalesef ki failleri halen bulunamamıştır.  Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir kez daha buradan seslenerek,  Tahir Elçi’nin faillerinin yargı önünde hesap vermeleri ve dosyanın cezasız bırakılmaması adına ivedilikle işlem yapmaları çağrısında bulunuyoruz.  Tahir ELÇ’nin failleri hak ettikleri cezayı alacakları güne dek bu davanın takipçisi olacağımızı ve Tahir Elçi için Adalet arayışımıza devam edeceğimizi hatırlatarak, merhum başkanımızı saygıyla anıyoruz.

Bildiğiniz üzere; Baromuz üyesi Müzeyyen Boylu 19.05.2019 tarihinde boşanma davası sürerken eşi Mesut Issı tarafından sokak ortasında ve çocuklarının gözü önünde 11 kurşun ile katledildi. Katilin yargılamasına,  09 Eylül 2019 tarihinde Pazartesi günü saat:09:30’ da Diyarbakır Adliyesinde başlanacağını duyurarak, kadın cinayetlerine dur demek adına adil ve etkin yargılama için tüm meslektaşlarımızı ve bu alanda mücadele eden STK’ları dayanışmaya davet ediyoruz.

Bugün ‘’Tahir Elçi İnsan Hakları Kürsüsünde’’ Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin Baromuz Cezaevi Komisyonu ve Kadın Hakları Merkezi üyesi meslektaşlarımızın hazırlamış olduğu raporu açıklamak üzere sözü Av.Öykü ÇAKMAK’a veriyorum.

Av. Öykü ÇAKMAK;

Basına ve Kamuoyuna

Diyarbakır Barosu Cezaevi İzleme Komisyonu ve Kadın Hakları Danışma Ve Uygulama Merkezi üyesi kadın avukatlar tarafından 29/04/2019-29/08/2019 tarihleri arasında çeşitli tarihlerde Diyarbakır Kadın Kapalı Ceza infaz Kurumu’ nu ziyaret etmiş bulunuyoruz. Bu ziyaretler sonucu görüşme yapılan kadın mahpuslardan alınan bilgilere göre çok sayıda hak ihlalinin yaşandığı tespit edilmiş olup bu ihlallere ilişkin detaylı raporumuz açıklamamızın ekinde sizlere sunulacaktır.

Diyarbakır’ da hapishanede tutulan kadın mahpusların maruz kaldığı kötü muamele ve yaşadıkları hak ihlalleri çok başlıklı olup detaylıca raporumuzda açıklanmıştır. En kısa haliyle burda ifade etmek gerekirse;

  1. Avukat görüş odasını gören kameralar, bu odalarda hukuki delil ve belgelerin dışardan görünmesine imkan veren camlı alanlar ve seslerin dışardan rahatlıkla duyulabilir olması açıkça adil yargılanma hakkı bağlamında savunma hakkının ihlalidir. Mahpuslara Yönelik Muameleye İlişkin Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları, bir diğer adıyla Nelson Mandela Kuralları madde 61’ e göre de “….alan dinlemesi yapılmaksızın, sansürsüz ve tam bir gizlilik içinde görüşme, danışma ve konuşma için yeterli fırsat, zaman ve kolaylık sağlanır. Görüşmeler…duyulmayacak bir ortamda olur... Mahpusların etkili hukuki yardıma erişimleri sağlanır.”  Denilmiştir. Görüldüğü üzere söz konusu kanunlar çerçevesinde açıkça kanun ihlali yapılarak mahpusların adil yargılanma-savunma hakkı ihlal edilmektedir.
  2. Kadın mahpusların yaşamlarını en çok etkileyen konuların başında ise ortak yaşam alanlarını ve hatta bu alan içinde tuvalet-banyo kapısını dahi gören kameraların 7/24 kayıt yapması nedeniyle izlenilmeleri, erkek görevlilerin de kullandığı koridora yerleştirilen avluda bulunan aynalı camların arka bölümünden izlenilmeleri ve ortak alan kapısı üstünde bulunan mazgalın bir kısmının cam olması ve bu kısmın sürekli açık tutularak izlenilmeleri olduğunu belirtmişlerdir. Görüldüğü üzere kadın mahpuslar tüm alanlarda izlenilmekte olduğundan kendilerine ait hiçbir özel alan bırakılmamaktadır. Tüm bu hususlar, güvenlik kaygısıyla veya başkaca herhangi bir gerekçeyle izah edilebilecek uygulamalar olmayıp, hapishane içinde kadın mahpusların ağır tecrit altında tutulmak istendiğini göstermektedir. AİHS’nin 3. Maddesi “Hiç kimse, işkenceye ya da insanlık dışı yahut aşağılayıcı muamele ya da cezaya tabi tutulmayacaktır” diyerek; devlete her mahkûmun insanlık onuru ile bağdaşır koşullarda tutulduğundan emin olma ve infazla ilgili uygulamaların bu kişileri hapishanende kalma dolayısıyla zorunlu olarak ortaya çıkan sıkıntı ve üzüntü seviyesinden daha fazla bir ıstıraba maruz bırakmama ve mahkûmun rahatlığını sağlama ve sağlığını gerektiği gibi koruma yükümlülüğünü yüklemiştir. Anayasa’ nın 20. maddesinde güvence altına alınan “özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz” ilkesi, Anayasa’ nın 5. ve 17. maddesinde ayrı ayrı düzenlenen “manevi varlığın” korunması” ilkesi ve “İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan bir muameleye tabi tutulamaz” ilkesi açıkça ihlal edilmektedir. Ayrıca Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Cezaevleri Kuralları hakkında 2006/2 numaralı tavsiye kararında “özgürlüğünden yoksun bırakılan herkese, insan haklarına saygı çerçevesinde davranılmalıdır” denilmektedir.
  3. Kadın mahpuslar hastane veya adliye sevkleri sırasında, görevli askerlerce tahrik edici, hakaret içerikli ve ırkçı yaklaşımlar sergilendiğini belirtmişlerdir. Örneğin kendilerine “sen teröristsin, kim oluyorsun, konuşma yürü, kendini ne sanıyorsun, senin hakkın yok, burda devlet benim” gibi hakaretler edildiğini ifade etmişlerdir. Bu kötü muameleye maruz kalmamak için kadın mahpuslar hastaneye dahi gitmek istemediklerini belirtmişlerdir.
  4. Son dönemlerde mahpusların en ciddi şekilde keyfiyete uğradıkları konuların başında, cezaevi idarelerinin keyfi şekilde, usule ve kanuna uymadan vermiş oldukları disiplin cezaları gelmektedir. Örneğin mahpuslar açlık grevinin sona ermesi nedeniyle mutluluk duyduklarını ve bu nedenle halay çektiklerini, türkü söylediklerini ve akabinde idarece marş söyleyip, slogan atıldığı iddiasıyla tüm kadın koğuşlarındaki mahpuslar hakkında soruşturma başlatıldığını ve cezalandırıldıklarını ifade etmişlerdir. Mandela Kuralları’ nın 36. Maddesinde de belirtildiği üzere “…Disiplin ve düzen, hapishane güvenliği ve topluluk yaşamının huzuru için gerekli olandan daha fazla kısıtlama yapılmadan sürdürülür. …” denilmiştir. Yine 43. Maddeye göre “toplu cezalandırma” nın özellikle yasaklanması gerektiği vurgulanmıştır.
  5. Kadın mahpuslar hapishane idaresince yasaklı olmayan kitapların dahi keyfi olarak kendilerine verilmediğini ifade etmişlerdir. Örneğin Rojbin Perişan’ ın “Toprağın Şarkısı”, Ahmet Kahraman’ ın “Kürt İsyanları” isimli kitapları “ülke birlik ve bütünlüğünü bozan…” kitaplar olması gerekçesi ile yasaklı olmamasına rağmen kendilerine verilmemiştir. Ayrıca Kürtçe yazılı olan süreli-süresiz yayınların ve hakkında herhangi bir kısıtlama kararı olmamasına rağmen “yeni yaşam” gazetesinin de kendilerine keyfi olarak verilmediğini aktarmışlardır. Konuyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesi 2016/12936 başvuru numarası ve 27/03/2019 tarihli Genel Kurul Kararında bu mahiyette alınan hapishane idaresi kararların düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin ihlali olduğunu vurgulamıştır.
  6. Kadın mahpuslar yemeklerin, yağlı ve kirli olduğunu, ağır şekilde koktuğunu, zaman zaman yemeklerin içinden cam, kıl, naylon ve hatta fare dışkısı çıktığını ifade etmişlerdir. Kadın mahpuslardan Songül AŞILA, yemeğinden cam çıktığını ve bunu ağzındayken farkedip camı çıkardığını, ağzının içinde kesiklerin oluştuğunu ve ölüm tehlikesi atlattığını belirtmiştir.
  7. Kadın mahpuslar regl dönemlerinde yaşadıkları ağrı ve sancılar nedeniyle ağrı kesici iğne yapma ihtiyacı duyduklarını ancak revirde mesai saatleri dışında sağlık görevlisi bulunmadığından ve 112 Acil Servisi aranmadığından uzun süreli rahatsızlık yaşadıklarını ve ağrı çektiklerini belirtmişlerdir.
  8. Kadın mahpuslar kantinden almak istedikleri bazı ihtiyaçlarının hiç bulunmaması veya ihtiyaç duyulan kalite, şekil, ölçü ve markaların bulundurulmaması nedenleriyle ihtiyaçlarını karşılayamadıklarını, bu ihtiyaçlarının dışardan karşılanmasına da izin verilmediğini belirtmişlerdir. Örneğin regl dönemlerinde kullanmak üzere satın almak istedikleri pedlerin kantinde satılmadığını, mevcut pedlerin ise istenilen özelliklerde olmadığını belirtmişlerdir. Kullanışsız ve ihtiyaçlarını karşılamayan başka özellikteki, hijyenik olmayan ve kalitesiz ürünlerin getirildiğini, yüksek ücretlerle satış yapıldığını, değişim-iade yapmak istediklerinde de bunun kabul edilmediğini belirtmişlerdir. Dikiş ipliği, makas, renkli kağıt, boya kalemleri, uçlu kalem, A3 kağıdı gibi bazı ürünlerin ise kendilerine hiç verilmediği ifade edilmiştir.
  9. Kadın mahpuslar kurumda eğitmen olmadığından herhangi bir eğitici kursun açılmadığını, ayda 3 defa ile sınırlı olacak şekilde spor faaliyetinin sadece haftada 2 saat 15 dakika olduğunu ve bunun yetersiz olduğunu belirtmişlerdir.   

 

Ekte sunduğumuz raporda detaylıca açıklandığı üzere; hapishanelerde dışardakinden çok daha fazla cinsiyetçi yaklaşımlara maruz kalan ve ataerkil otoriteyi en üst düzeyde yaşayan  kadın mahpusların sorunları ve yaşadıkları hak ihlallerini ifade etmeye çalıştık. İnfaz rejiminin cinsiyet özgünlüklerine uygun düzenlenmemiş olması, mevcut düzenlemelerin yetersiz olması ve idareye uygulama sahasında geniş takdir sınırları tanınması ve çoğu zaman mevcut ulusal-uluslararası düzenlemelere aykırı uygulamaların bir rutine dönüşmüş olması, kadın mahpusların adalete erişimindeki güçlükler nedenleriyle; kadınlar eril otoriteyi, baskıyı ve tecriti kapatılmış oldukları hapishanelerde çok daha uç boyutta yaşamaktadır. Böylelikle toplum içerisinde zaten maruz kaldıkları ayrımcılık, hapsedilmeleriyle birlikte yoğunlaşarak devam etmekte ve tahliye sonrasına da katlanarak yansımaktadır. Bu ayrımcılığın önüne geçebilmek ve kadınların hapsedildikleri süreyi insan hakları ve özel ihtiyaçlarına olabildiğince uygun geçirebilmelerini sağlamak için toplumsal cinsiyete duyarlı bir yaklaşımın idari strateji haline getirilmesi, hukuk dışı uygulamalara taviz verilmemesi, cezasızlık politikalarına son verilmesi, sivil toplum örgütlerinin etkili ve etkin şekilde denetim yapabilmesinin sağlanması gerekmektedir.

Son olarak bildiğiniz gibi Türkiye’nin 1985 yılında imzaladığı BM Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye Edilmesine Dair Sözleşme’de (CEDAW), taraf devletlere, özellikle kamu yetkilileri ve kuruluşları tarafından kadınlara ayrımcılık yapılmasını önlemek adına çeşitli tedbirler alınması konusunda yükümlülükler getirilmiştir.  Ancak gerek yasal düzenlemelerden gerekse de kadın mahpusların başvurularından anlaşıldığı gibi, Türkiye devleti bu konudaki yükümlülüklerini yerine getirmemektedir. Biçimsel kadın-erkek eşitliğinin ötesine geçebilen, kadınlara yönelik ayrımcılığı önleyici düzenlemelerden bahsetmek mümkün değildir. Toplum içerisinde cinsiyet ayrımcılığı ve eril şiddetle karşı karşıya olan kadınlar hapishanelerde ve hapishane sonrası süreçte de benzer bir tabloyu yaşamaktadır. Tüm bu nedenlerle başta Adalet Bakanlığı ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olmak üzere tüm yetkilileri cezaevlerinde yaşanan ihlallere karşı önlem almaya ve kanunları çiğneyerek suç işleyen tüm görevliler hakkında gerekli adli-idari soruşturma başlatmaya davet ediyoruz.

Diyarbakır Barosu Cezaevi İzleme komisyonu ve

Kadın Hakları Danışma ve Uygulama Merkezi

Diyarbakır Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Hak İhlalleri Raporu 29.04.2019-20.-08.2019 (Rapora Ulaşmak İçin Tıklayınız)