Uygulamamızı İndirin

Kullanıcı deneyiminizi artırmak için uygulamamızı indirebilirsiniz.

Hemen İndir
Baro Başkanımız Tahir ELÇİ'nin Katledilişinin 170. Haftası Anma Etkinliği Üyelerimizin Katılımıyla Gerçekleşti...

05.04.2019

Baro Başkanımız Tahir ELÇİ’nin katledilişinin 170. haftası anma etkinliği 5 Nisan Avukatlar Gününde meslektaşlarımızın katılımıyla yapıldı. Etkinlikte konuşan Baro Başkanımız Av. Cihan AYDIN şunları söyledi;


Değerli Basın Mensupları, Sevgili Meslektaşlarım,
Dostumuz, arkadaşımız, abimiz ve yoldaşımız Tahir Elçi’nin yokluğunun hüznü ve kederiyle karşınızdayız. Baro Başkanımız Tahir Elçi’nin katledilmesinin üzerinden 40 ayı aşkın süre geçti. Baromuz tarafından Londra Üniversitesi Adli Mimarlık Bölümüne hazırlatılan rapor, 14 Aralık 2018 tarihinde Cumhuriyet Savcılığına sunulmuştur. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 8 Mart 2019 tarihinde soruşturma dosyasını bir kül halinde Adli Tıp kurumuna göndermiştir. Adli Tıp Kurumunun, bir an önce bu konudaki raporunu hazırlayarak soruşturma makamına sunmasını talep ve umut ediyoruz. Her hafta Cuma günü saat 13.30’da burada soruşturmanın seyri konusunda kamuoyunu bilgilendiriyoruz, bilgilendirmeye de devam edeceğiz.


Türkiye yakın zamanda son derece sert geçen bir propaganda süreci sonucunda yerel yönetim adaylarını belirlediği bir seçim yapmıştır. Propaganda süreci boyunca ötekileştiren, kutuplaştıran, ayrımcı ve nefret söylemlerine hep birlikte tanıklık ettik. Şiddet ve nefret dilinin mobilize ettiği kişiler, Malatya’da iki Saadet Partisi görevlisini silahla vurarak katletmiştir. Seçim günü toplam 6 kişi öldürülmüş, 115 kişi de yaralanmıştır. Bunun yanı sıra propaganda süreci son derece adil olmayan koşullarda gerçekleşmiş, muhalefet partilerine seçim süresi boyunca eşit propaganda imkânı tanınmamıştır. YSK bu süreci iyi yönetememiş, Kurulun tarafsızlığı ve bağımsızlığını koruyamamış, tarafsızlık ilkesine gölge düşürmüştür. Tüm bu haksızlık, hukuksuzluk ve can kayıplarına rağmen oy kullanma süreci tamamlanmıştır. Oy kullanma işleminin tamamlanmasından sonra YSK’dan beklenen ; siyasi partiler tarafından yapılan itirazları adil, eşit, şeffaf ve objektif şekilde inceleyerek demokratik kurallar çerçevesinde karara bağlamak, itiraz olmayan ve seçim sonuçlarının kesinleştiği yerlerde kazanan belediye başkanları ve meclis üyelerinin mazbatalarını teslim etmesidir. Bu kapsamda başta hükümet yetkilileri olmak üzere herkesi, demokrasi kültürünün vazgeçilmez bir parçası olan sandıktan çıkan iradeye saygı duymaya davet ediyoruz. Bu saatten sonra toplumun tüm siyasi aktörlerden beklentisi de; seçim psikolojisinden çıkıp, toplumsal barış, ekonomi, yargı, temel hak ve özgürlükler konusunda çözüm odaklı reformların hayata geçirilmesidir.

Değerli meslektaşlarım ve basın mensupları;
Türkiye’nin gündemini işgal eden bir diğer mesele ise açlık grevleridir. DTK Eş Başkanı ve Hakkari Milletvekili Leyla Güven tarafından başlatılan açlık grevinin 149. Güne girdiğini, 1 Mart 2019 tarihi itibariyle binlerce mahpus tarafından da açlık grevine başlandığını bir kez daha kamuoyunun dikkatlerine sunmaktayız. Leyla Güven ve diğer mahpuslar, “İmralı Cezaevinde tutulan Abdullah Öcalan’ın ailesi, avukatları ve vasisi ile görüştürülmediğini, mutlak bir tecrit ve izolasyon altında tutulduğunu, bu uygulamalara derhal son verilmesi”amacıyla açlık grevine başladıklarını çeşitli yollarla kamuoyuna duyurmuşlardır. Yine aynı taleple 18 Mart 2019 gününden bu güne kadar 6 mahpus cezaevinde yaşamına son vermiştir.


Diyarbakır Barosu Başkanlığı açlık grevleri başladığı günden bu yana şu tespit ve önerilerde bulunmuştur;
‘’Açlık grevi yöntem olarak tasvip ettiğimiz bir hak arama yöntemi değildir, desteklemiyoruz; bu eylem büyük bir kriz potansiyeli taşımaktadır, yetkililer derhal çözüm odaklı girişimlerde bulunmalı , Abdullah Öcalan’ın yasa ile güvenceye alınan hakları uygulanmalı; Avukatlarıyla ve aile bireyleriyle görüştürülmeli, cezaevlerindeki intiharlara derhal son verilmelidir". Çeşitli vesilelerle dile getirdiğimiz bu görüşlerimizi bugün burada bir kez daha yineliyoruz.


Değerli Basın Mensupları;
Türkiye son dönemlerin en ağır ekonomik, sosyal ve siyasal krizini yaşamaktadır. Bu krizin en önemli sebebi hiç kuşkusuz Kürt Meselesinin demokratik çözümü ile temel hak ve özgürlükler konusunda devletin takındığı negatif tutumdur. Özgürlük-güvenlik denkleminde, özgürlüğün güvenliğe kurban edilmesi; hukukun üstünlüğü ilkesinin esamesinin okunmaması; yürütmenin bir organı haline gelen yargının bağımsızlık ve tarafsızlığını tümüyle yitirmesi; medya ve ifade özgürlüğüne kriminal yaklaşımlar; barış fikrinin yerine savaş fikrini ikame eden ve kutsayan yaklaşım; bu krizleri tetikleyen ve besleyen temel unsurlardır. Yani özcesi demokratik standartlardan uzaklaşınca, güçlü bir ekonomi kurmak mümkün değildir. Bu nedenle başta hükümet yetkilileri olmak üzere, tüm siyasi partileri, sivil toplum örgütlerini, yani toplumun bütün katmanlarını barış fikri etrafında yeniden bir araya gelmeye davet ediyorum. Bir kez daha barışı denemek ve ısrar etmek tüm Türkiye halklarının yararınadır.


Vatandaşların hak arama özgürlüğünün hukuk ve yargı alanındaki tek temsilcisi olan Avukatlar Türkiye’de tehlike altındadır. Bu tehlike mesleğin gelişimi; serbestçe- Hükümetten bağımsız ifa edilebilmesi; ekonomik alan;toplumsal alan gibi birçok alanda tezahür etmektedir.
Barolar Birliğinin kayıtlarına göre şu anda Türkiye’deki toplam avukat sayısı 125.000’dir. Şu anda üniversitelerde okuyan hukuk fakültesi öğrencisi sayısı ise 100.000 civarındadır.Merkezi Hükümetin her İle bir hukuk fakültesi açılması şeklinde tezahür eden yanlış eğitim politikaları mesleğin hem kalitesini hem de itibarını düşürmektedir. Hukuk Fakültesi açmak, neredeyse bir mahallede bakkal açmaktan daha kolay hale gelmiştir. Bu artışlara paralel olarak eğitim kalitesi ise adeta yerlerde sürünmektedir. Hukuk Fakültelerine bir standart getirmek, bu standartlara uygun olmayanları kapatmak, eğitim kalitesini yükseltmek, mevcut olanların ise öğrenci kontenjanlarını kabul edilebilir ve ihtiyaçlara uygun bir seviyeye getirmek acil olarak alınması gereken tedbirlerdendir. Öncelikli olarak bu tedbirlerin alınması ve akabinde bir yeterlilik sınavı getirilmelidir. Bu nedenle, şu anda Adalet Bakanlığının gündeminde olan “devlet yeterlilik sınavı” önemli bir adımdır ama yeterli değildir. Kesin çözüm daha az hukuk fakültesi, daha az kontenjan ve daha kaliteli eğitimdir. Kontrolsüz bir şekilde açılan hukuk fakültelerinden her yıl binlerce hukuk öğrencisi mezun olmakta ve stajlarını tamamladıktan sonra mesleğe başlamaktadırlar. Bu hızlı artış ile ters orantılı olarak Avukatların iş alanları her geçen gün daraltılmaktadır.


Alternatif uyuşmazlık çözüm yolları adı altında getirilen Arabuluculuk-Uzlaştırmacılık kurumu mesleğimizin iş alanlarını daraltan mekanizmalardır. Bu mekanizmaların tümden ortadan kaldırılması gerekirken, her geçen gün çalışma alanının genişletilmesi ; Avukatları açlık sınırı ile karşı karşıya getirmektedir. Bu nedenle Alternatif uyuşmazlık çözüm yolları adı altında topluma ve avukatlara dayatılan; adalet mekanizmasının tıkanmasını sağlayan ve çözümsüzlük üretmekten başka bir şeye yaramayan bu yollar, tümden ortadan kaldırılmalı ya da en azından yetki alanı sınırlandırılmalıdır. Yine hasar danışmanlık şirketleri adı altında faaliyet gösteren bazı korsan şirket ve kişiler, çoğunlukla bazı kamu görevlileriyle de işbirliği yaparak Avukatların görev alanında olan işlere el atmaktadır. Buradan bu şirketlere sesleniyoruz; bu hukuk dışı işlere son verin, yurttaşlarımıza bir çağrımız var; hakkınızı ve hukukunuzu koruyacak olan Avukatlardır, Avukatlar dışında kimseye itibar etmeyin.


Mesleğimizin bir diğer sorunu ise kamuda çalışan avukatların özlük hakları sorunudur. Bu sorun kamu avukatlarının sorunu olmaktan çıkmış; kamu idarelerinin sorunu haline gelmiştir.


Kamuda çalışan meslektaşlarımızın bir çok sorunu olmasıyla beraber en temel sorunlarından birisi Anayasanın 55. maddesi gereği “eşit işe eşit ücret ilkesine “ rağmen ortaya çıkan ücret eşitsizliği sorunudur. Bu kapsamda kamuda çalışan meslektaşlarımız; 4800 ek gösterge, 2000 makam tazminatı ve emsale uygun temsil tazminatı; %200 Özel Hizmet Tazminatı verilmek suretiyle Avukatlık Mesleğinin onuruna yaraşır bir Ücrete kavuşturulmalıdır.

Değerli Basın Mensupları,
15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra görevden alınan Hakim ve Savcıların yerine binlerce kıdemsiz ve tecrübesiz hakim ve savcı atanmıştır. Hakimlerin ve Savcıların 3-5 ay süren stajdan sonra göreve başlatılmaları, üstelik ağır ceza mahkemesi üyeliği gibi deneyim ve donanım isteyen görevlere getirilmeleri, hukuk standardını yerle bir etmiştir. Sınav barajı olmadan, tamamen ideolojik referanslar ile mesleğe kabul edilen Yargı mensupları kısa ve orta vadede (eğer eğitilmezlerse uzun vadede de) ülkenin en büyük sorun alanı haline geleceğini not etmek isteriz.
Avukatlar mesleki faaliyetleri nedeniyle sokakta, adliyede, karakollarda saldırıya uğramakta, taciz edilmektedir. Yine mesleki faaliyetleri nedeniyle, temsil ettikleri müvekkilleri ile özdeşleştirilmekte, yargılanmakta ve cezalandırılmaktadırlar. Bu kapsamda Baromuz üyesi 11 meslektaşımız hakkında Demokratik Toplum Kongresi (DTK) binasına gitmeleri ve bazı toplantılarına katıldıkları iddiasıyla haklarında dava açılmıştır. Yine geçmiş dönem Başkanımız ve yönetim kurulu üyeleri hakkında çeşitli tarihlerde yaptıkları açıklamalar nedeniyle iki ayrı soruşturma başlatılmıştır. Her iki soruşturma ve kovuşturma da halen derdesttir. Yine yakın bir zamanda ÇHD Başkanı Avukat Selçuk Kozağaçlı’nın da aralarında bulunduğu ÇHD üyesi 18 meslektaşımız adil yargılama ilkeleri hiçe sayılarak 3 yıl 9 ay ile 18 yıl 9 ay arasında ağır hapis cezalarıyla cezalandırılmışlardır. Duruşma sırasında hem sanık durumuna getirilen meslektaşlarımız, hem de onların müdafiliğini yapan meslektaşlarımız duruşma salonundan atılmış, sanıksız ve avukatsız bir “yargılama” sonucunda hüküm açıklanmıştır.


Avukatların sırf görevlerinin yapmış olmalarından kaynaklı soruşturma ve kovuşturmalara uğraması; bu soruşturma ve kovuşturmalar ile baroların ve meslektaşlarımızın hedef alınması; adil yargılanma hakkının hiçe sayılarak savunma hakkının kullanılamaz hale gelmesi ve hak arama yollarının etkisizleştirilmesi; hukuk güvenliğinin ortadan kalkmasına karşı burada bir kez daha haykırıyoruz; haksızlığa, hukuksuzluğa ve adaletsizliğe karşı sessiz kalmayacağız ve boyun eğmeyeceğiz.


İnsan hak ve özgürlükleri mücadelesini sıradan bir mevcut hukuk düzeni mücadelesine indirgemek gibi bir tutum içerisinde olmayacağımızı; insanların doğuştan sahip olduğu hakların savunulmasının ülkemizde adalet ve barışın temeli olduğuna duyduğumuz inançla ve inatla Diyarbakır Barosu olarak mücadeleye devam edeceğimizi birkez daha sizlerle paylaşmak istedik. Bu vesileyle avukatlık mesleğinin onuru için, hak, adalet, temel hak ve özgürlüklerin korunması için mücadele yürütürken yaşamını yitiren başta Tahir Elçi ve Emrullah Engin Akyürekli, Önder Üngür, Bayram İncekara, Muhterem Süren olmak üzere tüm meslektaşlarımın 5 Nisan Avukatlar gününü kutluyorum. Saygılarımızla.