Anayasa Mahkemesine Başvuru Hakkı ve Başvuru Usulü Konferansı

21.01.2013

 Anayasa Mahkemesinin Değerli Başkan Vekili ve Üyeleri;

Değerli Baro Başkanları,

Değerli Yargıçlar ve Cumhuriyet Savcıları,

Diyarbakır ve Bölge Barolarının değerli üyeleri, Saygı değer meslektaşlarım;

 “Anayasa Mahkemesine Başvuru Hakkı ve Başvuru Usulü” konulu Konferansımıza hepiniz hoş geldiniz. Diyarbakır Barosu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hukuk devletinin en önemli niteliklerinden biri, bireylerin hak arama özgürlüğüne sahip olmasıdır. Hakları kamu gücü tarafından ihlal edilen bireylerin, ancak; ulaşılabilir, elverişli ve etkili hak arama yollarının mevcut olması durumunda diğer hak ve özgürlüklerinden söz etmek mümkün olacaktır. Bu nedenle Anayasamızın 36. Maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 13. Maddesi hak özgürlüğünü güvence altına almıştır.

12 Eylül 2010 tarihinde halkoyuna sunulan ve kabul edilerek yürürlüğe giren Anayasa değişikleriyle  “Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru” yolu açılmış, 23 Eylül 2012 tarihinde Anayasa Mahkemesi bireysel şikâyetleri kabul etmeye başlamıştır. Düzenleme, insan haklarının korunmasında yeni ve önemli bir dönemi ifade etmektedir.


Buna göre; “Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

Türkiye başından beri Avrupa Konseyi üyesi ve 1954’ten beri Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin tarafı olmuştur. Ancak 1987 yılında Sözleşmenin öngördüğü yargısal mekanizma olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru hakkını tanımış ve 1990 yılında ise Mahkemenin zorunlu yargı yetkisini tanımıştır.

 Bu tarihten sonra, öteden beri ağır bir insan hakları sorunu ile yüz yüze olan Türkiye’den Strasburg’daki Mahkemeye yoğun şikâyetler yapılmaya başlanmıştır.  Bu yıllarda, özellikle gözaltında zanlıların sorgulanmasında işkence ve gayri insani muameleler, gözaltında kayıplar ve faili meçhul cinayetler ile yerleşim birimlerinin boşaltılması gibi insan haklarının ağır ihlallerini oluşturan yaygın uygulamalara ilişkin şikâyetler İnsan Hakları Mahkemesine yapılmıştır. Uzun bir süre aleyhine en çok başvuru yapılan ve en çok hakkında ihlal kararı verilen ülke Türkiye olmuştur. Halen de zaman zaman Rusya Federasyonu ile yer değiştirse de, 2011 yılı sonu itibarıyla aleyhine 20 bin başvuru bulunan ve en çok aleyhine ihlal kararı verilen Sözleşmeye taraf ülke Türkiye olmuştur.

Özellikle Rusya ve Türkiye ile kimi doğu Avrupa ülkelerinden yapılan yoğun başvurular üzerine, Mahkeme ağır bir iş yükü altında kalmıştır. Avrupa Konseyi son birkaç yıldır Mahkemenin yapısı ve işleyişi için yoğun bir reform arayışı içine girerken,  aynı zamanda Sözleşmeye taraf ülkelere, iç hukuklarında yeni ve etkili başvuru yollarını ihdas etmeyi tavsiye etmektedir.


Bu arada aralarında Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin de bulunduğu birçok ülke;  anayasa mahkemesine bireysel şikâyet başvuru yolunu açmış ve başarılı sonuçlar almıştır. Bu deneyimi yaşayan başta Almanya, İspanya ve Avusturya gibi ülkelerden İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular azalmış ve Mahkemenin bu ülkeler aleyhine ihlal kararları azalmıştır.

Değerli misafirler,

Bütün uluslararası yargı mekanizmalarında olduğu gibi İnsan Hakları Mahkemesinin de rolü tamamlayıcı / ikincil niteliktedir. Diğer bir ifadeyle; asıl olan ulusal yargı yerlerinin etkili olması ve insan hakları ihlallerinin gerçekleştiği ülkede korunması ve önlemesidir. İnsan Hakları Sözleşmesi ve İnsan Hakları Mahkemesinin temel amacı; taraf ülkelerde ortak bir demokrasi ve insan hakları standardı oluşturmaktır. Ancak bu şekilde hakları ihlal edilen bireyler, hızla ve etkili şekilde dertlerine çare bulabilir ve insan hakları sağlanmış olur. Şüphesiz bu nedenle, bireylerin hak arama özgürlüğünün aracıları/garantörleri olan bir avukatların da temel öncelliği, iç hukuk yollarını etkili şekilde kullanmak ve burada sonuç almaya çalışmak olmalıdır.

İşte anayasa mahkemesine bireysel başvuru yolunun açılmasıyla, insan haklarının korunması ve ihlallerin önlenmesinde tarihi bir fırsat ortaya çıkmıştır. Esasen anayasa mahkemelerinin temel işlevi, bireylerin temel hak ve özgürlüklerin korunmasıdır. Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde “yüksek mahkeme” olarak bilinen bu mahkemeler, insan haklarının korunması ve gelişiminde tarihi bir rol oynamışlardır.


Şüphesiz Türkiye’de de Anayasa Mahkemesinin yasama meclisinin ve idarenin anayasaya ve hukuka aykırı birçok işlemini iptal ederek, hukuk devleti ilkelerinin korunmasında ciddi bir katkısı olmuştur. Ancak Anayasa Mahkemesinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin insan haklarına aykırı bulduğu ve Türkiye toplumunu da rahatsız eden çok sayıda kararı da olmuştur. Bazı yasal düzenlemelerin kimi hükümlerinin eşitlik ilkesine aykırılığı sorunundan, parti kapatmalara ve kamuoyunda “367 kararı” olarak bilinen TBMM’NİN kimi tasarruflarına kadar uzanan çok sayıda kararı, tartışmalara konu olmuş ve uzun bir süre kamuoyu gündemini meşgul etmiştir.

Yüksek Mahkeme, şimdi doğrudan bireylerin şikâyetlerini inceleyerek, insan haklarını koruma ve geliştirmede tarihi bir sınav ve fırsatla karşı karşıyadır. İnsan haklarını gerçekleştirmeyi amaç edinmek şartıyla bir ulusal mahkemenin, uluslararası bir mahkemeden çok daha verimli ve insan hak ve hukukunu geliştirici kararlar üreteceğine inanıyorum. Ülkenin tarihi, sosyal, hukuki ve kültürel yapısını çok daha iyi bilen Türkiyeli yargıçların, Strasburg Mahkemesinden daha kolay ve sağlıklı kararlar çıkaracağından kuşku bulunmamaktadır.Yeter ki esas amaç, devlete karşı bireyi korumak ve insan haklarını gerçekleştirmek olsun.

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yoluyla, bir nevi Strasburg’daki İnsan Hakları Mahkemesi, Çankaya’daki Anayasa Mahkemesine taşınmış, her iki Mahkemeye başvuru koşulları ve usulü büyük ölçüde paralellik arz etmektedir.


İşte bu gün yeni açılan bireysel başvuru yolunun kabul edilebilirlik koşullarını, başvuru konusu yapılabilecek hakları ve bu yolun genel esaslarını konun uzmanlarından ve bizzat başvuruları karara bağlayacak Mahkemenin değerli üyelerinden dinleyeceğiz.

Anayasa Mahkemesinin değerli yargıçlarının, insan haklarının en çok şikâyet konusu yapıldığı bir bölgedeki uygulamacılarla;  yargıç, savcı ve avukatlarla birlikte, diğer bir anlatımla sahada konuyu konuşması –tartışması son derece anlamlıdır. 

Şüphesiz, üyeleri yıllardır insan hakları ve hukuk mücadelesi veren Diyarbakır Barosunun davetine en yüksek düzeyde ve üç değerli yargıçla bu toplantıya katılımın gerçekleşmesi bizim açımızdan çok anlamlı ve değerlidir. Anayasa Mahkemesinin değerli üyelerini bu gün aramızda görmekten, kendilerini Diyarbakır’da ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Diyarbakır Barosu adına kendilerine teşekkür ediyorum.

Hepinizi bir kez daha selamlarken,

Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Dr. Alparslan ALTANI, Anayasa Mahkemesi üyesi Prof. Dr. Engin YILDIRIM’I ve Anayasa Mahkemesi üyesi, Celal Mümtaz AKINCI’I kürsüye davet ediyorum.

      Av. Tahir ELÇİ

Diyarbakır Barosu Başkanı.