05.04.2016

5 Nisan Avukatlar Günü Yaptığımız Basın Açıklamamız ve Baro Başkanımız Tahir ELÇİ'nin Anılması...

5 Nisan Avukatlar günü etkinlikleri kapsamında Diyarbakır Barosunca Dört Ayaklı Minarenin olduğu sokakta, Baro Başkanımızı Tahir ELÇİ'nin katledildiği sokakta basın açıklaması yapıldı. Açıklamada konuşan Baro Başkan Yardımcısı Av. Ahmet ÖZMEN şunları belirtti;

Bugün 5 Nisan Avukatlar günü. Diyarbakır Barosu olarak devam eden sokağa çıkma yasakları nedeniyle ilk kez Baro Başkanımız Tahir ELÇİ'nin katledildiği sokağa gelebildik. Tam olarak vurulduğu yere gidemiyoruz. Altında vurulduğu Dört Ayaklı Minarenin sadece tepesini görmekteyiz. Burada bugün, Baromuzun hazırladığı basın metnini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli basın emekçileri ;

Saygı değer meslektaşlarım ve misafirler ;

Bir Avukatlar Gününü daha, ağır mesleki ve toplumsal sorunlar içinde,kıymetli başkanımızın yokluğunda karşılıyoruz. 

Diyarbakır Barosu olarak bu yıl 5 Nisan Avukatlar günü kapsamındaki etkinliklerimizin tamamını katledilen Baro Başkanımız Tahir Elçi’ye atfetmiş ve bugünde bu amaçla burada toplanmış bulunmaktayız.

Bundan tam 3 yıl evvel, 5 Nisan 2013 tarihinde Baro Başkanımız Tahir ELÇİ yaptığı basın açıklamasında kamuoyuna hitaben:

“Diyarbakır Barosu; Başlatılan çözüm süreci kapsamında silahların susmasına, silahlı güçlerin çatışma alanlarından çekilmesine ve Kürt meselesinin bundan böyle silah ve çatışma ekseninden barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözüm bulunmaya çalışılacağına ilişkin açıklama ve gelişmelerden büyük bir memnuniyet duymaktadır. Otuz (30) yılı aşkın bir süredir devam eden ve elli (50) bine yakın insanımızın yaşamına mal olan bu sorunun demokrasi, eşitlik ve kardeşlik esası üzerinden çözülmek istenmesi önemli ve tarihi bir dönemi ifade etmektedir. Bu sürecin, her gün yeni ve pozitif adımlarla geliştiğini büyük bir ilgiyle izliyoruz. Diyalog ve müzakere sürecinin sorunun nihai çözümüne kadar devamını umuyor, herkesi bu konuda katkı sunmaya davet ediyoruz.” şeklinde seslenmişti.

Hepimizin takdir edeceği üzere Tahir ELÇİ, herkesi bu sorunun çözümüne katkı sunmaya davet ederken yaptığı gibi, yaşamının son nefesine kadarda bunu yapmaya devam etmiştir. Nitekim yaşamını yitirdiği gün, tam da buradan,bütün tarafları bu yakıcı savaşın sivil yerleşim alanlarında yaratacağı muhtemel tahribat konusunda uyarmış; her platformda da Kürt sorunun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözümü için de çağrıda bulunmuştur. Kendisini bir kez daha saygı ve özlemle anıyoruz.

Başkanımızın işaret ederek dikkat çektiği ve uğruna canını verdiği barış çabaları, maalesef, karşılık bulmamış;  çatışmalı süreç kent merkezlerine sıçrayarak şekilde yeniden başlamıştır. Başkanımızın  katledildiği günden hemen sonra bölgede 1990’lı yılları aratmayacak güvenlikçi politikalarla büyük bir kaos ortamı yaratılmıştır.Sokağa çıkma yasağı adı altında olağanüstü rejimlere özgü uygulamalarla Anayasal sisteme aykırı fiili bir OHAL uygulaması başlatılmıştır. Bu süreçte 7 ilimize bağlı 22 ilçede,1.642.000 yurttaşı etkileyecek şekilde ve bugün Silopi için alınan kararla birlikte 64 kez sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir.Hala Nusaybin , Yüksekova, Şırnak ve bugün bulunduğumuz sur ilçemizde  sokağa çıkma yasağı devam etmektedir. Maalesef bu süreçte binlerce insanımız yaşamını yitirmiş, yüz binlerce insan zorunlu  göçe maruz bırakılmış ve çatışmaların yaşandığı ilçelerde ağır tahribat ve yıkımlar oluşmuştur. Bu durum başta çocuklar olmak üzere toplum tamamında derin travmalara sebebiyet vermiştir.

Siyasal iktidara düşen görev çatışmalı sürece bağlı olarak bölgede meydana gelen ağır tahribatı , sosyal, siyasal ve ekonomik tedbirlerle gidermek iken bunun yerine alışıldık güvenlikçi politikalarla hareket edilerek merkeziyetçi refleksle bir kısım idari kararlarla yeni sorun alanları yaratacak uygulamaları sürdürmesini kaygı verici bulmaktayız. Bu kapsamda bir kez daha Sur ilçemize yönelik Bakanlar Kurulunca alınan acele kamulaştırma kararının kabul edilemez olduğunu belirtir,karara karşı her türlü hukuki mücadeleyi sürdüreceğimizi bu vesileyle bir kez daha belirtmek isteriz.

 

Biz avukatlar, bireylerin hak ve adalet sorununu, mesleğimizin temel sorunlarından, toplumun demokrasi ve özgürlük sorununu ise avukatın özgürlüğünden ayrı düşünmüyoruz. 

Adil ve demokratik bir toplumda ancak avukatların bağımsızlığı ve özgürlüğünden söz edilebileceği gibi, bireylerin kolayca avukata ulaşamadığı, avukatın da tam bir bağımsızlık ve özgürlük içinde ve etkili şekilde mesleğini icra edemediği bir toplumda, adil yargılama hakkından ve bireylerin hukuk güvenliğinden söz edilemez. 

Her zaman ifade ettiğimiz gibi, avukatlar;  hak arama özgürlüğünün, savunma hakkının ve hukuk devletinin en temel güvencesidir. 

 

5 Nisan Avukatlar Günü nedeniyle bir yandan toplumun yaşadığı kimi sorunlara öte yandan mesleki bazı sorunlarımıza ilişkin görüşlerimizi bu vesileyle kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz. 

Öncelikle devam eden çatışmalı sürece derhal son verilmeli ,yeniden silahların susması, Kürt meselesinin çözümünde şiddetin devreden çıkarılması ve demokratik siyasetin devreye girerek sorunun barışçıl yollarla çözümü için müzakere ve diyalog sürecine geçilmelidir. Toplumun tüm kesimleri sorunun diyalog ve müzakere yoluyla çözümünü talep etmekte ve başlatılacak yeni bir sürece desteğini de her fırsatta ifade etmektedir.

Başlatılacak süreçte yeni bir toplumsal mutabakatın hukuksal zeminini oluşturacak, yeni anayasa çalışmalarına tekrardan başlanmalı, Kürt toplumunun siyasal ,dil , kimlik ve kültürel sorunlarına eşitlik ve adalet temelinde kalıcı bir çözüm getirilmelidir.

Mesleki faaliyetlerini sürdürdükleri için “bertaraflarına” karar verilerek tutuklanan meslektaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını talep ederken bu vesileyle düşünce ve fikir hürriyeti kapsamında toplumsal ve bilimsel sorumluluklarının gereği olarak barışı dillendiren ve bunun bedelini üç üyesinin tutuklanması ile ödeyen “Barış için Akademisyenler insiyatifi” üyelerine yönelik siyasal iktidarın başını çektiği baskıyı kınıyor ve onlara da en kısa zamanda hürriyet diliyoruz. Basına yönelik baskıların kaygı verici boyutu aşarak korku verici bir hal almasını da esefle kınıyoruz.

Halen demokratik bir toplumda, ifade, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü kapsamında sayılabilecek eylem ve etkinlikler nedeniyle, her hangi bir şiddet eyleminde dolaylı da olsa yer almamış siyasetçi, seçilmiş kişi veya aktivist  tutuklu olarak yargılanmakta, ağır ve adaletsiz cezalarla cezalandırılmaktadır.

Öte yandan geçmişten günümüze kadar Devlet görevlileri tarafından işlenen ve insan haklarının ağır ihlalini oluşturan suçlar soruşturulmamakta, failler hala suç ve cezadan muaf kalmaktadır. 

Binlerce faili meçhul, gözaltında kayıp veya çeşitli şekillerde yapılan keyfi infazlara ilişkin dosyalar zaman aşımına uğratılmakta, özellikle 1990lı yıllarda işlenen toplu infazlara ilişkin mağdurların çetin mücadeleleriyle açılmak durumunda kalan bir kaç davanın da neredeyse tümü temelsiz “güvenlik” gerekçeleriyle binlerce kilometre uzaktaki merkezlere “dava nakli” yoluyla gönderilmiş ve cezasızlıkla sonuçlandırılmıştır.

Yine,  demokratik özgürlükler kapsamında olan gösteri ve yürüyüş hakkını kullanan vatandaşlara güvenlik görevlilerinin aşırı ve ölçüsüz şiddeti yaşam hakkını ve bireylerin vücut bütünlüğünü ihlal etmeye devam ettiği gibi, suç oluşturan bu eylemler soruşturulmamaktadır.

Her zaman söylediğimizi bir kez daha tekrar ediyoruz: Adalet olmadan gerçek toplumsal barış sağlanamaz.

Son birkaç aydır yargı bağımsızlığı ve ifade özgürlüğü alanında yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin açık toplum ve demokratik bir hukuk devleti olma yolundaki iddiasına öldürücü bir darbe vurmuştur. Siyasal iktidarın yargıya açık müdahaleleri, giriştiği yasal ve idari düzenlemeler yargıyı tümüyle Yürütmenin  kontrolüne götürmüştür.

 

Değerli Basın Emekçileri;

Yıllardır ifade ede geldiğimiz, aynı zamanda hak arama özgürlüğünün önünde engel oluşturan mesleki sorunlarımız bütün ağırlığıyla sürmektedir.  Öteden beri mesleğimize ve meslek faaliyetlerimize ilişkin en ciddi sorun, adli ve idari makamların avukatlara yönelik tutum ve davranışları, avukatlara yönelik baskılar, engellemeler ve  ceza soruşturmalarıdır.

Diyarbakır Barosu üyeleri olarak tarihi geleneklerimize ve toplumsal sorumluluklarımızdan hareketle, demokrasinin gelişmesi, adaletin gerçekleşmesi, insan haklarının hâkim kılınması için çalışmalarımızı etkili şekilde sürdürmeye devam edeceğiz.

Buradan hakları ihlal edilen, adaletsizliğe uğrayan mağdurlara sesleniyoruz. Diyarbakır Barosu her zaman yanınızda olacaktır.

Savunma hakkına saygının sağlandığı, mesleğimizin onur ve saygınlığının korunduğu, adil ve demokratik bir ülke dileğinde bulunurken bir kez daha meslek hayatını cezasızlıkla mücadeleye adamış değerli başkanımız Tahir Elçi ile ilgili soruşturma dosyasının takipçisi olacağımızı, faillerinin cezasızlıkla mükafatlandırılmalarına müsaade etmeyeceğimizi ve bu cinayetin aydınlatılacağı sözünü verenlerin, Meclis araştırma komisyonu teklifini reddetmelerini  unutmayacağımızın  sözünü vererek  tüm meslektaşlarımızın  5 Nisan Avukatlar Gününü bu matemli havada  kutluyoruz.

Kamuoyuna saygıyla.

Diyarbakır Barosu Yönetim Kurulu.

Basın açıklamasından sonra katledilen Baro Başkanımız mezarı başında anılarak kabrine karanfiller bırakıldı.