25 KASIM KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELE GÜNÜ NEDENİYLE KADIN HAKLARI MERKEZİMİZİN BASIN AÇIKLAMASI...

25.11.2019

BASINA VE KAMUOYUNA

Değerli Basın Emekçileri;

Dominik Cumhuriyeti'ndeki diktatörlüğün yıkılmasında büyük rol oynayan, bedelini hayatlarıyla ödeyen 3 kız kardeş, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü'nün sembolüdür. Mirabel Kardeşler, daha özgür ve yaşanılabilir bir dünyanın inşası için verdikleri mücadelenin bedelini, canlarıyla ödemişlerdir.

1960 yılında özgürlük ve eşit yaşam için verilen bu mücadele bugün hala devam etmektedir. Kadınlar maalesef ki hala, özgürlüklerinin bedelini canlarıyla ödemektedir. Emine Bulut, Şule Çet, Merve Ünal, Müzeyyen Boylu ve daha niceleri. Resmi olmayan verilere göre erkekler 2019’un ilk on ayında en az 284 kadın öldürdü. Yargıya intikal eden kadına yönelik şiddet, cinayet, taciz ve cinsel saldırı dosyalarında etkili soruşturmaların yürütülmediğine, çok sayıda dosyanın yargı eliyle sürüncemede bırakıldığına, artan kadın cinayeti davalarında halen haksız tahrik ya da iyi hal indirimlerinin failleri cesaretlendirici şekilde uygulandığını görüyoruz.

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi Ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi olan İstanbul Sözleşmesi dört temel başlıktan oluşmuştur: etkin soruşturma, önleme, koruma ve mağdur destek mekanizmaları oluşturma.    Kadınların her türlü şiddetten korunması, kadınlara yönelik şiddetin faillerin kovuşturulması, yargılanması ve cezalandırılması için titizlikle hazırlanmış uluslar arası bir sözleşmedir.

İstanbul Sözleşmesinin iç hukuktaki yansıma olan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Engellenmesine dair Kanunun uygulanması bakımından karşılaşılan sorunlar hala mevcuyetini korumaktadır. Kadınlar kanun kapsamında alınan koruma kararlarına, tedbirlere rağmen şiddete uğramaya, öldürülmeye devam etmektedir. 6284 sayılı kanun, uygulayıcılarının pasif ve özensizliği ile işlevsiz ve kağıt üstü bir kanun haline getirilmek istenmektedir.

Yasal mevzuattaki tüm değişiklik ve düzenlemelere rağmen, kadına yönelik şiddetin artarak devam etmesinin nedeni toplumsal dönüşümün sağlanamamış olması ve şiddetin kaynağına odaklı çözümlerin geliştirilmemiş olmasıdır. Devletin zihniyet dönüşümünü sağlayacak politikalar oluşturulmadığı gibi tam tersi kadınların insan haklarını ve en önemlisi yaşam haklarını koruma altına alan kanunları ve uluslar arası sözleşmeleri kaldırmaya yönelik talepler karşısında etkisiz kaldığını görüyoruz.   

Kadın kazanımlarına yapılan saldırılar hız kesmeden devam etmektedir. Yoksulluk nafakası hakkında kamuoyuna aksettirilen bilgiler yanıltıcıdır. Medeni Kanun’un 175. Maddesi cinsiyetsiz olduğu gibi boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafa nafaka bağlanmasını hüküm altına almıştır. Her iki tarafa da bağlanabilen nafaka uygulamada daha çok kadınlara bağlanmaktadır. Bu durum Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle genellikle kadınların yoksul olmasından kaynaklanmaktadır. Kadınlar çalışma hayatının dışında tutulmaya çalışılmakta, kadınların çalışma şartları ve mümkün olan çalışma alanları kısıtlanmaktadır. Çocukların ve yaşlıların bakımı dahil, ev içinde ücretsiz emek sarf etmiş, bu sebeple çalışma hayatına hiç katılamamış, katılması engellenmiş veya ev içindeki bakım emeği yükü nedeniyle iş hayatından ayrılmak zorunda kalmış, yeniden çalışma hayatına katılması önünde bir dizi bariyer bulunan kadınların nafaka hakkına sınırlama getirmenin Türkiye’de giderek artan toplumsal cinsiyet eşitsizliğini daha da derinleştireceğini biliyoruz. Bu düzenlenmenin kadınlara yönelik ekonomik, psikolojik, cinsel ve fiziksel şiddeti arttıracağını, kadınları ev içine hapsedeceğini ve kadınların boşanma kararı almalarını zorlaştırarak büyük hak ihlallerine neden olacağı aşikardır.

Mevcut iktidar, kadın kazanımlarına saldırıları, kayyum, savaş politikalarıyla da desteklemektedir. 2016 yılında belediyelere atanan kayyumların ilk icraatı kadın kurumlarını kapatmak olmuştu.2019 yılında yine belediyelere kayyum atanmış ve tesadüftür ki kayyum atama gerekçelerinden biri de eş başkanlık sistemi olmuştur. Kadına yaşam alanı tanımayan irade gaspına zemin hazırlayan bu uygulamalar kabul edilemezdir.

Militarizme, savaşa, sömürüye, cinsiyetçiliğe, homofobiye, bifobiye, transfobiye, devlet şiddetine, erkek şiddetine, tacize, tecavüze itiraz ediyoruz. Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Danışma ve Uygulama Merkezi olarak, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Gününde, her gün olduğu gibi, mücadelemizle elde ettiğimiz kazanımları ihlal edecek ve ortadan kaldıracak düzenleme ve değişikliklerin karşısında olmaya devam edeceğimizi, kadına karşı şiddetin ortadan kaldırılması için mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz.

 

Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Danışma ve Uygulama Merkezi