25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma Gününe ilişkin Basın açıklaması...

23.11.2018

 

BASINA VE KAMUOYUNA

Değerli Basın Mensupları; 

Dominik Cumhuriyeti’nde Trojillo Diktatörlüğü’ne karşı daha güzel ve özgür bir dünya için mücadele eden ve özgürlük mücadelesinin direniş sembolleri olan Mirabel Kardeşler, 25 Kasım 1960 yılında, eşlerini cezaevinde ziyaret etmelerinin ardından, diktatörün askerleri tarafından arabalarından zorla indirilip tecavüze uğramış ve işkenceyle katledilmişlerdir. Bu katliamın ve kadına yönelik şiddetin hesabını soran kadınların mücadelesi sonucunda, Birleşmiş Milletler 1999 yılında aldığı kararla, 25 Kasımı  “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma Günü” olarak ilan etmiştir. Bu bağlamda 25 Kasım kadınlar açısından ayrımcılığa, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ev ve aile içi şiddete, savaşa, kadın kırımına, kadın bedeni ve kimliğine yönelik saldırılara karşı direnişin sembolü olmuştur.

Kadına yönelik şiddet ile ilgili en önemli ve kapsamlı uluslararası belge “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi” (İstanbul Sözleşmesi)’dir. Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’ni ilk ve çekincesiz imzalayan ülkedir. İstanbul Sözleşmesi uluslararası hukukta, kadına yönelik şiddet konusunda yaptırım gücü olan ilk sözleşme olma özelliğini de taşımaktadır.

Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi’nin sorunsuz hayata geçirilebilmesi ve uygunluğun sağlanması için iç hukukta 8 Mart 2012 tarihinde 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” kabul edilmiştir.Türkiye bu kanun ile kadına yönelik şiddetle mücadelede “şiddete sıfır tolerans” prensibi ile hareket edeceğinin sözünü vermiştir. Ancak 15 Ekimde yayınlanan GREVIO raporunun resmi olmayan çevirisine göre;

Özellikle de bir dizi etmenin yetkililerin kadına karşı şiddeti önleme ve mücadele çabalarını baltaladığını saptamıştır. Söz konusu etmenlerden biri genel politikaların, kadın erkek eşitliği ve kadına karşı şiddet üzerindeki potansiyel etkileri açısından sistematik ve kapsamlı bir değerlendirmeye tabi tutulmamasıdır. İkinci etmen ise, kadının anne ve bakım sağlayıcı şeklindeki geleneksel rollerini vurgulama eğilimidir. Bu yaklaşım, kadın ve erkeğin aile ve toplumdaki rol ve sorumluluklarına ilişkin klişeleşmiş ayrımcı önyargıları beslemektedir.,

Zira rapor ileşiddetle mücadelede devletin üzerine düşen sorumlulukları titizlikle yerine getirmediği ve sözleşmeyi ruhuna uygun bir şekilde, bütüncül bir yaklaşımla uygulamadığı belgelenmiştir.

Son dönemlerde kadına yönelik şiddeti önlemede kadın mücadelesinin kazanımları olan düzenlemelere karşı yapılan saldırılar kabul edilemez. Kadına yönelik ekonomik şiddetin bir başka yansıması olan nafaka tartışması ve buna yargının dahil olması, kadınları şiddet dolu evliliklere mahkum edip, esas amacın ne pahasına olursa olsun boşanmaların önüne geçerek ailenin bekasını korumak olduğunu göstermektedir.   

Türkiye’de 6284 Sayılı Kanun kadınlara yönelik şiddeti önlemede en önemli mekanizmalardan biridir. Bu kanun kadınları şiddet veya şiddet tehdidi karşısında koruyan ve kadınların hak arama yollarını kullanmasını sağlayan hukuki kazanımdır. Ancak Kamuoyuna yansıyan tartışmalar ile 6284 sayılı kanundan yararlanmak için delil veya belge aranması, tedbir sürelerinin kısalması talebi, kanuna karşı sanal mağduriyetler yaratılarak karalama kampanyası yürütülmesi kadına yönelik şiddetle mücadeleyi sekteye uğratmaktadır. Yine Adli ve idari mercilerin kanunun hükümlerine rağmen 6284 sayılı kanunda düzenlenen tedbirleri ve bu tedbirler için gereken süreleri uygulamada oldukça isteksiz davranması, kadının şiddetten korunması bakımından etkili politikaların uygulanmaması, kadına bakış açısının değişmesi bakımından toplumsal zihniyet dönüşümün sağlanması için gerekli çalışmaların yapılmaması nedeniyle; kadının şiddetten korunması amacıyla hükmedilen Koruma kararları, kadının şiddetten korunması bakımından  etkili bir sonuç doğurmamakta, koruma kararlarına rağmen kadınlar erkeklerin şiddetine maruz kalmaya devam etmektedir. 

Türkiye’de günde en az 2 kadının erkeklerin fail olduğu cinayetler ile hayatını kaybettiği ortada iken,kadınların şiddetten korunmak için ilk başvuru yaptıkları merkezler olan Karakol veya Jandarma birimlerinde, şiddet uygulayan kişilerle (partner, eş, baba, abi gibi) barıştırılma girişimlerinde bulunulması kadına yönelik şiddetin artarak devam etmesine, şiddet gören kadının şiddet uygulayan kişi ile yaşamaya mahkum edilmesine, bazen de öldürülmesine neden olan vahim sonuçlara yol açmaktadır.

Değerli Basın Emekçileri;  

Türkiye’de 2018 yılında İstanbul Bağcılar Eğitim Araştırma Hastanesinde 392, İstanbul Küçük Çekmece Kanuni Sultan Süleyman Eğitim Araştırma Hastanesinde 115 kız çocuğunun gebe kaldığının tespit edilmesine rağmen, Adli Makamlara bildirilmediği basına yansımış ancak bildirim yükümlülüğünü ihlal edenler bakımından etkili soruşturma yürütülmemiştir. Yine Cinsel saldırı sonucu gebe kalmış kadınların gebeliğinin sonlandırılması talebine ilişkin olarak, uygulamada adli merciler yönünden karşılaşılan sorunlar, kadının bir kez daha örselenmesine neden olmaktadır. 

Türkiye’de kadına yönelik şiddet vakalarında her yıl artış yaşanmaktadır.Kadına yönelik cinsel saldırı suçlarında, faillerdeki cinsel arzu ve isteğin ortadan kaldırılması veya azaltılması amacıyla Kimyasal veya Fiziksel Kastrasyon olarak tanımlanan Hadım uygulamasına yönelik kanun tasarısının, kadını şiddetten korumaktan uzak olduğunun altı çizmek istiyoruz. Zira Kadına yönelik şiddetin engellenmesi ancak ve ancak kadın- erkek arasındaki eşitsizliğin ortadan kaldırılması ve buna yönelik politikaların üretilmesi ve hayata geçirilmesiyle mümkündür. 

Diğer taraftan Türkiye’de giderek derinleşen ekonomik kriz, İstihdam alanlarında da kadınların ayırımcılığa maruz kalmasına neden olmaktadır. Kadınların gebe kalabileceği ihtimali göz önünde bulundurularak işe alınmaması veya işten çıkarılması, işyerlerinde kadınların mobbinge maruz kalması, geçici veya sözleşmeli personel istihdamının artması, esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaşmasıyla kadın iş güvencesinden yoksun bir hale getirilmeye çalışılmaktadır. 

OHAL ile belediyelere kayyum atanması ve kayyumlar tarafından yerel yönetimlerce oluşturulmuş Kadın Daire Başkanlıklarının lağvedilmesi, OHAL KHK’ları ile birçok kadın kurumunun kapatılması, kadın hakları alanında çalışan aktivistlerin tutuklanarak cezaevine kapatılması, kadın belediye eş başkanları ve milletvekillerinin tutuklanmış olması kadın kazanımları ve iradesinin ortadan kaldırılmasını hedefleyen uygulamalardır.GREVIO raporunun resmi olmayan çevirisinde; “İstanbul sözleşmesinin kapsadığı her türlü şiddetle mücadele için STK’ların güçlendirilmesi, kadın STK’ların dâhil olduğu sivil toplum kuruluşlarının katılımı ile politikaların geliştirilip uygulanması ve uygulamanın izlenmesi, özellikle toplumda ayrımcılığa maruz kalan veya maruz kalması mümkün kadınları etkileyen -kırsal kesimlerde yaşayan kadınlar, belirli etnik gruplara dâhil kadınlar – örneğin Kürt kadınları – engelli kadınlar, lezbiyen kadınlar, göçmen ve mülteci kadınlar vurgusu yaparak şiddeti önlemeye ve bununla mücadele etmeye ilişkin tedbirlerin alınması gerektiği ifade edilmiştir.  2018 yılında (01.01.2018 ve 21.11.2018 tarihleri arasında),Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Danışma ve Uygulama Merkezimize 1119 Kadın başvuru yapmıştır. Başvuran kadınların 606’sı Fiziksel Şiddet, 630’u Sözel Şiddet, 609’u Duygusal Şiddet, 600’ü Ekonomik Şiddet, 272’si Kültürel Şiddet, 505’i Tehdit, 245’i Cinsel Şiddete maruz kaldığını beyan etmiş olup, başvuruculara Merkezimizce hukuki destek sunulmuştur.Bu tablo bile tek başına kadına yönelik şiddetin ulaşmış olduğu vahim boyutları göstermektedir. 

Kadına yönelik şiddetin hız kesmeden devam ettiği Türkiye’de biz kadınlar, kadına yönelik şiddetin politik olduğunu vurguluyor, şiddetin ortadan kaldırıldığı bir dünya yaratabilme gücüne sahip olduğumuzu biliyoruz ve şiddet karşısında susmuyoruz. Bu nedenle kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması için her alanda mücadele edeceğimizi bir kez daha kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.

Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Danışma ve Uygulama Merkezi