1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜNE İLİŞKİN BASIN AÇIKLAMASI

31.08.2013

 

DİYARBAKIR BAROSU BAŞKANILĞI

                                       31 Ağustos /2013

 

Yarın “1 Eylül Dünya Barış Günü”.

Korkudan uzak, huzur ve güvenlik içinde ve onurlu bir şekilde yaşamak, insanların en temel amaçlarından biridir. Bu nedenle; savaşsız bir Dünya’da, barış içinde yaşamak bir haktır.  Diğer bir ifadeyle “barış hakkı” da artık temel bir insan hakkı olarak kabul edilmektedir.  Birleşmiş Milletler (BM) Örgütünün Kuruluş Antlaşması ve temel belgelerine göre de, uluslararası toplumun temel amaç ve görevi; dünyada ve toplumlar arasında barış ve güvenliği sağlamaktır. 


Dünya Barış Gününü karşıladığımız bu gün, yanı başımızdaki Suriye’de insani bir trajedi yaşanmaktadır. İki yıla yakın bir süredir bu ülkede yaşanan iç savaş; yaşamı cehenneme çevirmiş, ülke baştanbaşa harap olmuş, neredeyse taş üstüne taş kalmamıştır. Bir yandan ırkçı Baas Rejimi güçleri, öte yandan “rejim muhalifi” adı altında kimi çete ve gruplar, insan haklarının en ağır ihlalini oluşturan suçları işlemektedir. Rojava’daki / Batı Kürdistan’da sivil Kürt halkına ve Suriye’deki diğer sivil halka karşı; infaz, işkence ve zorla yerinden edilme gibi insanlığa karşı suçlar işlene gelmektedir. Kısa bir süre önce sivil halka karşı kimyasal silah kullanıldığına ilişkin güçlü iddia ve emareler ortaya çıkmış, BM. Örgütü bir inceleme başlatmıştır. Başta Halep’çe olmak üzere bu güne kadar Kürt toplumuna karşı işlenen insanlığa karşı suçlar karşısında sessiz kalan ve temel belgelerinden kaynaklanan sorumluluklarını yerine getirmeyen Uluslararası Toplum, bu gün “Suriye’ye müdahale” amacıyla askeri bir harekâta hazırlanmaktadır. 

 Diyarbakır Barosu; Suriye’de insanlığa karşı işlenen suçları ve savaş suçlarını önlemek, faillerini soruşturmak, varsa kimyasal silahları imha etmek ve sivil halkı korumak dışında bir amaçla Suriye’ye yapılacak askeri bir müdahalenin uluslararası hukuka aykırı ve meşru olmayacağı görüşündedir. Daha önce Irak’ta ve otuz yılı aşkın bir süredir bu bölgede yaşanan savaş ve çatışmanın tahripkâr sonuçlarını biz hukukçular yakından izliyoruz. Diyarbakır Barosu; kategorik olarak savaşa karşıdır, insan haklarının ve BARIŞ HAKKININ savunucusudur. 

 Toplumumuz da, savaşın acı sonuçlarını ve barışın önemini çok iyi bilmektedir. Bu nedenle, Kürt toplumu bu yılın başında başlatılan çözüm ve barış sürecine büyük bir önem atfetmiş ve destek sunmuştur. Bu süreçle; Kürt meselesinin adil bir şekilde, hak ve hukuk çerçevesinde çözüleceği, otuz yılı aşkın süren silahlı çatışma sürecinin nihai olarak sonra ereceği ve sürekli bir barışa dair güçlü bir umut ortaya çıkmıştı. Şüphesiz PKK Lideri Öcalan'ın 21 Mart 2013 tarihinde Diyarbakır'daki Newroz kutlamamaları sırasında okunan mektubunda ortaya konulan çerçeve ve hemen ardından bu çerçeveye uygun olarak silahların susması, silahlı güçlerin çatışma alanlarından çekilmesi, barışa giden yolda yeni ve tarihi bir zemin oluşturmuştu. Ancak, ne yazık ki; aradan geçen sürede bu zemini güçlendirecek, toplumun sürece olan inanç ve güvenini artıracak adımlar atılmakta yetersiz kalınmıştır. Özellikle TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonunda ana dilinde eğitim konusunda siyasi partilerin ortaya koyduğu tutum, yine sorunun çözümü için diğer esaslı konularda somut adımların atılmasında gecikilmesi ve Hükümet yetkililerinin kimi açıklamaları sürecin akamete uğrayacağına dair endişeleri artırmıştır. Son bir kaç gündür KCK yöneticilerinin kamuoyuna yansıyan açıklamalarından, sürecin büyük ölçüde çıkmaza girdiği anlaşılmaktadır.

 

Diyarbakır Barosu, diğer bir dizi konunun arasında Kürt Sorunun çözümü ve toplumsal barış bakımından başta ana dilinde eğitim olmak üzere dil ve kültürel haklar konusunun çok temel ve öncellikli bir konu oluşturduğu görüşündedir. Bu nedenle, Hükümeti ve siyasi partileri bu temel ve kilit meselede daha sağlıklı değerlendirme yapmaya, toplumu tatmin edecek bir açıklama yapmaya davet etmektedir.

 

Bu vesileyle başta ana dilinde eğitim olmak üzere, dil haklarına ilişkin Diyarbakır Barosunun temel yaklaşımını vurgulamak isterim. Milyonlarca insanın en tabii ve temel bir hakkı olan dil hakları veya ana dilinde eğitim hakkı anayasal düzenleme dışında bir düzenleme ile güvenceye kavuşamaz. Bu nedenle gerek yeni anayasanın ilk maddelerinde ve gerekse hâlihazırdaki anayasanın 42. maddesinde olduğu gibi eğitim hakkına ilişkin maddede resmi/kamusal yaşamda dil hakkı ve anadilinde eğitim hakkı mutlaka anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır.

Ana dilinde eğitim ve öğrenim, anayasal düzenleme dışında tutularak, daha sonra Parlamentoda çoğunluğa sahip olabilecek bir partinin veya bir mahkemedeki birkaç yargıcın takdirine bırakılamayacak kadar önemli ve geçiştirilemez bir konudur. Ana dilinde eğitim talebinin Kürt toplumunun tüm kesimlerinin temel, vazgeçilmez ve stratejik bir talebi olduğunu ifade etmek isteriz.

  Kürt toplumu, taleplerini birçok vesileyle ortaya koymuştur. Kısa bir süre önce bizzat Hükümet tarafından oluşturulan Akil İnsanlar Heyetinin Doğu ve Güneydoğu Heyetlerinin Raporlarının incelenmesi bile Kürt toplumunun taleplerinin tespiti bakımından yeterlidir.

 

Yarın Diyarbakır ve diğer birçok merkezde 1 Eylül Barış Günü vesilesiyle açık hava toplantıları /mitingler düzenlenecek, insanlar barış taleplerini dile getirecektir. Toplumun taleplerini demokratik hakları olan toplanma ve ifade özgürlüğü çerçevesinde, barış gününde ve barışçıl bir şekilde dile getirmesi önemlidir. Diyarbakır Barosu, yarın Diyarbakır’da yapılacak açık hava toplantısını, barış gününde toplumun demokratik taleplerini ifade etmesi, yetkililerin de bu talepleri dikkate alması için tarihi bir fırsat sunduğunu değerlendirmektedir.

 

Savaşsız bir dünya dileğiyle, Dünya Barış Gününü kutluyorum. 

 

Kamuoyuna saygıyla sunulur.

  

                                               Diyarbakır Barosu YK. adına

                                              Av. Tahir ELÇİ / Baro Başkanı