Page 272 - 2014-2016 Çalışma Raporu
P. 272
ğimiz beyanlarımızda da beliıltiğimiz glbi, her darbe girişiminin halkın özgür iradçsine
ve insanlık onuruna karşı yapılmış bir saldırı olduğunu ilk günkü gibi tereddütsüz bir
şekilde ıurguladığımızı kamuoyuyla bir kez daha paylaşmak isterlz.
Toplum olarak, darbe girişiminin başarısızlığa uğramasının ardından gelişen süreçte
ciddi ve sistematik yaptırlm dalgalarını gözlemlemekteyiz. Hükiimet yetkilileri tarafin-
dan darbenin fai]lerine karşı geliştirildiği ifade edilen bu yaptırımlar çerçevesinde daha
önce bizzat Başbakan Binali Yıldırım tarafından kamuoyuyla paylaşılan ifadelere göre;
80 bine yakın kamu personeli görevden uzaklaştırılmış, 5 bine yakın kamu personeli
memuriyetten çıkarılmış, 20 bine yakın kişi gözaltına alınmış ve bunlardan l1 bine
yakını tutuklanmıştı. Ancak bu sayılar 1 Eylül 20t6 gecesi yayımlanan 672 sayılı KHK
iIe 28 bini MEB çalışanı olmak üzere aralarında barış talebinde bulunan akademisyenle-
rin de olduğu 50 bini aşan kamu çalışanının hiçbir soruşturmaya tabi tutulmadan ve
savunmaları dahi almmadan mesleklerinden ihraç edilmeleriyle çok büyük oranlara
ulaşmış ve endişe verici düzeye gelmiştir. Bunlarla birlikte yine Başbakan Binali Yıldı-
rım'ın en son Dİyarbakır zİyaretİ sırasında yaptığı açıklamada 14 bin civarında öğret-
menin PKK ile ilişkileri gerekçe gösterilerek görevlerinden uzaklaştırılacaklarını ifade
etmesi ve hemen ardından Mill1 Eğitim Bakanlığınca soruşturma ve yargı makamlarınca
yargılama süreçleri gerçekleştirilmeden 11.285 öğretmenin açığa alındığının açıklan-
ması bir başka hukuksuzluk ömeği olarak karşımıza çıkmıştır.
Demokasinin vazgeçllmezi olan sendikaların ve üyelerinin sendikal faaliyetlerinin
krimanilize edilerek suç olarak adlandınlması örgütlenme özgürlüğünün tamamen orta-
dan kaldırılması anlamına gelmektedir. Ayrıca bu durum İdarenin iş ve işlemlerinde
demokrasinin içselleştirilmediği, hukuk dairesinde hareket edilmediğini de ortaya koy-
maktadır. Aynı şekilde toptancı bir anlayışla on binlerce öğretmen hakkında açığa alma
işlemi tesis etmek de hukukun egemen anlayış olarak kabul edilmediğinin ve keyfi bir
tutum sergilendiğinin kabulüdür. Suç ve cezaların şahsiliği ilkesi ya|nızca ceza hukuku
normları açısından değil iş hayatına itişkin disiplin normları açısından da geçerli bir
ilkedir. Bu ilkenin yok sayılarak toptancı bir anlayış içerisinde hareket edilmesinin çok
ciddi sosyo/ekonomik sorunlarla beraber toplumda bir ayrışma ve karşıtlık yaratacağı
bilinmelidir.
Söz konusu siireçlerde, disiplin hukukun temel normlarının terk edilmemesi ve yalnızca
birtakım ihbar ve duyumlara dayanılarak yapılacak işlemler dolayısıyla telafisi imkansız
sonuÇların ortaya çıkmasının kesİn bir şekilde engellenmesi hayati önem arz etmektedir.
Sürecin aksi yönde ilerlemesi suçsuz kimselerin cezalandırılmasına, hukuki güvenliğin
yok olarak toplumsal bir infial halinin oluşmasına ve yakın tarihimizdeki bazı dava
süreÇlerinde gözlemlediğimiz gibi bütün bir yargısal sürecin telafi edilemezbir çıkmaza
girerek orta Ve uzun vadede suçluların suçsuzlardan ayrılamadığı bir aşamaya varmasına
ve çökmesine sebep olacaktır.
Sonuçsuz kalan darbe girişimi sonrasında, ETKiN BİR iNCELEME VE SORUŞTUR-
MA YAPILMADAN, YARGISAL YOLLARLA HAK ARAMA ÖZGÜRLÜTOERİ
ELLERINDEN barış tale-
binde bulunan ''}'İJlHİ
alınması, adeta
İşrEılrınN BAŞVU-
RULACAK ULUSLARARASI YARGIDAN BOZULARAK DÖNECEĞiNDEN VE
rünriynxiN MAHKuM EDİLEcEĞiNDEN HiçBiR şüprfiMiz yoKTuR!
Sivil Toplum Kuruluşları olarak, Yargısal sürecin hukuksuzluğa dönüştürerek muhale-
305

