Baromuz Çocuk Hakları Merkezinin 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü Nedeniyle Yaptığı Basın açıklaması

20.11.2013



Değerli Basın Mensupları ;

Çocuk Hakları Sözleşmesi, 20 Kasım 1989'da Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilip 2 Eylül 1990 da yürürlüğe girmiştir. Sözleşmenin kabul günü olan 20 Kasım, Birleşmiş Milletler tarafından Çocuk Hakları Günü olarak ilan edilmiştir. Amerika ve Somali dışında bütün dünya ülkelerinin taraf olduğu bu sözleşme ile hüküm altına alınan çocuk haklarına riayet edilmediği, hak ihlallerinin tüm dünyada olduğu gibi ne yazık ki ülkelimizde artarak devam ettiği görülmektedir.

Türkiye, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'ni 14 Ekim 1990 tarihinde imzalanmış 1995 yılında da yürürlüğe sokmuştur. Türkiye sözleşmeyi imzalarken çocukların eğitim, ifade özgürlüğü, kendi kültürünü yaşatma ve kendi dilini özgürce kullanma haklarını içeren 17., 29. ve 30.maddelerine çekince koymuştur.çekince konulan maddelerle Türkiye de çocuk haklarına ciddi anlamda sınırlılık getirdiği bilinmektedir. Çocuk hakları alanında çalışma yürüten sivil toplum örgütleri yıllardır bu çekincelerin kaldırılması için mücadele vermekte ancak siyasi otoriteler hala bu çekinceleri muhafaza etmektedirler.

Hükümet tarafından kamuoyuyla paylaşılan son demokratikleşme paketinde özel okullarda anadilde eğitim hakkı alanında bir değişiklik yapılacağı öngörülmüştür. Bu değişiklikle anadilde eğitim hakkı sadece özel okullara gitme şansı yakalayan çocuklara tanınmak istenmektedir. Bu uygulama özel eğitim şansı olmayan yoksul çocukların ayrımcılığa maruz kalması anlamına gelmektedir.

Yapılan araştırmalara göre anadilde eğitim göremeyen çocukların eğitim anlamında yaşıtlarını birkaç yıl geride takip ettiği bilinmekle, özellikle bölgemiz Kürt çocuklarının anlamsız bir şekilde mental gerilik tanısı ile özel rehabilitasyon merkezlerine sevk edilmesine sebebiyet vermektedir. Hükümet yetkililerinin bu ayrımcılığa son vererek, anadilde eğitimin önünü hiçbir sınıf ayrımı gözetmeden açması gerekmektedir.

Günümüzde gerek dünyada gerekse Türkiye de çocukların uğradığı hak ihlalleri yaşam hakkı ihlali, çocuk işçiliği ve sömürüsü, cinsel istismar giderek artmaktadır.                                                      

Adalet Bakanlığı'nın resmi verilerine göre 2008 yılından 2012 yılına kadar cinsel istismara maruz kalan çocukların sayısı % 400 gibi ciddi bir oranda artış göstermiştir. Giderek artan bir ivme ile devam eden çocuğun cinsel istismarı ve tecavüz gibi ahlak dışı eylemlerin yaşattığı üzüntü bir yana, bu gibi olayların yaşandığı mekanların devletin denetimi altında olan cezaevi, çocuk yurtları ve okullarda yaşanıyor olması, faillerinin bir çoğunun devlet erkini kullanan kişilerin olması oldukça vahim bir durumdur. Nitekim bunun en yakın örneği; Bingöl'de 8 askerin 2 yıl boyunca cinsel istismarına maruz kalan mağdur çocuk E.A. olayıdır.

Kürt sorununa paralel gelişen toplumsal olaylarda da orantısız güç kullanımı neticesinde birçok çocuk hayatını kaybetmiştir. Devletin negatif yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle ortaya çıkan yaşam hakkı ihlallerinin yanı sıra yine toplumsal olaylarda birçok çocuk anlamını dahi bilmediği ağır suçlamalarla tutuklanmakta ve mahkum edilmektedir.

Kamu görevlilerinin faili olduğu bir çok öldürme ve istismar yakasında failler cezasız kalmakta ve adeta failleri sistematik bir şekilde ödüllendirilip beraat ettirilmektedir. Bunun en acı örneğini Uğur Kaymaz davasında gördük. Aynı koruma kalkanını yakın tarihte Roboski katliamında yaşamını yitirenlerin dosyasında(19 çocuk), Ceylan Önkol dosyasında ve Medeni Yıldırım dosyasında görmüş bulunmaktayız.
Kamu görevlilerinin çocuklara yönelik bu denli hak ihlallerinin cezasız kalması kişilerin hukuka adalete ve insan haklarına olan inancını sarsmıştır. Bu inancın yitirilmemesi ve kamu görevlilerinin çocuklara yönelik hak ihlallerinin önüne geçilebilmesi için derhal etkili idari ve cezai soruşturmaların yapılması, bunun sağlanması için gerekli yasal önlemlerin alınması gerekmektedir.

Suriye de yaklaşık 4 yıldır süren iç savaşın en acı kısmını kadınlar ve çocuklar yaşamaktadır. Savaşın başından beri 2 bin 500'ü 10 yaşın altında olmak üzere 10 bin çocuk yaşamını kaybetmiştir. Hayatta kalanlar ise ya ailelerini kaybetmiş yada ailesi ile birlikte mülteci konumuna düşerek komşu olan ülkelere sığınmışlardır. Mülteci olarak ülkemizde hatta ilimizde sokaklarda kalan bu çocukların eğitim, barınma, beslenme ve sağlık haklarının ciddi anlamda ihlal edildiğine tanık olmaktayız. Yine Rojava da sivillere ve özellikle çocuklara yönelik çok sayıda katliam gerçekleştirilmiştir. Bu katliamları dünyanın görmezden gelmesi ve seyirci kalması oldukça düşündürücüdür.

BM Çocuk Hakları Sözleşmesinin en temel ilkelerinden olan Çocuğun yaşama ve gelişmesi ilkesi de ülkemiz tarafından maalesef ihlal edilmektedir. Bugün Van —Erciş depremi üzerinden yaklaşık 2 yıl geçmiş olmasına karşın; konteynır kentlerde yaşamaya çalışan aileler ve özellikle çocukların başta yaşam hakları, barınma, sağlık, eğitim hakları noktasında devlet üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmemiş ve oldukça zor koşullarda yaşama tutunmaya çalışan çocukları unutmuştur.

Bu da göstermektedir ki uluslararası sözleşmelere taraf olup, çocukların haklarını tanımak sadece kağıt üzerinde kalmakta, fiilen çocukların yaşama ve sağlıklı gelişmesi için yeteri kadar çaba harcanmadığını göstermektedir. Tüm dünya nüfusunun 3/1'ni oluşturan çocukların toplumların geleceği olduğu göz ardı edilerek ekonomik anlamda yeteri kadar bütçe ayrı ayrılmamaktadır.

Her 20 Kasım Dünya Çocuklar Gününde çocukların maruz kaldığı sorunlar dile getirilip bunlara bir takım çözüm önerileri öngörülmekte ise de sorunların azalması yerine her geçen yıl çocukların yaşadığı sıkıntılar artmaktadır.

Çocukların daha mutlu bir yaşam sürmeleri için öncelikle başta siyasal iktidar olmak üzere tüm siyasilerin partiler üstü bir anlayışla meseleye bakmaları ve çocukların maruz kaldığı sıkıntılara kalıcı çözümler üretilerek, bu sorunların çözümü için yeterli oranda bütçe ayrılmalıdır.

Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi olarak ülkemizde ve dünyada çocukların fiziksel, cinsel, duygusal ve her türlü istismarların takipçisi olacağımızı, yaşam hakkını ihlal edenlerle mücadele edeceğimizi belirtir, sadece bu günün değil, yılın her gününün onlar için olmasını, savaştan uzak ve çocukluklarının yaşatıldığı bir dünya için mücadele ederek, yanlarında olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.

                                                                DİYARBAKIR BAROSU

                                                             ÇOCUK HAKLARI MERKEZİ